| Önceki başlık :: Sonraki başlık |
| Yazar |
Mesaj |
rsevinc

Kayıt: 30 Arl 2007 Mesajlar: 2390 Konum: Kadıköy/İstanbul
|
Tarih: Pzr May 04, 2008 4:00 pm Mesaj konusu: BİR ÇOCUĞUN AĞZINDAN |
|
|
BİR ÇOCUĞUN AĞZINDAN
Sevgili Anneciğim, Sevgili babacığım,
Bütün duygu ve düşüncelerimi dile getirebilseydim, size şunları
söylemek isterdim: Sürekli bir büyüme ve değişme içindeyim. Sizin
çocuğunuz olsam da, sizden ayrı bir kişilik geliştiriyorum. Beni
tanımaya ve anlamaya çalışın. Deneme ile öğrenirim. Bana ayak
uydurmakta güçlük çekebilirsiniz. Oyunda, arkadaşlıkta ve
uğraşılarımda özgürlük tanıyın. Beni her zaman her yerde koruyup
horlamayın. Davranışlarımın sonuçlarını kendim görürsem, daha iyi
öğrenirim. Bırakın, kendi işimi, kendim göreyim. Büyüdüğümü başka
nasıl anlarım yoksa. Büyümeyi çok istiyorsam da, ara sıra yaşımdan
küçük davranmaktan kendimi alamıyorum. Bunu önemsemeyin, ama
beni şımartmayın da. Hep çocuk kalmak isterim sonra. Her istediğimi
elde edemeyeceğimi biliyorum. Ancak siz verdikçe, almadan
edemiyorum. Bana yerli, yersiz söz de vermeyin. Sözünüzü
tutmayınca, sizlere güvenim azalıyor. Bana kesin ve kararlı
davranmaktan çekinmeyin. Yoldan saptığımı görünce beni sınırlayın.
Koyduğunuz kurullar ve yasakların hepsini beğendiğimi söyleyemem.
Ancak, hiç kısıtlamayınca, ne yapacağımı şaşırıyorum. Tutarsız
davrandığınızı görünce, hem bocalıyor, hem de bundan yararlanmadan
yapamıyorum. Öğütlerinizden çok, davranışlarınızdan etkilendiğimi
unutmayın. Beni eğitirken ara sıra yanlışlar yapabilirsiniz. Bunları
çabuk unuturum. Ancak birbirinize saygı ve sevginizin azaldığını
görmek beni yaralar ve sürekli tedirgin eder. Çok konuşup, çok
bağırmayın. Yüksek sesle söylenenleri ben pek duymam. Yumuşak ve
kesin sözler bende daha iyi bir iz bırakır. "Ben senin yaşındayken"
diye başlayan söylevleri hep kulak ardına atarım. Küçük yanılgılarımı
büyük suçmus gibi başıma kakmayın. Bana yanılma payı bırakın. Beni
yaramazlıklarım için kötü çocukmuşum gibi yargılamayın. Yanlış
davranışım üzerinde durup düzeltin. Ceza vermeden önce beni
dinleyin. Suçumu aşmadığı sürece, cezama katlanabilirim.
Beni dinleyin. Öğrenmeye en yakın olduğum anlar, soru sorduğum
anlardır. Açıklamalarınız kısa ve özlü olsunBeni yeteneklerimin
üstünde işlere zorlamayın. Ama başarabileceğim işleri yapmamı
bekleyin. Bana güvendiğinizi belli edin. Beni destekleyin, hiç değilse,
çabamı övün. Beni başkaları ile karşılaştırmayın. Umutsuzluğa
kapılırım. Benden yaşımın üstünde olgunluk beklemeyin. Bütün
kuralları birden öğretmeye kalkmayın. Bana süre tanıyın. Yüzde yüz
dürüst davranmadığımı gördüğünüzde ürkmeyin. Beni köşeye
sıkıştırmayın. Yalana sığınmak zorunda kalırım. Sizi çok bunaltsam
da, soğukkanlılığınızı yitirmeyin. Kızgınlığınızı haklı görebilirim, ama
beni aşağılamayın. Hele başkalarının yanında onurumu kırmayın.
