| Önceki başlık :: Sonraki başlık |
| Yazar |
Mesaj |
Ercan Zorlu Süper Moderatör

Kayıt: 28 Arl 2007 Mesajlar: 1698 Konum: MODA-KADIKÖY --İSTANBUL Hastalık:CROHN İlaç:NALTREXONE(LDN)
|
Tarih: Cmt Nis 16, 2011 5:44 am Mesaj konusu: HASTALIKLAR GENETİK DEĞİL,ÖNLENİR.Karatay Diyeti NEDİR? |
|
|
Türk halkına en uygun diyet
Tereyağlı pastırmalı yumurta, kuruyemişler kilo aldırmıyor
aksine kilo verdiriyor desek?
reklam Ya tereyağlı pastırmalı yumurtayı özgürce yiyebilirsiniz desek,
kuruyemişler kilo aldırmıyor aksine kilo verdiriyor desek?
Farklı beslenme ve diyet uzmanlarından yıllardır ‘az az ve sık sık yiyin’
nasihati dinliyoruz. Bu ‘uzmanlar’ çoğunlukla Amerika’dan ‘ithal’ ettikleri
diyetlerin virgülüne dokunmadan Türk insanına sunuyorlar. Sonuçsa hüsran
oluyor! Diyet reçetelerini uyguluyor, diyet ürünler yemeye özen gösteriyor,
hatta çoğu zaman aç kalıyoruz. Tüm çabalarımızın sonunda bir miktar
kilo veriyor ama fazlası ile geri alıyoruz. Mucize olarak önümüze sunulan
diyetlerin balonu kısa sürede patlıyor, yerine bir yenisi geliyor. Ancak ne
enteresandır ki, diyet konusu yaz kış demeden hep gündemde kalıyor;
halkımız da zayıflayacağına giderek şişmanlıyor.
Ülkemizdeki en büyük sağlık sorunlarından biri aşırı şişmanlık ve obezite.
Bu sorunların sebep olduğu hastalıklar ise karaciğer yağlanması ile başlayıp,
diyabet, hipertansiyon, kalp krizi, felç, inme, Alzheimer, erken bunama,
kronik artritler, bel ağrıları, fibromiyosit, polikistik meme hastalığı, erken
adet görme, polikistik over sendromu ile devam ediyor ve kanserle son buluyor!
Peki, bu hastalıkların hiçbirinin genetik olmadığını ve önlenebilir hastalıklar
olduğunu biliyor muydunuz? Tüm bu hastalıklardan korunmanın, sağlıklı bir
şekilde zayıflayarak, daima zayıf, dinç, enerjik ve mutlu yaşamın aslında
ilkokuldaki ABC harflerini çözmek kadar kolay olduğunu söylesek
kulaklarınıza inanır mısınız?
Kolesterolün aslında mutluluk hormonu, stres hormonu ve se ks hormonlarının
besin kaynağı, yani insan hayatı için ‘can simidi’ olduğunu söylesek
dünyanız tersine dönmez değil mi?
Ya tereyağlı pastırmalı yumurtayı özgürce yiyebilirsiniz desek, kuruyemişler kilo
aldırmıyor aksine kilo verdiriyor desek? Aslında yağ depolamanın asıl kaynağı
yıllardır bize öğretilen bu yanlışlar desek hayrete düşmezsiniz değil mi?
Prof. Dr. M. Canan Efendigil Karatay, mesleğe 50 yılını vermiş değerli bir hekim.
4 farklı kıtada hekimlik yaptı, gezdi, gördü, farklı ülkelerin beslenme
alışkanlıklarını gözlemledi. Sonuçta Türk insanı için ‘en uygun’,
‘en iyi sonuç’ veren diyeti geliştirdi.
Prof. Karatay’ın Hayykitap’tan yayınlanan Karatay Diyeti kitabı,
işte bu 50 yılın kazandırdığı bilimsel deneyimin bir sonucu.
Prof. Karatay, bu diyetin eksiksiz uygulanması durumunda
başarı şansının yüzde 100’e yakın olduğunu vurguluyor.
Kitabında hem zayıflama konusunda doğru bilinen yanlışları
anlatıyor hem de yukarıda saydığımız kronik hastalıklardan
korunmanın basit formülünü bize açıklıyor.
Yıllardır yasaklanan, kokusunu özlediğimiz sağlıklı gıdalarımızı da
(kırmızı et, balık, süt, peynir, yoğurt, tereyağı, yumurta, pastırma,
kuru fasulye ve turşu, sebze ve meyve, kuruyemişler) bilimsel
gerçeklerle serbest bırakıyor.
Bu kitap, klasik bir diyet kitabı değil. ‘1 kibrit kutusu peynir’
, ‘ ‘iki yemek kaşığı fasülye’ gibi anlamsız ölçülerle insanları strese
sokmuyor. Karatay Diyeti bir yaşam biçimi. Yıllardır pazarlanan
beslenme balonlarını patlatıyor, doğru beslenmenin ne demek
olduğunu anlatıyor.
BU KİTAPLA İLGİLİ DİĞER ÖN YAZILARI AŞAĞIDAKİ
ADRESLERDE OKUYABİLİRSİNİZ..
http://www.superonline.com/haber/karatay-diyeti-124670
http://www.gidahareketi.org/Turk-Haklina-En-Uygun-Diyet--1093-haberi.aspx
http://www.timeturk.com/tr/2011/04/15/turk-haklina-en-uygun-diyet.html
http://www.kanalturk.com.tr/haber-detay/43129-karatay-diyeti-haberi.aspx
http://www.pudra.com/eglence/kitap/hocalarin-hocasindan-bilimsel-diyet-kitabi-5821.htm
http://www.aksam.com.tr/turk-halkina-en-uygun-diyet--33448h.html
http://www.haberturk.com/saglik/haber/620728-turk-halkina-en-uygun-diyet
http://www.haberler.com/karatay-diyeti-2646905-haberi/
http://www.sagliktagundem.com/haber/karatay_diyeti.htm
http://www.kadinlarkulubu.com/portal/diyet/hocalarin-hocasi%E2%80%99ndan-bilimsel-gerceklerle-kilo-vermenin-abc%E2%80%99si-karatay-diyeti-5196.html
http://www.tarafsizhaber.com/haber-Karatay-Diyeti-786465/
http://www.f5haber.com/haberoku.aspx?id=2115006
http://www.egitimaileforum.com/forums/kitap-ozetleri-ve-tanitimlari/69529-prof-dr-canan-efendigil-karatay-quotkaratay-diyetiquot-kitabi.html
http://www.guzelbirgun.com/paylas_,27531-karatay-diyeti.html
http://www.alisveriskulisi.com/7672_canan_efendigil_karatay_dan_diyet_kitabi
http://www.iyilikguzellik.com/haber.php?haber_id=5035
http://www.saglikekibi.com/can/diyet-kilover/prof-dr-m-canan-efendigil-karatay-turklere-uygun-diyet.html
http://www.saglikguzellik.com/turk-diyeti-turk-usulu-diyet-ile-zayiflama.html
http://www.sabah.com.tr/Gunaydin/Saglik/2011/04/15/iki-kitap
http://www.gercekgundem.com/?p=364357
http://www.sondakikahaberleri.info.tr/haber/164400-turk-halkina-en-uygun-diyet
http://www.habertime.net/saglik/turk-haklina-en-uygun-diyet-31125.html _________________ "Low Dose Naltrexone (LDN) may well be the most important therapeutic breakthrough in over fifty years. It provides a new, safe and inexpensive method of medical treatment by mobilizing the natural defenses of one's own immune system.
........... " — David Gluck, MD
ÇEVİRİSİ.:...............
"Düşük Doz naltrekson (LDN) de en önemli tedavi atılım elli yıl içinde olabilir. Bu kişinin kendi bağışıklık sisteminin doğal savunma seferber ederek tıbbi tedavi, güvenli ve ucuz yeni bir yöntem sağlar.LDN önemli sağlık maliyetlerini azaltır ve hastalıkların geniş bir dizi tedavi artırır........