Unutmayın ki, bende sizi başkalarının önünde güç durumda
bırakabilirim. Bana haksızlık ettiğinizi anlayınca, açıklamaktan
çekinmeyin. Özür dileyişiniz, size olan sevgimi azaltmaz, tersine, beni
size daha çok yaklaştırır. Aslında ben sizleri olduğunuzdan daha iyi
görüyorum. Bana kendinizi yanılmaz ve erişilmez göstermeye
çabalamayın. Yanıldığınızı görünce üzüntüm büyük olur. Bana
verdikleriniz yanında benden istediklerinizin zor olmadığını da
biliyorum. Yukarıda sıraladığım istekler size çok geldiyse, bir
çoğundan vazgeçebilirim, yeter ki beni ben olarak seveceğinize
olan inancım sarsılmasın. Benden "Örnek çocuk" olmamı
istemezseniz, ben de sizden kusursuz anne-baba olmanızı
beklemem, severek ve anlayışlı olmanız bana yeter. Sizin
çocuğunuz olarak doğmak elimde değildi. Ama seçme hakkımolsaydı, sizden başka kimsenin çocuğu olmak istemezdim.
Sizi seviyorum. Çocuğunuz.
    _________________ "SEVGİ EMEK İSTER"
"SEVMEK İÇİN YÜREK; SÜRDÜRMEK İÇİN EMEK GEREK"
www.barsakforum.com |
|
| Başa dön |
|
 |
rsevinc

Kayıt: 30 Arl 2007 Mesajlar: 2390 Konum: Kadıköy/İstanbul
|
Tarih: Pzr May 04, 2008 4:10 pm Mesaj konusu: Re: BİR ÇOCUĞUN AĞZINDAN |
|
|
ÇOCUK PSİKOLOJİSİ
SOSYAL VE DUYGUSAL HAZIRLIK
Öz saygı:Çocuklar kendileri hakkında iyi şeyler hissetmeyi ve başarabileceklerine inanmayı öğrenmeleri gerekir.
Güven: Kendine güveni olan çocuklar yeni işlere atılmaya daha heveslidirler ve ilk seferinde başaramadıklar taktirde, tekrar denerler.
Bağımsızlık: Çocuklar ayrıca bir ölçüde bağımsız olmayı ve kendi işlerini nasıl görebileceklerini öğrenmelidirler.
Motivasyon: Çocuklar öğrenmeyi istemelidirler.
Merak: Çocuklar doğal olarak meraklıdır ve öğrenme fırsatlarının çoğunu yakalamak için bu merakları devam etmelidir.
Sabır: Çocuklar başladıkları işi bitirmeyi öğrenmelidir.
İşbirliği: Çocuklar başkaları ile iyi geçinmeyi, paylaşmayı ve sıralarını beklemeyi öğrenmelidirler.
Öz kontrol: Okul öncesi dönem çocukları vurma ve ısırma gibi bazı hareketlerin yanlış olduğunu anlamalıdırlar. Kızgınlığı ifade etmenin kabul edilebilir ve kabul edilemez yollarını öğrenmelidirler.
Başkalarını anlayabilme: Çocuklar başkalarına ilgi duymayı ve başkalarının ne hissettiğini anlamayı öğrenmelidirler.
Çocukların bu becerileri geliştirmesi için herkesten fazla ailenin yardımcı olması gerekir. Çocuğunuzun olumlu nitelikler kazanması için yardımcı olabileceğiniz bazı yollar aşağıda belirtilmiştir:
Gençler birinin kendilerini gözeteceğine inanmalıdırlar. Çocuklarınıza onlara değer verdiğinizi gösterin. Aileleri veya onlara bakan başka insanlar sevgi dolu ve güvenilir olduğu zaman çocuklar çok iyi gelişirler. Küçük çocuklara özen gösterilmesi, cesaretlendirilmesi, bağıra basılması ve kucakta bolca zaman ayrılması gerekir. Sevildiklerini hisseden çocuklar kendilerine daha çok güvenirler.
İyi bir örnek oluşturun. Çocuklar başkalarından gördüklerini ve duyduklarını taklit ederler. Aileler egzersiz yapar ve besleyici yiyecekler yediği taktirde çocukların da aynısını yapma ihtimali artar. Aile başkalarına saygılı davranırsa, çocukları da muhtemelen aynı şeyi yapacaktır. Aile paylaşmayı bilirse, çocukları da başkalarının duyguları hakkında düşünceli olurlar.
Öğrenmeye ve okula karşı olumlu bir tavır takının. Çocuklar bu dünyaya güçlü bir arama ve keşfetme ihtiyacı ile gelirler. Bu özelliklerinin korunması isteniyorsa, ailenin bu merakı teşvik etmesi gerekir. Çocukların yaptıklarının övülmesi (“Harika bir resim çizmişsin”) başarılarından gurur duymalarını sağlar _________________ "SEVGİ EMEK İSTER"
"SEVMEK İÇİN YÜREK; SÜRDÜRMEK İÇİN EMEK GEREK"
www.barsakforum.com |
|
| Başa dön |
|
 |
rsevinc

Kayıt: 30 Arl 2007 Mesajlar: 2390 Konum: Kadıköy/İstanbul
|
Tarih: Pzr May 04, 2008 4:14 pm Mesaj konusu: Re: BİR ÇOCUĞUN AĞZINDAN |
|
|
SUÇLU ÇOCUK YETİŞTİRMEK ELİMİZDE
- Çocuklarına bağırarak, utandırarak, fiziksel veya psikolojik şiddet uygulayarak yaptığının yanlış olduğunu göstermeye çalışan ailelerin, farkında olmadan çocuğunu suç işlemeye iterek gelecekteki başarılarını da kendi elleriyle baltaladıkları belirtildi.
Psikolog Gülay Kayaş, yaptığı açıklamada, son zamanlarda toplumda şiddet olaylarının hızla arttığına ve bu olayları gerçekleştirenlerin yaş ortalamasının gittikçe düştüğüne dikkat çekti.
Saldırgan, kendine ve çevresindekilere güvenmeyen, içine kapanık, mutlu olmasını bilmeyen, insanları sevmeyen, iletişim kopukluğu olan, utangaç, yalancı, hilekar, bencil ve başkalarının hakkını ihlal eden bireylerin tamamen yanlış eğitim sonucunda ortaya çıktığını belirten Kayaş, "Bireye bebekliğinden itibaren, bağırarak onu utandırarak ona fiziksel veya psikolojik şiddet uygulayarak yaptığının yanlış olduğu gösterilmeye çalışılırsa; çocukta saldırganlık, kendini değersiz görme özgüven eksikliği gibi olumsuz özellikler gelişecektir. Bu da çocukta çok büyük bir yıkıma neden olacaktır ve aile farkında olmadan çocuğunu suç işlemeye iterek gelecekteki başarılarını da kendi elleriyle baltalamış olacaktır" dedi.
Çocuğa konuşmaya başladıktan sonra her konuda söz hakkı tanınması ve bir şeye karar verirken onunda fikrinin sorulması gerektiğini kaydeden Kayaş, şunları söyledi:
"Bazı aile büyükleri özelliklede baba, 'şımarmasın ve otoritesi sarsılmasın' diye çocuğa karşı sevgisini göstermez. Bu durumda çocuğun içindeki baba sevgisi eksikliğini kim dolduracak. Çocuğun içindeki bu eksiklik onu sevgi arayışına itecektir. İçindeki bu boşluğu doldurmak için de baba sevgisini başka yerlerde arayacaktır. Özellikle kız çocuklarında baba sevgisi eksikliği onları sonunda pişman olacakları ilişkiler yaşamasına neden olabilir. Çünkü yetişkin bir birey olduklarında karşılarına ilk çıkan ve 'seni seviyorum' diyen bir erkeğe karşı sadece duygularıyla hareket ederek bazı sakıncalı durumlar varsa bile 'hayır' diyemeyecektir. Karşısındaki insan art niyetli olsa dahi bunu göremeyecektir."