Naltroxene (LDN = Low Dose
Naltrexone)..(ETHYLEX -VIVITROL-DEPENDEX-NEMEKSİN=Muadili NALTREXONE)
OKUNUŞLARI:Naltrekson,Naltrexone,Naltreksone-LDN-LEDENE
http://www.barsakforum.com/naltrexone-tedavisi-crohn-da-vt58.html?highlight=naltroxen |
|
| Başa dön |
|
 |
Ercan Zorlu Süper Moderatör

Kayıt: 28 Arl 2007 Mesajlar: 1698 Konum: MODA-KADIKÖY --İSTANBUL Hastalık:CROHN İlaç:NALTREXONE(LDN)
|
Tarih: Pzr May 01, 2011 10:02 am Mesaj konusu: Karatay Diyeti’nin başarısının sırrı... |
|
|
Karatay Diyeti ile binlerce insanın hayatını değiştirmiş değerli bir profesör olan Canan Efendigil Karatay, Türk insanının sağlığı için hiç kimsenin söylemeye cesaret edemediği konulara bilimsel gerçekler ışığında açıklık getiriyor.
27 Nisan 2011 11:16
M. Canan Efendigil Karatay, ömrünün 50 yılını hekimlik hizmetine adamış, birçok ünlü isme hocalık yapmış, Karatay Diyeti ile binlerce insanın hayatını değiştirmiş değerli bir profesör. Türk insanının sağlığı için hiç kimsenin söylemeye cesaret edemediği konulara bilimsel gerçekler ışığında açıklık getiriyor. Halen İstanbul Bilim Üniversitesi Tıp Fakültes İç Hastalıkları ve Kardiyoloji Anabilim Dalları’nda Öğretim Üyesi olan Prof. Karatay, kilo vermenin ABC’sini öğretirken, yıllardır cevabı merak edilen ‘zayıf kalmanın sırrını’ da açıklıyor.
İşte Karatay Diyeti’nin başarısının sırları…
Karatay Diyeti nasıl ortaya çıktı?
Ben yurtdışında 17 yıl kaldım. İngiltere, Güney Afrika, Amerika ve Anadolu’da olmak üzere 4 kıtada hekimlik yaptım. Özellikle yurtdışında yaşadığım süre içinde gördüm ki, her halkın beslenme ve yaşam biçimi değişik. Amerika veya Avrupa’da mucize diye ortaya atılan diyetler, Türk halkının alışkanlıklarına uymuyor. Onların diyetleri tamamen kendi halklarının alışkanlıklarına yönelik! İşte bu çok önemli farklılığı orada yaşadım ve gördüm. Amerika’da yaşarken kendi yoğurdumu yapıyor, yemeklerimi kendim pişiriyordum. Örnek olarak, kahvaltıda sucuklu yumurta, beyaz peynir, zeytin vb ile besleniyorduk. Hiç bir zaman Amerikanların meşhur bir kâse süt ve mısır gevreği kahvaltısına alışamadık. Özellikle boş kalori ve işlenmiş gıda olduğu, birçok katkı maddesi içerdikleri için evimize sokmadım. Herkes şaşırıyordu.
Türk halkında problem ne? İşte orada bunu gözledim. Çünkü çocukluğumdan itibaren Türkiye’de büyümüşüm, Anadolu adetleri ile yetişmişim… Türk halkındaki en büyük problem hareketsizlik! Spor yapan küçük bir kitle var ama genel olarak çocukluktan itibaren aktif değiliz.
İkincisi, Türk halkı maalesef çok fazla ekmek ve unlu gıdalar tüketiyor. Tamam, ekmek lezzetli ona bir şey demiyorum. Ben de yurt dışında yaşarken buradaki ekmeği, ekmeğin kokusunu çok özledim. 1995 yılında Amerika’dan döner dönmez ilk yaptığımız şey, Türk ekmeğine saldırmak oldu. Ve ondan sonra birden bire şiştik. Samimi söylüyorum ekmek, pide, simit bunları özlemişiz. Tabii bunlara saldırır saldırmaz şişmeye başladık, eşimin ve benim tansiyonumuz birden yükseldi, halsizliğimiz başladı. Burada önemli bir nokta var ki, eşim ve ben çok hareketli olduğumuz halde bu sorunları yaşadık.
Sonra önce tuzsuz ekmeğe geçtik. Tabii ben hekim olarak bu konuyu ele alıp çalışmaya başlayınca, önce fırınları dolaştım. İstanbul Kadıköy’deki fırınların birçoğuna gittim ve ekmek hamuruna ne kadar tuz atıyorsunuz diye sordum? Doktor olduğumu falan bilmiyorlar, bana “Bir ölçümüz yok” dediler. Kömür küreği ile hamura tuz atıldığını gördüm. Ölçü falan yok, artık Allah o gün ne verdiyse atıp gidiyorlar. Ondan sonra biz ekmek yemeyi tamamen kestik. Tuzu azalttık ve rahatladık. Amerika’dan gelen arkadaşlarımın çoğu hep benzer olayı yaşadılar. Hatta başları ağrıyıp, çarpıntıları başlayınca kardiyoloğa bile gittiler. Bana telefonla danıştıklarında, “Ekmeği kesin” dedim ve rahatladılar. İşte böyle yakın yaşanmış bir gözlem oldu.
Üçüncüsü ülkemiz taze meyve cenneti. Tabii bunun yanında aynı zamanda kuruyemiş cenneti. Fakat halkımız sağlıklı sanarak her gün neredeyse 2-3 kg meyve yiyor. Meyve şekerinin çok tehlikeli olduğu bilimsel makalelerde zaten yazılıyor. Bu tespitler aslında çok basit şeyler.
Dördüncüsü, o dönemde Türkiye’de elime aldığım diyet listelerinde (1995 yılından bahsediyorum) “Yumurta sakın yemeyin!”, “Kırmızı et sakın yemeyin!” , “Kuru yemişler yağlıdır ellemeyin” diye görünce, bunların sağlıklı olduğunu düşündüğüm için araştırmalarıma başladım. Üstelik dünyanın en sağlıklı meyvesi olan zeytin de yasaklanıydu. Buna da şaşırmıştım. Sonra düşündüm ki Amerika’da kahvaltıda zeytin yok!!! Orada yalnız kokteyl zeytini vardır. O nedenle hiç bir diyet listesinde yer almıyor. Merak bu noktadan çıkmış oldu.
Tabii Amerika’da kaldığım dönemde de beslenme konusuna çok merakım vardı devamlı okuyup notlar alıyordum. Orada ilgimi çeken konulardan biri de, sağlıklı olduğu için çok ceviz tüketilmesi idi. Türkiye’ye geldiğimde de herkese ceviz öneriyordum. O dönemde Gaziantep’te Sani Konukoğlu Hastanesi (Sanko) Kalp Bölümü’nün kurulması için davet edildim. Oraya gidip 5 profesör arkadaşla birlikte çalışmalara başladım ve Sanko Kalp Bölümü’nü kurdum. Gelen hastalara ceviz yemelerini önermemin ardından bir gün, Gaziantep fıstık üreticileri gelip “Hocam fıstık satışlarımız düştü. Fıstık, sağlıklı değil mi? Biraz da fıstık önerseniz “ dediler. Ve benden fıstığın sağlığa faydaları ile ilgili bir yazı yazmamı istediler. İşte o anda Amerika’da yalnız ceviz bulunduğu (Kaliforniya’da yetişir) ve konuşulduğu için ben de burada herkese ceviz yeyin dediğimi fark ettim. Hâlbuki Türkiye’de hem ceviz, hem fıstık, hem fındık, hem de badem yetişiyor. Sonra hepsinin faydalarını inceledim. Bu olay bana her ülkenin kendine has doğal besinleri olduğunu öğretti. Hiçbir ülkenin ne besinleri ne de alışkanlıkları aynı değildi. Mesela öğrendim ki, Eskimolar ve Çinliler hiç ekmek tüketmiyorlar, son derece hareketli insanlar. Çinliler her sabah bir saat jimnastik yapmadan işlerine gitmiyorlar, işe giderken de bisiklet kullanıyorlar.
Bu olayın ardından hazırladığım ‘Fındık, Fıstık Çıtır Çıtır Ham Kan Yapar Hem Isıtır’ başlıklı yazı Hürriyet gazetesinde yayınlandı. Bu başlık bugün Karatay Diyeti kitabının da bir bölüm başlığı oldu.
Hocam, bu noktada ceviz ile ilgili bir sorum olacak. Son yıllarda özellikle İstanbul’da hemen hemen bütün kuruyemişçilerde aynı boyda, kolay kırılan, içinden hiç kurt çıkmayan ithal cevizler yaygınlaştı. Bunları tüketmek doğru mu?
Doğal ve doğamıza uygun olan yerli cevizimizi tüketmek şart! Bizim cevizimize ‘Akdeniz cevizi’ deniyor. Bu yabancı kaynaklı diyetlerde de ‘en sağlıklı ceviz’ olarak kabül edilen ceviz türüdür. Ben ithal cevizlere karşıyım. Herhalde bir anlaşma yapılmış. O bakımdan ithal ediyoruz. Kendi tarımımızı desteklememiz gerekiyor. Çünkü hem cevizin bolca yetiştiği bir ülkede yaşıyoruz, hem de kurtlanmaması ilaçlandığını gösterir ki, ilaçlanmış ya da fabrikasyon anlamda herhangi bir işlem görmüş bütün yiyecekler sağlık açısından çok sakıncalıdır. Üstüne üstlük de bu kimyasal maddeler kanserojendir. Bu konuyu Karatay Diyeti kitabında da vurguluyorum, biliyorsunuz Prof. Dr. Ahmet Aydın da 7’den 70’e Taş Devri Diyeti kitabında aynı konuyu etraflıca dile getiriyor.
İthalatçılar bize kızmasınlar! Yerli alıp, yerli satsınlar. Daha fazla kâr yerine insan sağlığını düşünmek gerekiyor. Türkiye’de doğal yetişen cevizler yerlere dökülürken ve büyük çoğunluğu toplanmazken ceviz ithal etmeye gerek var mı? Bu konuya biraz yatırım yapılması gerekiyor. Ben aslen Elazığlıyım. Orada da çok ceviz yetişir. Elazığ’a gittiğimde gözlerimle gördüm ağaçlardan yerlere dökülmüş cevizleri sadece çevresindeki insanlar toplayıp yiyor. Kalan kalıyor. Fındık alanında iyiyiz, belki fındık ihraç eden en önemli ülkelerden biriyiz. Cevizimiz de çok kaliteli, yer fıstığımız da, Antep fıstığımız da… Örneğin Antep fıstığı İran fıstığından çok üstündür ve çok daha lezzetlidir. Ama Amerika’da Antep fıstığı bulamazsınız, İran fıstığı bulursunuz! Tatsız ve lezzetsiz bir şeydir.
Bir insan doğal ve organik beslenmeye özen gösteriyor, her şeye dikkat ediyor ve halen kilo veremiyorsa altında yatan sebep ne olabilir? Vücudunda hangi problemler olabilir? Nelere baktırması gerekir?
Bir kere en başta doğal dediğimiz gıdalar vücuda fazla geliyor olabilir. Mesela portakal suyu. Evet, çok faydalı ama belli bir yaştan sonra fazla enerji yüklüyor. Doğal olduğu halde meyve, bal ve pekmez gibi gıdalarda fazla meyva şekeri (fruktoz) olduğu için pankreası ve karaciğeri yoruyor. Karaciğer yorgunluğu başlayınca da bütün sistem alt üst oluyor. Bu sebeple kilo verilemiyor. (Karatay Diyeti kitabında rafine şeker, şekerle yapılan yiyecekler, meyve, meyve suyu, bal ve pekmez konusunda merak edilen tüm soruları cevapladık.)
Bunun dışında eğer kişide gizli bir alerji varsa kilo veremez. Hareket de etse de istediği kiloya gelemez. Bu gibi durumlarda mutlaka alerji testi yaptırılması gerekiyor!
D vitamini eksikliği varsa yine kilo verilemez. Karatay Diyeti kitabında D vitamininin, hangi miktarlarda olması gerektiği yer alıyor. D vitamini yağda eriyen bir vitamin, dolayısı ile kilo artırır korkusu ile sağlıklı yağlar yenilmediği için toplumumuzda eksikliği çok yaygın. Özellikle İstanbul ve diğer büyük şehirler için D vitamininin vücuda girememesinin diğer bir sebebi de hava kirliliğidir. Müthiş bir hava kirliliği yaşanıyor ve güneşin faydalı ışınları cilt tarafından emilemiyor. Tabii bir de yaz aylarında güneşten korunmak için sürülen koruyucu kremler var. O koruyucular da hem güneşten gelecek faydalı UV ışınlarının cilt tarafından emilmesini engelliyor hem de kanserojen. Bu konulara dikkat etmek, D vitamini eksikliği varsa gerekli durumlarda takviye vermek gerekir.
Karatay Diyeti’ni uygularken en güzel şey özgürlük duygusunu yaşamak… Siz birçok diyet balonunu söndürürken, aynı zamanda yıllardır yasaklanan birçok gıdayı da serbest bırakıyorsunuz. Bunlardan biri de tereyağlı pastırmalı yumurta. Hem pastırma hem yumurta hem de tereyağı bir arada sağlıklı mı?
İşlenmiş sucuk, sosis ve salam yerine pastırma. Pastırma işlenmemiş olduğu için en sağlıklı ettir. Tereyağında pastırmalı yumurta ile vücudun hem sağlıklı yağ hem de protein ihtiyacı karşılanmış olur. “Yağların her türlüsü zararlıdır” açıklamaları ile sağlıklı yağlar vücuda girmemeye başladı. Oysa bütün hücrelerimizin çevresi yağdan ibarettir. Beynimiz ve bütün sinir hücrelerimiz, omuriliğimizin tümü %70-80’i yağdır. İşte bu sebeple sağlıklı temel yağlar vücut için çok önemlidir. George Bernard Shaw diyor ki, “Beynin % 90’u yağdır, bunu hiçbir diyet ve hiçbir ilaç yok edemez!” Hakikaten biz ne yaparsak yapalım, beynimiz ve bütün sinir hücrelerimiz, omuriliğimiz hayatta kalabilme ve işlevlerini yürütebilme amacıyla her gün kendi yağ ve kolesterollerini üretiyorlar. Bu nedenle, Karatay Diyeti kitabında da anlattığım gibi, ne yaparsak yapalım insan vücudu her gün kendi ihtiyacı olan 2.500 mg kolesterolü üretiyor. Şaka değil, bu bilimsel olarak biliniyor. Bu şekilde doğal olan bir madde nasıl zararlı olabilir ki, soruyorum size?
Kırmızı et sağlıklıdır diyorsunuz. Türkiye’de artık ithal et satılmaya başlandı. Bu Türk halkı için sağlıklı mı?
Burada iki konu var. Birincisi kırmızı etin sağlıksız olduğu konusu Amerika’da ortaya atıldı. Ancak Amerika’da tüketilen kırmızı etler tamamen aşırı besili sığır etleridir. Hayvanlar besili olsun diye tahıl, suni yem ve hormon yüklenerek şişirilir. Kan akıtılmadan kesilir. (Bakın çeşitli ülke farklarından biri de budur!) Ayrıca Amerikalılar bir porsiyonda bu tür etlerden yarım kilo kızartarak, yakarak, isleyerek yerler. İşte sakıncalı ve sağlıksız olanı da bu kırmızı etlerdir.
Kuzu, koyun, keçi etleri sağlıklıdır. Ama Amerika veya İngiltere’de kuzu eti yemezler. Yalnız Ortadoğu’dan giden küçük bir kesim bulabilirse kuzu etini yer. “Kırmızı et tehlikelidir ve kanserojendir” lafları Amerika’dan çıkmıştır. Sebebi hayvanların ‘stilbestrol’ dediğimiz büyüme hormonu ile yapay olarak büyütülmesi ve bunların etinin ızgarada yakılmasıdır. Ama bizim beslenme tarzımızdaki haşlama usulü pişirilmiş kuzu, keçi ve geyik gibi av hayvanlarının etleri çok sağlıklıdır. Tabii bu hayvanlar kesinlikle suni yemle beslenmeyecek ve özgür dolaşan hayvanlar olacak. Kesimleri de biz de kan akıtarak oluyor biliyorsunuz. Bu fark da son derece önemlidir, ama nedense hiçbir kitap ya da diyet listesinde dile getirilmiyor.