Bir çocuğu yetiştirirken onu severek, onun hangi yaşta olursa olsun değerli olduğunu hissettirerek, ona önem vererek, sevmeyi, paylaşmayı, saygıyı, doğruyu, yanlışı ve empati kurmayı öğretmek gerektiğini ifade eden Kayaş, "Aman çocuktur anlamaz, korkutayım ki, bana itaat etsin, her şeyin en doğrusunu ben bilirim, sen sus benim dediğim olur, senin görüşlerinin bir önemi yok, seviyorum ama şımarmasın diye göstermiyorum' diyen bir zihniyetle çocuklarını eğittiklerini düşünen aileler, hem kendilerine hem çocuklarına hem de topluma büyük zarar vermekteler. Sevgi, karşındakine gösterebildiğin anlatabildiğin kadar değerlidir. Onu kendinize saklarsanız karşınızdaki kişi için bir anlam ifade etmeyecektir" diye konuştu.
- Çocuklarına bağırarak, utandırarak, fiziksel veya psikolojik şiddet uygulayarak yaptığının yanlış olduğunu göstermeye çalışan ailelerin, farkında olmadan çocuğunu suç işlemeye iterek gelecekteki başarılarını da kendi elleriyle baltaladıkları belirtildi.
Psikolog Gülay Kayaş, yaptığı açıklamada, son zamanlarda toplumda şiddet olaylarının hızla arttığına ve bu olayları gerçekleştirenlerin yaş ortalamasının gittikçe düştüğüne dikkat çekti.
Saldırgan, kendine ve çevresindekilere güvenmeyen, içine kapanık, mutlu olmasını bilmeyen, insanları sevmeyen, iletişim kopukluğu olan, utangaç, yalancı, hilekar, bencil ve başkalarının hakkını ihlal eden bireylerin tamamen yanlış eğitim sonucunda ortaya çıktığını belirten Kayaş, "Bireye bebekliğinden itibaren, bağırarak onu utandırarak ona fiziksel veya psikolojik şiddet uygulayarak yaptığının yanlış olduğu gösterilmeye çalışılırsa; çocukta saldırganlık, kendini değersiz görme özgüven eksikliği gibi olumsuz özellikler gelişecektir. Bu da çocukta çok büyük bir yıkıma neden olacaktır ve aile farkında olmadan çocuğunu suç işlemeye iterek gelecekteki başarılarını da kendi elleriyle baltalamış olacaktır" dedi.
Çocuğa konuşmaya başladıktan sonra her konuda söz hakkı tanınması ve bir şeye karar verirken onunda fikrinin sorulması gerektiğini kaydeden Kayaş, şunları söyledi:
"Bazı aile büyükleri özelliklede baba, 'şımarmasın ve otoritesi sarsılmasın' diye çocuğa karşı sevgisini göstermez. Bu durumda çocuğun içindeki baba sevgisi eksikliğini kim dolduracak. Çocuğun içindeki bu eksiklik onu sevgi arayışına itecektir. İçindeki bu boşluğu doldurmak için de baba sevgisini başka yerlerde arayacaktır. Özellikle kız çocuklarında baba sevgisi eksikliği onları sonunda pişman olacakları ilişkiler yaşamasına neden olabilir. Çünkü yetişkin bir birey olduklarında karşılarına ilk çıkan ve 'seni seviyorum' diyen bir erkeğe karşı sadece duygularıyla hareket ederek bazı sakıncalı durumlar varsa bile 'hayır' diyemeyecektir. Karşısındaki insan art niyetli olsa dahi bunu göremeyecektir."
Bir çocuğu yetiştirirken onu severek, onun hangi yaşta olursa olsun değerli olduğunu hissettirerek, ona önem vererek, sevmeyi, paylaşmayı, saygıyı, doğruyu, yanlışı ve empati kurmayı öğretmek gerektiğini ifade eden Kayaş, "Aman çocuktur anlamaz, korkutayım ki, bana itaat etsin, her şeyin en doğrusunu ben bilirim, sen sus benim dediğim olur, senin görüşlerinin bir önemi yok, seviyorum ama şımarmasın diye göstermiyorum' diyen bir zihniyetle çocuklarını eğittiklerini düşünen aileler, hem kendilerine hem çocuklarına hem de topluma büyük zarar vermekteler. Sevgi, karşındakine gösterebildiğin anlatabildiğin kadar değerlidir. Onu kendinize saklarsanız karşınızdaki kişi için bir anlam ifade etmeyecektir" diye konuştu. _________________ "SEVGİ EMEK İSTER"
"SEVMEK İÇİN YÜREK; SÜRDÜRMEK İÇİN EMEK GEREK"
www.barsakforum.com |
|
| Başa dön |
|
 |
rsevinc

Kayıt: 30 Arl 2007 Mesajlar: 2390 Konum: Kadıköy/İstanbul
|
Tarih: Pzr May 04, 2008 4:17 pm Mesaj konusu: Re: BİR ÇOCUĞUN AĞZINDAN |
|
|
ÇOCUĞUNUZ NE KADAR ÖZGÜR
Çocuğun özgürlüğü de nereden çıktı demeyin...Baskı ve dayatmaların olmadığı bir hayatı kim istemez? Küçük büyük her bireyin yeteneklerinin sağlıklı gelişimi özgür ortamda olabilir ancak. Dikkat! Çocuğun baskıya ve dıştan yapılan karışmalara hiç tahammül etmeyen bir yapısı var!
Eğitimci ve pedagogların haklı olarak en çok üzerinde durdukları ve duyarlılık gösterdikleri konu, çocukların özgür bir şekilde yetiştirilmesidir.
İnsan merkezli olan özgür eğitim ortamında yetişecek kuşakların kaynak olacağı toplumlarda da, doğaldır ki, özgür ve demokratik bir atmosfer oluşturacaktır. Bu ise insanca yaşamanın bir gereğidir.
Çocuğun otoriter olmayan karakter yapısını, ailenin ahlaki yapısından kurtulmasında gören eğitim akımının ateşli savunucularına rağmen, çocukların özgürlüğün havasını teneffüs edecekleri yer çekirdek toplum olan aileden başkası olamaz. Çocuk sevgiye son derece gereksinim duyar ve onun gelişip büyümesi de sevgi ortamında gerçekleşir.
Güvenin Kaynağı Anne Kucağı...
Sevgilerin en güzeli ve en tatlısı anne şefkati olmadan büyüyen bir çocuğun duygusal yönü eksiktir. Anne şefkatini başka hangi kurum sağlayabilir ki! "yetim" kavramının esprisi de bu sevgi fenomeninin yokluğundan başkası değil. Kucağa alınan ve okşanıp sevilen çocukların sevilmeyen çocuklara oranla gelişmeleri çok daha hızlı olduğunu yapılan araştırmalar göstermiştir. Bu nedenle çocuk, anne kucağına, annenin sevgisine, okşayışına bir gıda kadar gereksinim duyar. Sevgi çocuğun aynı zamanda güvenliğini sağlayan bir unsurdur. Güvenliği sağlanamayan bir çocuk çeşitli korkuların etki alanı dışında kalamaz. Her an kendini korkular karşısında bulan bir çocuk nasıl özgür olabilir?
Çocuğunuza Bir Yetişkin Gibi Davranın?
Çocuk yetenek potansiyeli ve sayısız duygu zenginlikleriyle doğar. Dış çevreden etkilenmesi de yetişkin insandan geri değil. Bu nedenle ona, yanlış anlam verilen çocuksu muamelesi yapmak hiç uygun düşmez. Tam aksine yetişkine gösterilecek özenden daha fazlasını çocuğa göstermek yerinde bir davranıştır. hele aileler, yani anne-babalar, çocuklarına bir çocuk gibi değil, bir yetişkin gibi davranmalıdır.