İkinci konu ülkemize ithal edilen etler. Bunlar canlı olarak mı geliyor yoksa kesilmiş olarak mı? Öncelikle bu konu çok önemli! Ayrıca kapalı çiftliklerde suni yemle mi besleniyor yoksa özgür dolaşan hayvanlar mı? Sağlıklı et olup olmadıkları bu soruların cevabında saklı!
Peki, Amerikan diyetleri Amerika’da başarılı olabiliyor mu?
Hayır. Çünkü bir diyet başarılı olmuş olsaydı bu kadar çok diyet ortaya çıkmazdı. Biliyorsunuz Karatay Diyeti kitabında da bu ‘tercüme diyetler’den bahsettim. Bu diyetlere Yo-Yo diyet deniyor. Aç kalan herkes bir miktar kilo verir. Kalori hesabı yapınca ilk başta her şey düzene girmiş gibi görünür. Ama uygulamalar ve sonuçlarından sonra kalori hesabının da tehlikeli olduğu bilimsel olarak gösterildi. Artık kalori hesabı yapılmıyor. Aç kalarak veya düşük kalorili bir diyeti uyguladığınızda kilo veriliyor fakat beyinde ‘vücut kıtlık içinde’ algılaması oluşuyor ve beyin metabolizmayı yavaşlatıyor. Bir miktar kilo verilse bile normal yemek alışkanlıklarına geçer geçmez, beyinden hemen ‘vücut tekrar kıtlığa girebilir diye’ depolama mesajı geliyor. Ayrıca, insanlarımız da doğal olarak ‘hep aç mı dolaşacağım diye’ bıkıyorlar. Ancak bu mesaj da beyinden geliyor tabii. Yani beyinden ‘yiyin depolayın bir sonraki kıtlık için hazır olsun vücudunuz’ diye uyarı geliyor. İşte yemeklere saldırıp, sürekli yemek yeme duygusu da böyle gelişiyor. Çünkü beyin, tüm vücudu idare ediyor. Beyinden tüm mesajları gönderen ise Karatay Diyeti kitabında ayrıntılı olarak anlattığım ‘leptin hormonu’dur. Bütün açlık veya tokluk duygularımızı leptin hormonu yönetir. Orkestra şefi gibi bütün vücut hormonlarını idare eder.
‘Karatay Diyeti’ni eksiksiz uygulayan herkes kesinlikle kalıcı kilo verir’ diyebilir misiniz? Bunun garantisini verebilir misiniz?
Bugüne kadar 1500’den fazla hastam bu programı uyguladı ve uygulayanların hastalarımın hepsi çok memnun. Sağlıklarına kavuştular ve gençlik kıyafetlerini giymeye başladılar. Verdikleri kiloları hiçbir zaman geri almadılar. Mutlular, neşeliler, kafaları dinçleşti ve enerji kazandılar. Binlerce hastanın yaşadığı sonuçlar bize bu diyetin başarısını birebir gösterdi.
Karatay Diyeti’ni nasıl uygulayacağız?
Bu diyeti ülkemizde yetişen kendi yiyeceklerimizle uyguluyoruz. Biz bir Akdeniz ülkesiyiz. Akdeniz ikliminde yetişen yiyecekler en sağlıklı gıdalardır. Fakat bu gıdaları biz kendimiz bazı pişirme usulleri ve kullandığımız tehlikeli yağlar ile zararlı hale sokabiliyoruz. Kilo alma sebebi de işte bu uygulamalar ve tehlikeli yağlar. Karatay Diyeti kitabında da anlattığımız gibi, öncelikle sağlıklı yağlar ile sağlıksız olanları birbirinden ayırmak gerekiyor. “Yağ yenilince vücutta yağ oluşur” düşüncesi tamamen yanlıştır. Sağlıklı yağlar kilo aldırmaz, kilo verdirir. Çünkü kilo aldıran yağlar değil, karbonhidratlardır. Bu tüm dünyada kabul ediliyor ama ilaç firmaları ve gıda endüstrisi tarafından dile getirilmesi engelleniyor. Çünkü tüm gıda firmaları yağsız yiyecek üretmek üzere yatırımlarının yapmış durumda. Tabii insanların sağlığı gün geçtikçe bozulduğu için ilaç firmaları da büyük rant elde ediyor.
Tıp fakültesi ikinci sınıfında biyoloji dersinde yağ yenildiğinde vücuda yağ olarak girmeyeceği öğretilir. Yani biyoloji konusunu biraz bilen biri, bu konuyu bilir. Yumurta yediğimiz zaman vücuda yumurta olarak girmez işte bu sebeple yumurta kolesterole neden olmaz. Tavuk yediğimiz zaman tavuk mu oluyoruz? Ki yumurta yediğimiz zaman kolesterolümüz yükselsin? Balık yerken vücuda balık olarak mı giriyor? Bunlar yenildiği zaman bağırsaktan kırılır, yıkılır emiler ve kan dolaşımı ile karaciğere gelir. Karaciğer, bütün vücudun ihtiyacına göre yağını da, proteinini de, şekerini de üretir. Karatay Diyeti zor bir şey değil. Beslenme konusunda doğru bildiğimiz yanlışları düzeltip, fizik hareketimizi biraz artırıp, leptin hormonunun gündüz ve gece salgılanmasını sağlayabilirsek, birikmiş yağlar yıkılarak gider zaten…
Malumunuz halkımız biraz sabırsız. Özellikle diyette çok çabuk sonuç almak istiyor. Karatay Diyeti kitabını alıp uygulamaya başlayacaklar ya da bir hastalığı varsa size gelip uygulamaya başlayacaklar bu diyeti nasıl uygulayacak, hayatlarında neler değişecek, ne kadar zamanda sonuç alabilecekler? Tabii kişiye göre mutlaka değişecektir ama ortalama bir süre verebilir misiniz?
Tek bedeni herkese giydiremiyoruz. Herkes kendine özeldir. Yaşam biçimi, yaş durumu, doğurganlık çağında olup olmaması, hamile olup olmaması, sporcu olup olmaması, sedanter (hareketsiz) olup olmaması, menopozda olup olmaması ve kullandığı ilaçlar kilo verme sürecini etkiler. Karatay Diyeti’nin amacı, sağlıklı beslenme ve yaşam biçimini yerleştirmektir. Alışkanlıklarımızı sağlıklı yönde değiştirmektir. Alışkanlıklar kolay kolay değişmediği için bu diyette birden bire kilo verilmez. Çünkü maalesef yıllarca vücutta birikmiş yağlar kızgın tavadaymış gibi erimez. Metabolizmanın terse dönmesi gerekiyor.
Karatay Diyeti ile önce vücudun kilo alması yani yağların birikmesi önleniyor. Daha sonra bir durağanlık devresi oluyor. Ondan sonra da birikmiş olan yağlar yıkılarak kalıcı olarak kilo veriliyor. Bu diyeti uygulamaya başladıktan sonra yediklerimiz bizi acıktırmıyorsa işte bu iyileşmenin ilk belirtisidir. İlk haftalardan itibaren bu iyileşme başladı ise doğru yoldayız demektir.
İlk hafta hemen herkes farkı hissediyor. Daha sonra ortalama altı aya kadar sonuç alınabiliyor. Ancak önemli hastalığı olanlarda iki seneye kadar süren takipler de var. Bu sebeple sabretmek gerekiyor. Gençlerde çok hızlı sonuç alınabildiği gibi 60 yaş üstü menopozdaki hanımlarda daha yavaş yol alınıyor. Günde 5 km yol yürüyen çok hızlı hedefe ulaşabildiği gibi, günde 20 dakika yürüyen daha yavaş ilerliyor.