Anne-baba, çocuğun bu yönünü göz ardı edemez. Özellikle 0-6 yaş arasındaki çocuğa gereken pedagojik eğitim verilmezse, duygu dünyası sevgiyle doyurulmazsa, yeteneklerinin gelişmesi engellenirse, ikide bir istekleri bastırılırsa, bu çocuktan ileriki yaşlarda dengeli bir davranış beklenmesi düşünülemez. Çocuğun potansiyeli engellendiğinde birtakım davranış bozuklukları göstermesi kaçınılmazdır. Gelişimini olumsuz etkiler. Ünlü psikanalist Karen Horney, psikopatolojinin , genelde, kötü şartların çocuğun potansiyellerini gerçekleştirmeğe yönelik olarak büyümesine engel olduğundan ortaya çıktığını söyler.
Sağlıklı ve dengeli insanların geçmişleri araştırılsa, çocukluklarının özgür bir eğitim ortamında geçtiği görülür. Karakter gelişiminde de özgür ve sağlıklı ailenin rolü büyüktür.
Böyle bir ailede çocuk, özgür bir ortam bulacağından gerek sevgide ve gerekse yetenek gelişiminde bir engelle karşılaşmayacaktır. Çocuk en azından bir çiçek gibidir. Nasıl ki, çiçek gereksinim duyduğu su, hava ve güneş olmadan açamazsa, engellerle dolu bir ortamda canlılık ve parlaklığını gösteremezse, çocuk da sevgi, güven ve dayanaktan mahrum bir şekilde sağlıklı gelişemez. Zehirli hava çiçeği kuruttuğu gibi, engellemeler de çocuğun tüm potansiyelini kurutur.
Saksınıza mı Yoksa Çocuğunuza mı Daha Çok Düşkünsünüz?
Anne-babanın çocuklarını sevmesi şüphe götürmez. Ama çoğu kez saksılara gösterdikleri özeni çocuklarından esirgeyebiliyor ya da çocuklarının eğitiminde yapılması gereken çok şeyleri ihmal edebiliyor. Kuşkusuz bu durum, anne-babaların çocuk eğitimi konusunda daha çok şeyler öğrenmelerinin gereğini ortaya koyuyor. Çocuğa özgür davranışlar kazandırmak kolay değil. Her şeyden önce ailelerin bunu benimsemeleri gerekir. Sağlıklı bir toplum, buna bağlı olarak herkesin rahatça isteklerini ifade edebileceği engelsiz bir hayat tarzının ortaya çıkması da buna bağlı. Toplumun temel taşı olan ailenin, çocuk terbiyesinde özgür eğitimin kurallarını çalıştırması sonucunda ortaya çıkan, insan yaratılışına uygun, baskı ve dayatmalardan uzak hayat tarzı yalnız bireyi değil, bütün toplumu etki alanına alır. Haklı isteklere karışılmadığı ve tüm yeteneklerin doğal seyrinde olduğu cennetimsi bir dünya ancak böyle kurulur.
Güven Özgürlüğün Dayanağı...
Güven duygusu bir çocuk için en büyük dayanak ve özgürlük olgusunun da temel taşıdır. Güvencede olmayan hiç kimse kendini özgür görme hakkına sahip değil. Çocuk bu güveni, en zayıf olduğu bebeklik yaşında anne kucağından başka bir yerde bulamaz. Güvenlik gereksinimi çocukta olduğu gibi, yetişkinde de psikolojik bir ihtiyaçtır. Çocuk olsun, büyük olsun güvence de olmayanlar, doğalarında var olan yetersizlik nedeniyle kendilerini rahat hissedemezler. Bu nedenle de herkes korkularını yenecek bir güce dayanma gereksinimini duyar. Belki de inançların en büyük kaynağı insandaki bu duygu olsa gerek. Yeni psikolojinin kurucularından Abrahom Maslov da çocuğun bu yanını gündeme getirerek , özgür davranış gösterme ve sağlıklı gelişme için güvenlik gereksiniminin mutlaka giderilmesinin gereğine işaret etmektedir: "Genelde ancak kendini güvende hisseden bir bebek sağlıklı gelişmeye açık olacaktır. Güvenlik gereksiniminin giderilmesi gerekmektedir. Giderilmeyen güvenlik gereksinimleri her zaman içten içe doyurulmak için diretecek ve ilerlemeye engel olacaktır."