Karatay Diyeti’ni uygularken yediğiniz her şey doğal ve mevsimsel olacak. Katkı maddesi içeren ve işlenmiş hiçbir şey yenmeyecek. Yemek yenilen zamanlara dikkat edilecek. En önemli nokta, akşam sekizden sonra hiçbir şey yememek, bol su içmek ve hareket etmek… Hareket çok önemli, bunun için herkesin bahane ortaya koymadan vakit ayırması gerekiyor. Ben özellikle büyük iş adamlarımız, banka veya şirket müdürleri ya da memurlarımız geldiğinde öğle tatilinde, dışarı çıkıp 15-20 dakika yürümelerini öneriyorum. Başlangıçta bu bile yeterli. Yatmadan önce yaşadığınız binanın etrafında birkaç tur atabilir veya çocuğunuz varsa hiç evden çıkamıyorsanız, eşinizi alın müziği açın, bir saat dans edin… Kol bastı mı yaparsınız, vals mi yaparsınız, rock’n roll mu yaparsınız tercih sizin! _________________ "Low Dose Naltrexone (LDN) may well be the most important therapeutic breakthrough in over fifty years. It provides a new, safe and inexpensive method of medical treatment by mobilizing the natural defenses of one's own immune system.
........... " — David Gluck, MD
ÇEVİRİSİ.:...............
"Düşük Doz naltrekson (LDN) de en önemli tedavi atılım elli yıl içinde olabilir. Bu kişinin kendi bağışıklık sisteminin doğal savunma seferber ederek tıbbi tedavi, güvenli ve ucuz yeni bir yöntem sağlar.LDN önemli sağlık maliyetlerini azaltır ve hastalıkların geniş bir dizi tedavi artırır........
Naltroxene (LDN = Low Dose
Naltrexone)..(ETHYLEX -VIVITROL-DEPENDEX-NEMEKSİN=Muadili NALTREXONE)
OKUNUŞLARI:Naltrekson,Naltrexone,Naltreksone-LDN-LEDENE
http://www.barsakforum.com/naltrexone-tedavisi-crohn-da-vt58.html?highlight=naltroxen |
|
| Başa dön |
|
 |
Ercan Zorlu Süper Moderatör

Kayıt: 28 Arl 2007 Mesajlar: 1698 Konum: MODA-KADIKÖY --İSTANBUL Hastalık:CROHN İlaç:NALTREXONE(LDN)
|
Tarih: Prş Arl 01, 2011 7:30 am Mesaj konusu: |
|
|
Ercan Bey,
Muftuoglu cevabimin aslini degil de icini bosaltarak yayinladi. Barsak Formuna koyabilirmiyiz lutfen. "Siz istediginiz kadar yazin, basacagim" dedi. ................ acikcasi...
Tesekkurler, Canan
Kardiyolog ve İç Hastalıkları Uzmanı Prof Dr Canan Efendigil Karatay'ın Yanıtları.doc
21 ve 22 KASIM TARİHLERİNDE HÜRRİYET GAZETESİ KELEBEK EKİNDE
PROF. DR. OSMAN MÜFTÜOĞLU’NUN KÖŞESİNDE YER ALAN
KARATAY DİYETİ'NE KARŞI GÖRÜŞLERE CEVAPLAR
Bu köşede iki gün üst üste Dr. Murat Kınıkoğlu’nun Karatay Diyeti ile ilgili eleştirileri yer aldı. Belki akademik alandan uzak olması, belki dünya literatürünü yakından takip etmemesi, belki hücresel ve nano tıp alanındaki yeni gelişmelerden bihaber olması nedeniyle Sayın Kınıkoğlu’nun söyledikleri ve savundukları ‘eski’ kalıyor. Verdiği bilgilerin çoğu geçerliliğini yitirmiştir. Hem kendisini ama daha önemlisi halkımızı doğru bilgilendirmek, dünyada beslenme-kardiyoloji ilişkisinin nereye gittiğini gözler önüne sermek için aşağıdaki sorulara-eleştirilere tek tek yanıt veriyorum. Bu yanıtların tamamını hiç kesintiye uğratmadan köşesinde yayımlayarak insanların bilimsel gerçekleri öğrenmesine vesile olan Sayın Prof. Osman Müftüoğlu’na da ayrıca teşekkür ediyorum. İşte Kınıkoğlu’nun eleştirileri ve benim verdiğim yanıtlar.
1. “Karatay Diyeti kısa vadede kilo verdirdiği için yüz güldürür. Ama… ”
CEVAP:
• Bu cümle Kınıkoğlu’nun en masum eleştirisi ama maalesef bu da doğru değil! Çünkü Karatay Diyeti bir diyet kitabı değildir! Kısa vadede kilo verdirmez! Böyle bir iddiada bulunmaz ki bu konu kitapta önemle vurgulanmaktadır! Sağlıklı beslenme ve sağlıklı bir yaşam biçimi edinme önerilerini açıklayan bir kitaptır. İnsülin direncinin ne olduğunu, nasıl geliştiğini, neden sağlıksız olduğunu, hangi kronik ve dejeneratif hastalıkların temel nedeni olduğunu bilimsel verilere dayanarak halkımıza açıklamaktadır.
• ‘İnsülin direnci’nin neden olduğu hastalıklara artık dejeneratif kronik hastalıklar denildiği ve bu hastalıkların önlenebilir olduğu bilgisini halkımıza ulaştırmak için kaleme alınmıştır. Bu nedenlerle de, beni gören veya görmeyen insanlar Karatay Diyeti kitabını alıp, okuyup, uygulayarak daha sağlıklı, enerjik ve mutlu olduğunu Sayın Müftüoğlu’nun deyimiyle sosyal medya yolu ile paylaşmakta ve memnuniyetlerini toplumla paylaşmaktadırlar. Hikâyelerini her yerde anlatmakta ve kitapta yayınlanmasına izin vererek herkesle paylaşmaktadırlar. Sağ olsunlar…
• Bütün dünyada olduğu gibi ülkemizde de sağlık sorunlarının başında aşırı şişmanlık ve obezite gelmektedir. Bu sorunların ilk etapta sebep olduğu hastalıklar ise karaciğer ve pankreas yağlanmasıdır. Tip-2 diyabet, hipertansiyon, kalp krizi, felç, inme, Alzheimer, erken bunama, kronik artritler, bel ağrıları, fibromiyosit, polikistik meme hastalığı, erken adet görme, polikistik over sendromu ve birçok kanser hastalıklarını bu bağlamda listeleyebiliriz. İleri yaşlarda ortaya çıkmaları nedeniyle dejeneratif hastalıklar dediğimiz bu hastalıkların yanı sıra, aşırı şişmanlık ülkemizde son yıllarda çocuk ve gençlerde de görülmektedir. Ayrıca ergenlik çağındaki erkek çocuklarda erken yaşta başlayan göbek yağlanması ve memelerde büyüme de maalesef sıklıkla rastlanan, olağan bir olgu haline gelmiştir.
• ‘Nano-tıp’ın sağladığı bilimsel veriler, yukarıda saydığımız bu hastalıkların genetik olmadığını; sağlıklı beslenme ve yaşam biçimi değişiklikleri ile özellikle karaciğer ve pankreas yağlanmasının önü alındığı zaman, dejeneratif denilen bu hastalıkların önlenebilir olduğunu bizlere göstermiştir.
• 50 yılını sağlık alanında geçirmiş bir hekim olarak, bu hastalıkların önlenebilir olduğunu, Karatay Diyeti’nin eksiksiz uygulanması durumunda yüzde 100’e yakın başarı sağlandığını diyeti bizzat uygulayan hastalarımda gözlemlemek bana son derece mutluluk vermektedir.
• Sayın Kınıkoğlu’na ikinci kitabım Karatay Diyeti’yle Yaşam Boyu Sağlık’ı dikkatlice okumasını tavsiye ediyorum. Doğru beslenme, sağlıklı ve kalıcı kilo verme, hastalıklardan korunma ile ilgili çok daha kapsamlı ve yeni bilgiler içeriyor. Aslında ‘doğal bir sağlık sigortası’ gibi düşünebilirsiniz. Sizi hem hastalıktan, hem hastalık korkusuyla sigorta poliçelerine bağımlı yaşamaktan, hem şişmanlıktan, hem de zararlı ve pahalı fabrikasyon yiyeceklere masraf yapmaktan kurtarıyor. Geleneksel damak tadımıza göre, rahatlıkla ulaşabileceğiniz besinleri tüketmenizi tavsiye ediyor, sürekli bir şekilde kolaylıkla uygulayabileceğiniz öneriler veriyor.
2. “Bir kalp hastasına her gün iki yumurta, 4-5 kalem pirzola yemesini, bonfileden, dana biftekten korkmamasını söylemek olacak iş değil.”
CEVAP:
• Sayın Dr. Kınıkoğlu’nun bir kardiyolog olarak ünlü ‘Fragminham Çalışması’nın ara satırlarını iyi okumasını öneriyorum. Fragminham Çalışması 1948 yılında başlayan, küçük bir kasabada insanların beslenme biçimini senelerce inceleyen ve zaman zaman sonuçları açıklanan, rapor edilen bir çalışmadır. Bu çalışmada haftada bir yumurta tüketenlerle, haftada 24 adet yumurta tüketenlerin kolesterollerinde bir farklılık gözlenmediği senelerce önce bildirmiştir.
• Ayrıca yediğimiz yiyeceklerin kan kolesterolünü yükseltmediği de artık senelerden beri bilinmektedir ve kabul edilen bilimsel bir gerçektir. Bu bağlamda, kırmızı etin de (yağlı olsun veya olmasın) kolesterolü yükseltmediğini de bildirmek yerinde olur sanırım. Bu konularla ilgili daha geniş bilgileri bilimsel kaynakları ile birlikte Karatay Diyeti’yle Yaşam Boyu Sağlık kitabında bulabilirsiniz.
3. “Bazı hastalar Karatay Diyeti’nden çok memnun olduklarını söylüyorlar? Bu çok normal... Diyet protein ağırlıklı olduğu için kilo veriyorlar, bu durum hoşlarına gidiyor. Bu arada vücutlarındaki inflamasyonun arttığının farkında değiller.”
CEVAP:
• Bu, Sn. Dr. Kınıkoğlu’nun kişisel görüşüdür. Ben İngiltere Liverpool Regional Cardiac Centre’da, Güney Afrika Cape Town’da ilk kalp naklinin gerçekleşmiş olduğu Groote Schuur Hastanesi’nde Christian Barnard’ın ekibinde, ABD’de New York State Health and Science Center Tıp Fakülteleri gibi önemli kalp merkezlerinde çalışmış ve bilimsel araştırmalar yürütmüş bir bilim kadınıyım. Ayrıca, birçok ulusal ve uluslararası kardiyoloji kongrelerine katılmış, bu alanda binlerce sayfa kitap okumuş olarak böyle bir konuya rastlamış ya da duymuş değilim. Ancak benim duymamış ya da görmemiş olmam, bilimsel olarak kanıt değildir tabii. Sn. Kınıkoğlu bu konuda bana kaynak iletirse kendisine teşekkürü bir borç bilirim. Bu konudaki bilgisizliğim giderilmiş olur... Franz Zappa diyor ki: “Akıl aynı bir paraşüt gibidir, yalnız açık olunca çalışır.” Bu nedenle her türlü yeni bilgiye açık olmamız gerekiyor diye düşünüyorum. Ben bu inançla her gün iki saatimi dünyada tıp alanında yayınlanan yeni yayınları okumaya ayırıyorum.
• Ek olarak, benim bildiğim, proteinlerin bağışıklık sistemini güçlendirdiği ve inflamasyonu azalttığıdır. Soğuk algınlığında annelerimizin ‘tavuk suyu’ ya da ‘et suyu’ çorba içirmeleri de bu nedenledir. Hastalara güçlenmeleri ve çabuk iyileşmeleri için senelerden beri paça yedirilmesi de bu nedenledir.
• Karatay Diyeti yeni bir uygulama şekli değildir. Çünkü hastalarıma ortalama 20-30 yıldan beri bu beslenme ve yaşam biçimini öneriyorum. Karatay Diyeti önerileri özellikle göbekte yağlanması olanlar, kilo verip daha fazlası ile geri alanlar, hipertansiyon hastaları, kalp-damar hastaları ve felç geçirenler için kaleme alınmıştır. Bu önerileri uygulayan hastalarımın kiloları inmiş, göbek yağları erimiş, kan insülinleri ve kan yağları normal düzeye inmiştir. Kalıcı olarak kilo vermişlerdir ve sağlıklı yaşamlarına devam etmektedirler…
Karatay Diyeti kitabı 7 aydır piyasadadır. Karatay Diyeti’yle Yaşam Boyu Sağlık kitabı ise okuyuculardan ve halktan gelen sorular ışığında yazılmış Kasım 2011’de yayınlanmıştır. Ancak, kitaplarda yer alan öneriler 10 yıldan çok daha uzun yıllardır uygulanmaktadır.
4. “Karatay Diyeti’ni, Atkins diyetine benzetiyorum. Kitabıyla ünlü Dr. Atkins’in kendisi de maalesef kalp hastalığından vefat etmiştir.”
CEVAP:
• ‘Atkins Diyeti’ Amerikan halkı için kaleme alınmıştır. Karatay Diyeti ise tamamen Türk halkı için kaleme alınmıştır. Akdeniz tipi diyettir. Türk halkının görgüsü ve bilgisi dâhilinde, eli altında bulunan malzemelerle ve kolaylıkla uygulayabileceği biçimde hazırlanmıştır. Kısacası, ‘Made in Turkey’dir.
• Karatay önerilerinde, sağlıklı protein, sağlıklı yağlar (köy tereyağı, sızma zeytinyağı ve bir temel yağ olan omega-3 yağları) ve ‘düşük glisemik indeksli karbonhidratlar’ (yani buğdayın kendisi, bulgur, ceviz, fındık, fıstık vb gibi sağlıklı karbonhidratlar) vardır. Çünkü ancak bu şekilde dengeli beslenmekle ‘insülin direnci’ kırılabilmekte ve dolayısıyla kilolar gidince birikmiş iç organ yağları da erimektedir. Kronik ve dejeneratif hastalıkların başlangıcı olan karaciğer ve pankreas yağlarının giderilmesiyle de araba tekerleği ya da simit dediğimiz göbek yağlanması düzelmektedir. Bugün, göbek çevresi genişliğinin dis-metabolik risk faktörleri açısından bağımsız, en önemli bir risk olduğu bütün kardiyologlar tarafından kabul edilmekte ve kılavuzlarda yer almaktadır!
• Dr. Atkins’e gelince… 72 yaşına kadar kendi diyetini uygulayarak yaşamış bir hekimdir. Viral kardiomiyopati nedeniyle hastaneye yatırılıp tedavi olmuş ve taburcu olmuştur. Kardiomiyopati nedeniyle kendisine yapılan koroner anjiyografide, bütün koroner arterleri normal olarak bulunmuş, bol protein ve yağla beslendiği halde damarlarında bir tıkanıklık olmadığı gösterilmiştir. Dr. Atkins, 2003 yılı nisan ayında, işine yürürken buzda kayarak düşmüş ve başını çarpıp beyin kanaması geçirmiştir. Hastaneye kaldırılırken şuuru kapanmış ve 1-2 hafta yoğun bakımda tedavi altında kalmış fakat maalesef kurtarılamamıştır. Hastaneye yatırıldığında, 182,9 cm boyunda ve 88,5 kg ağırlığında, o zamana kadar tenis oynayan formda antrenmanlı bir hekimdir. Yoğun bakım ünitesinde tedavi gördüğü süre içinde, vücudu su toplamış ve kilosu artmıştır. Ölüm nedeni: Kafa travmasına bağlı beyin kanaması olarak bildirilmiştir. Orijinal ölüm belgesinde ifadeler aynen şu şekilde yer almıştır: “Blunt impact injury of head with subdural hematoma.”