Çocuk güvenliğe doyuyorsa seçimlerini de kendisi yapacak, dolayısıyla kendini özgür hissedecektir. Güvenliğe doyan çocuk, isteklerini dile getirme ve gerçekleştirme aşamasında, birilerini ya da bazı şeyleri kaybetme korkusuna/fobisine girmeyecektir. Demek özgür olmanın temelinde güvenlik vardır. İşte çocuğun bu gelişme aşamasında anne-babaya düşen görev büyüktür. Anne-baba bu güven ortamını, çocuğun yeteneklerini köreltmeden, belli kalıplara sokmadan ve yönlendirmeden hazırlamalıdır. Çocuğun sevgiye doymuş bu güveni aile ortamının dışında bulması mümkün değil. Anne sefkati /sevgisi, çocuk için en büyük gereksinim ve güveni sağlayan psikolojik bağdır. Ailelerin sevgiyi verme, yaşatma ve güveni sağlama sanatını bilmiş olması da arzu edilen çocuk eğitimini kolaylaştıracak ve buna bağlı olarak demokratik ortamların oluşmasına neden olacaktır.
Çocuğunuz Nesne mi, Özne mi?
Çoğu aileler, çocuklarını yalnızca evlerinin süsü, neşesi ve oyuncak bir bebek gibi algılar. Aşırı sevgilerinden kaynaklanan bu coşku duygu yanılgısına da neden olur. Bu da tutum ve davranışlara yansır. Çocuklarını bir özne değil de nesne olarak görmeye başlarlar. Çocuğa olan bu bakış açısı çocuğun gelişimine ister istemez olumsuz etki yapacaktır. Oysaki çocuk ailede bir özne olarak görülmelidir. Anne_baba çocuğu bir özne olarak gördüğünde, yani ona kişilik verdiğinde, çocuğun özgürleşme sürecini de başlatmış olacaktır.
"En küçük bebeğe bile geleceğin dünyasında yerini alacak bir kişi olarak saygıyla davranın. Kendi kolayınıza gelen şeyler için, ya da aşırı önem vermekten aldığınız haz için çocuğun geleceğini feda etmeyin; bunların her biri öteki kadar zararlıdır. Her alanda olduğu gibi burada da doğru yolun izlenebilmesi için sevgi ve bilginin bir araya gelmesi gerekir."
(Bertrand Rusell)
Çocuğun yetişkin kişiliğinde kabul edilmesi gerektiğini söyleyen Joel Spring, "Çocuk mümkün olduğunca küçük yaşta minyatür bir yetişkin, şu anda yetişkinlere bahsettiğimiz bütün hak ve ayrıcalıklara sahip bir kişi olmalıdır." ifadeleriyle de güzel bir şekilde özetlemktedir.
Paulo Freire de özgür çocuk yetiştirme yönteminde aşırı fikirleri de olsa, şu yorumu ile önemli bir gerçeği dile getirmektedir: "İnsan olmakla hayvan olmak rasındaki fark bilincin kullanılması ve tarihin yapılmasına özne olarak katılmaktır. Bir nesne olarak davranılan çocuk bir hayvan muamelesi görüyordur. Bir özne olarak davranılan çocuk ise bir insan muamelesi görmüş olacaktır."
Çocuğunuzu Yıkıcı Yetiştirmek Elinizde!
Çoğu aileler bu gerçeği göz ardı eder ve çocuklarına ilk yaşlarda çok duyarlı davranmaları gerekirken, nesnellik muamelesini sürdürmüş olurlar. Ya potansiyelini var saymadan çok korumacı, ya da kişiliklerini görmezlikten gelerek aşırı baskıcı bir tutum sergilerler. Ailelerin bu tutumu, kendilerinin de farkına varamadıkları, gizli bir şekilde genç kuşağın yıkımını hazırlamış olur. Çocuklara yapılan pedagojik olmayan karışmalar, ileriki yaşlarda gerek aileler ve gerekse toplum için de çok pahalıya mal olur. Nitekim Erich Fromm da bu gerçeği kesin bir şekilde dile getirerek eğitimden sorumlu olanları daha duyarlı olmağa çağırır: "Tüm veriler bize, gerek çocukların ve gerekse yetişkinlerin gelişim süreçlerine dıştan yapılan karışmalar ve baskıların, ruhsal ve zihinsel bir çok sorunun, özellikle de yıkıcılık eğiliminin, en önemli nedenleri olduğunu göstermektedir."