5. “Kolesterolün zararlı etkisinin ilaç firmaları tarafından abartıldığını kabul ediyorum ancak kolesterol kesinlikle bir masal değildir. Dr. Karatay, kolesterolün hücre çeperinde, kıymetli hormonların sentezinde kullanıldığını söyleyerek, “bu kadar önemli fonksiyonları olan bir madde nasıl olur da zararlı olur” diyor. Oysa vücudumuzda “azının yararlı”, “çoğunun zararlı” olduğu pek çok madde var. Örneğin şeker de aynı kolesterol gibi vücudumuzda çok önemli işlevleri olan, enerji veren bir maddedir. Buna karşılık hiçbirimiz şekerimizin 300’e çıkmasını istemeyiz. Kolesterol de aynen böyledir, makul seviyede hayat için elzemdir, ancak yüksek kolesterol damarların tıkanmasını kolaylaştırır. Sonuç olarak “kolesterol hücrelerimiz için faydalıdır, o halde fazlasının da zararı yoktur” demenin bir mantığı yoktur.”
CEVAP:
• Kolesterol bir gerçektir. Bütün hayvanların, insanların ve bitkilerin hücrelerinin yapı taşını kolesterol meydana getirir, yani olmazsa olmaz bir gerçektir. Tek hücreli hayvanların hücre zarının temel direği de kolesteroldür.
Kolesterol nedir peki?
1. Kolesterol bilinenin aksine yağ değildir, kolesterol bir steroid hormondur. Yani vücudumuzun streslere karşı koruyucu olarak fazlaca ürettiği bir hormondur! Örneğin ateşli bir hastalıkta, bakteri ve virüslerle mücadele etmek için akyuvarlar, yani kan lökositleri yükselmektedir. Ateşli hastalığın sebebi lökositler midir? Yoksa mikropları öldürmek için mi lökositlerimiz yükselmiştir?
2. Kolesterol bakterisittir, yani bakterileri öldürür.
3. Kolesterol virüsittir, yani virüsleri öldürür.
4. Kolesterol beyin hücreleri ve sinir ileti sisteminin olmazsa olmaz temel maddesidir. Öyle ki, beyin hücreleri hayatta kalabilmeleri için kan kolesterolüne bağlı kalmayarak, kendi kolesterollerini üretmek mecburiyetindedirler.
5. Organizmada stres hormonları, *** hormonları ve de D vitamininin yapı taşları da kolesterolden ibarettir!
6. Örneğin bebekler için en sağlıklı bir besin maddesi anne sütüdür, bebeklerin en hızlı büyüme çağının temel ve tek gıdasıdır. Anne sütünün nerdeyse % 90’ı kolesterol ve omega-3 yağ asidinden oluşur.
• Kolesterol yüksekliği ile kan şekeri yüksekliğini eşit olarak kabul ederek davranmak büyük bir aldatmaca ve yanılgıdır. Neden?
1. Kolesterol organizmanın her hücresinde üretilen kuvvetli bir antioksidandır ve steroid hormondur. Kan şekeri ise tamamen organizmada gelişmiş olan insülin direnci sonucu yükselmiş, toksik bir maddedir. Kan şekeri güçlü bir oksidandır, yani yüksek kaldığı sürece organizmada toksik olan serbest oksijen radikallerinin aşırı miktarda oluşmasına neden olan tehlikeli bir zehirdir. Kan şekeri yüksekliği ayrıca kanın akışkanlığını bozmakta ve kanın pıhtılaşmasını artırmaktadır.
2. Kan şekeri serbest oksijen radikallerini üretmektedir. Kolesterol de sağlığa zararlı olan bu zehirleri etkisiz hale getirmek, organizmayı korumak için mücadele vermektedir!
3. Bir kardiyolog olarak, koroner kalp damarlarının kolesterolden zengin olduğunu ve aterom plaklarını tıkamadığını bilmeniz gerekmez mi? Senelerden beri kan pıhtısının damarları tıkayarak, kalp krizine ve inmeye neden olduğunu kabul etmiyor muyuz? Kalp krizinin ilk 6-12 saati içinde, acil olarak kan pıhtısını eriterek (tromboliz), kalp adalesinin ölümünü önlemiyor muyuz? Kardiyolog olarak tromboliz dediğimiz tedaviyi acilen, gerek kalp gerekse beyin damarlarındaki pıhtıyı eritmek için bir an önce uygulamaya çalışmıyor muyuz? Damarlarda tıkanıklığının tek sebebi yüksek kolesterol ise neden bütün damarlarda tıkanıklık olmuyor? Mesela, meme arteri by-pass ameliyatlarında kullanılıyor ve neden senelerce tıkanmadan açık kalıyor? Ya da son zamanlarda kollardan damarlar alınarak kalp ameliyatlarında kullanılıyor. Bu damarlarda dolaşan kanda düşük kolesterol mü bulunuyor?
4. Kan pıhtısı neden oluşuyor peki? Bir tek nedeni mi var? Sayalım bakalım:
a. Kandaki insülin hormonu yüksekliği kanın pıhtılaşmasını artırmaktadır.
b. Kandaki insülin hormonu yüksekliği trombositlerin birbirine yapışarak tıkaç meydana getirmelerine neden olmaktadır.
c. Kandaki insülin hormonu yüksekliği trombositlerin damar iç yüzeyini kaplayan hücre tabakasına (endotel tabakası deriz) yapışmasını artırmaktadır.
d. Kandaki insülin hormonu yüksekliği, endotel tabakasından damarların genişlemesi için salgılanması gereken nitrik oksit maddesinin salgılanmasını önlemektedir.
e. Kandaki insülin hormonu yüksekliği, ayrıca en kuvvetli sempatik sinir sistemi uyarıcısıdır, yani damarları büzüştürür ve tansiyonu yükseltir.
f. Kandaki insülin hormonu yüksekliği kuvvetli bir mitojenik gelişmeye (hücre büyümesi) neden olur. İnsülin hormonu, büyüme hormonuna benzer ve kontrol edilemeyen hızlı hücre yapımına, yani hiperplaziye neden olur.
g. İnsülin hormonu kan yağlarını da kontrol eden hormondur.
SONUÇ:
• Karatay Diyeti ve Karatay Diyeti’yle Yaşam Boyu Sağlık kitapları, yukarıda saydığımız birçok nedenden dolayı oluşan insülin direncini kırarak halkımızın hastalanmasını önlemek, hastalarımızın daha çabuk sağlıklarına kavuşmalarını sağlamak amacıyla, kolay ve rahat uygulanabilen beslenme ve yaşam biçimi oluşturmaları amacıyla kaleme alınmıştır. Adeta birer hayat bilgisi kitabıdırlar. Kitaplarda yer alan öneriler, gerekçe ve yüzlerce bilimsel makale örnekleri verilerek açıklanmaktadır.
6. “Kolesterol zararsızdır diyen Canan Hoca’nın ‘ailesel hiperkolesterolemi’ nedeniyle çocuk yaşlarında damarları tıkanan, 15 yaşında baypas olan, 18 yaşında kalp krizi geçiren hastalar için ne diyeceğini duymak isterdim. Kolesterol yüksekliğinin hiç bir önemi yoksa çocuk yaşta kalp krizi geçiren bu hastaları nasıl açıklayacağız?”
CEVAP:
• Ailesel hiperkolesterolemi, kolesterol metabolizma bozukluğu olan doğumsal bir hastalıktır. Doğumsal olan bu metabolizma bozukluğu, %1’den düşük oranda olmak üzere bütün toplumlarda görülmektedir. Bu kişilerin hücre zarlarında, anne rahmindeyken ve doğdukları zaman LDL dediğimiz kolesterolü, hücre içine sokacak reseptörler yani kapılar yoktur, bulunmaz. Hücre içine giremeyen kolesterol kanda yüksek olarak dolaşır durur. Bu durum normal fizyolojik bir sonuçtur, bir hastalık değildir. Ailesel hiperkolesterolemili grupta görülen yüksek kolesterol ile insülin direncine bağlı görülen kolesterol arasında bir benzerlik yoktur. Ailesel hiperkolesterolemili kişilerde, sıklıkla vücudun birçok yerinde de sert kolesterol birikimleri (biz buna tıp dilinde kolesterol nodülleri ya da ksantomalar deriz) vardır. Ksantomalar, parmak tendonlarında, dirsek tendonlarında, aşil tendonlarında gelişi güzel yerleşirler. Bazıları da çeşitli damarlarda ve kalp kapaklarında yerleşirler. Özellikle aort kapağına yerleşerek, aort kapak darlığına neden olurlar.