Görülüyor ki, gerek aileler ve gerekse genç kuşakların eğitimleri üzerinde doğrudan rol oynayan kurumlar, bireyin ve toplumun özgürleşmesinde oldukça etkindir. Her hangi bir engele uğramadan bütün yeteneklerin gelişimi olarak ortaya çıkan özgür eğitim, çocuğun doğumundan, hatta doğmadan önceki dönemden başlayarak ölüme kadar devam eden bir süreçtir. Bu süreç yalnız bireyi değil, toplumun tüm kesimlerini içine alarak devam etmelidir. Ama çocuk bu sürecin en önemli unsurudur.
Sonuç: Çocuğunuza Katma Değeriniz Nedir ki...?
Çocuğun özgür olarak yetişmiş olması doğuştan getirdiği bir çok değerlerin sonucudur. Çocuk her şeyden önce buna layıktır ve yetişkinde olması gerekenin çoğuna sahip bir kişilik sahibidir. Çocuğun kişiliği, değerleri ve buna bağlı olarak gereksinim duyduğu şeyler görmezlikten gelinemez. Çocuğun bu psikolajik gereksinimleri, özellikle aileler tarafından göz ardı edilmemelidir. Şunu unutmamak gerekir ki, çocuk her şeyden önce geleceğimizdir.
Melike ŞENNUR / Yeni Eğitim Dergisi _________________ "SEVGİ EMEK İSTER"
"SEVMEK İÇİN YÜREK; SÜRDÜRMEK İÇİN EMEK GEREK"
www.barsakforum.com |
|
| Başa dön |
|
 |
şirine

Kayıt: 28 Arl 2007 Mesajlar: 743 Konum: Hastalık:Ülseratif kolit Kan grubu:A (+)
|
Tarih: Pzr May 04, 2008 11:42 pm Mesaj konusu: |
|
|
"Bir Çocuğun Ağzından" isimli yazıyı ilk kez orta okula giderken coğrafya hocamız bizlere okumuştu ve hepimize birer fotokobisini dağıtmıştı. Bu yazıyı okurken birden orta okul yıllarım ve hocamızın bizlere bu yazıyı okuduğu ders aklıma geldi(eski arkadaşlarım geldi aklıma diyeceğimde;ama zaten hala görüşüyoruz orta okul arkadaşlarımızla,hala eskitemedik birbirimizi )
Sayın Sevinç bu güzel paylaşım için çok teşekkürler ,ellerinize emeğinize sağlık. Allah razı olsun. |
|
| Başa dön |
|
 |
rsevinc

Kayıt: 30 Arl 2007 Mesajlar: 2390 Konum: Kadıköy/İstanbul
|
Tarih: Pzr May 04, 2008 11:45 pm Mesaj konusu: |
|
|
| şirine yazmış: |
Sayın Sevinç bu güzel paylaşım için çok teşekkürler ,ellerinize emeğinize sağlık. Allah razı olsun. |
Ben teşekkür ederim sayın şirine, allah sizden de razı olsun, selam ve dua ile kalın... _________________ "SEVGİ EMEK İSTER"
"SEVMEK İÇİN YÜREK; SÜRDÜRMEK İÇİN EMEK GEREK"
www.barsakforum.com |
|
| Başa dön |
|
 |
|
|
Bu forumda yeni başlıklar açamazsınız Bu forumdaki başlıklara cevap veremezsiniz Bu forumdaki mesajlarınızı değiştiremezsiniz Bu forumdaki mesajlarınızı silemezsiniz Bu forumdaki anketlerde oy kullanamazsınız
|
|