• Ailesel hiperkolesterolemi olan kişilerin birçoğunda da ksantomaya rastlanmamaktadır. Ailesel hiperkolesterolemi olan kişilerin ölüm nedenleri bilinenin aksine yüksek kan kolesterolü değildir. Bu bağlamda birkaç çalışmadan örnekler vermek istiyorum:
1. Helsinki Üniversitesi Tıp Fakültesi’nde hiperkolesterolemi olan 100 ailesel hasta 14-17 yıl izlenmişlerdir. Bu süre içinde 30 kişinin öldüğünü bildirmişlerdir. Profesör Tatu Miettinen ve arkadaşları 26 kişinin kalp krizi, 4 kişinin de kalp dışı nedenle öldüğünü ve ölenlerin %67’sinin sigara kullandıklarını bildirmişlerdir. İlginç olan ise ailesel hiperkolesterolemili 100 kişinin LDL kolesterolleri, yaşayanlar ve ölenlerde aynı düzeylerdeydi! Aterosklerozun nedeni yüksek kolesterol olmuş olsaydı, kalp krizinden ölenlerin kolesterolünün daha yüksek olması beklenmez miydi? Ailesel hiperkolesterolemi olan 100 kişi tüm izlenmeleri süresince hiçbir kolesterol düşürücü ilaç kullanmamışlardır.
2. Finlandiya Helsinki’de yapılan bu çalışma Kanada, ABD ve İngiltere’de yürütülen birçok çalışmayla da desteklenmiştir.
3. Hollanda da yapılan bir çalışmada da, yalnız bacak damarlarında görülen dolaşım bozukluğunun kan kolesterol düzeyi ile bir ilişkisi bulunmadığını ortaya koymuştur.
4. Hollanda da 22 lipid kliniğinde 2.400 ailesel hiperkolesterolemili kişi izlenmiştir. Altı yıl içinde kalp krizi geçirenlerle geçirmeyenler arasında LDL düzeyleri birbirine eşit olarak bulunmuştur.
5. Diğer bir ilginç çalışma da İtalya’dan bildirilmiştir. Ailesel hiperkolesterolemi kişilerin serebral arterlerinin normal olduğu gösterilmiştir.
6. Başka bir çalışmada ise ailesel hiperkolesterolemi olan kişilerin ince bağırsaklarının, yağların ve kolesterolün kana geçtiği ‘ileum’ denilen bölümü çıkarılmıştır. Bu kişilere ve kontrol grubu olarak ameliyat yapılmamış olan 18 kişiye kolesterol düşürücü ilaç verilerek on yıl süre ile izlenmiş. Kolesterol ilacı alan kişilerin LDL düzeyleri düşmesine rağmen, her iki grupta ortaya çıkan dolaşım sistemi bozuklukları arasında bir fark olmadığı gösterilmiştir.
SONUÇ:
Ailesel hiperkolesterolemi, doğuştan olan bir lipid metabolizması bozukluğudur. Bu kişilerin vücudunda LDL reseptörleri bulunmamaktadır. Yüksek kolesterol, kalp krizi ve ölüm nedeni değildir. Amsterdam Üniversitesi’nden Dr. Angelique Jansen, bu kişilerin protrombin geninde bozukluklar olduğunu, bu nedenle aşırı protrombin üretildiğini göstermiştir. Protrombin kan pıhtılaşmasını artıran önemli bir proteindir. Ailesel hiperkolesterolemili kişilerin dolaşım sistemlerinde kanın pıhtılaşma olasılığı çok yüksektir. Nitekim bu çalışmada, kalp damar tıkanıklığı olan kişilerde protrombin düzeyleri yüksek olarak bulunmuştur. Diğer birçok çalışmada da, ailesel hiperkolesterolemi olan kişilerin kanlarında, fibrinojen ve faktör VIII gibi pıhtılaşma faktör ve proteinleri yüksek olduğu gösterilmiştir.
7. Günde 4-5 kalem pirzola yenir mi?
CEVAP:
• Kırmızı etin glisemik indeksi sıfırdır. Evet, bu nedenle günde 4-5 kalem kuzu pirzolasını öneriyorum. Türkiye’de biz kuzu pirzolası yeriz. 4-5 kalem pirzolada bir avuç içimiz kadar ince kırmızı et bulunur. Koca bir vücut için azdır bile diye düşünüyorum. Halkımıza Amerikan pirzolası olan kocaman 4-5 adet domuz ya da buffalo (Amerikan öküzü) önermiyorum. Bu bağlamda maalesef halkımızın yanıltılmakta olduğuna inanıyorum. Çünkü ülkemizde hiçbir zaman sığır ve öküzün pirzolası tüketilmez. Amerikan öküzü pirzolası ise hiç tüketilmez! Bizler kuzu pirzolası yemeye alışığız.
• Ülkemizdeki kuzu veya danaların yetişme, kesilme ve tüketilme biçimi ile Amerika’daki hayvanların yetiştirilmesi, kesilmesi ve tüketilmesi birbirinden çok farklıdır. Bu konularla ilgili geniş bilgiler Karatay Diyeti’yle Yaşam Boyu Sağlık kitabında yer almaktadır.
• Ayrıca beyaz etlerde de kolesterol olduğunu unutmayalım. Neden beyaz et öneririz de, kırmızı et önermeyiz anlamış değilimdir? Tavuklarda da, balıklarda da kırmızı et kadar kolesterol bulunmaktadır çünkü...
9. “Geçenlerde bir hastam muayeneye geldi, kilo verdiği için ağzı kulaklarında... Son bir aydır her gün iki pirzola, iki de yumurta yediğini söylemez mi! Az daha şoka giriyordum. Canan Hoca yumurtanın kolesterolü yükseltmeyeceğini söylüyor, ancak yumurtadaki tek sorun kolesterol değil ki. Bir yumurta sarısında 70 mg Arachidonic asit vardır. Arachidonic asit inflamasyon yapar, romatizmayı, astımı, alerjiyi, damarlardaki iltihaplanmayı azdırır, bu yüzden mümkün olduğu kadar az yenmesi gerekir.”
CEVAP:
• Hastasının sağlığına kavuştuğuna inanıyorum! Sağlıklı bir şekilde kilo vermiş bu yüzden de mutlu... Sayın Dr. Murat Kınıkoğlu, yumurtanın sarısında arachidonic asit bulunur diyor! Bu konuda kendisine katılmam mümkün değil. Arachidonic asit şeması, Karatay Diyeti kitabının 72'inci sayfasında açıkça verilmiştir. Arachidonic asit bitkisel kaynaklı olan omega-6 yağlarındandır. Omega-6 içerikli olan mısırözü ve ayçiçeği gibi çoklu doymamış olan yağlardandır. Omega-6 yağları çoklu doymamış olduklarından, çok çabuk bozulurlar. Çünkü ileri derecede kırılganlardır. Mısırözü ve ayçiçeği yağları ısıya, güneşe ve hava temasına maruz kaldıklarında veya kızartmalarda kullanıldıklarında hemen bozulur yani fazla miktarda ‘de-nature’ olurlar. Aşırı miktarda bozulmaları sonucu vücutta inflamasyona neden olan, pro-inflamutuar dediğimiz, arachidonic asittenen prostaglandin 2'lerin fazla miktarda oluşmasına neden olurlar.
• Ancak hayvansal bir gıda olan yumurtada az miktarda omega-6 yanında fazla miktarda omega-3 de bulunmaktadır. Ortalama 60 gr doğal olan bir yumurta sarısında, 900 mgr bozulmamış omega-3 bulunur. Orta boy 60 gr bütün bir pişmemiş yumurtada, bütün bir canlının oluşması için gerekli birçok temel vitamin, mineral, aminoasit bulunur. Yumurta sarısında bulunan kolin aminoasidi, karaciğer yağlanmasını önlemektedir. Diğer 19 adet aminoasit de bir canlının oluşması için gereken proteinlerin ön ve temel maddeleridir. Bu aminoasitler ise insan proteinine en yakın olan, aminoasitlerdir.
• Burada son derece önemli olan bir noktaya dikkat çekmek istiyorum: Önemli olan yumurtanın pişirilme şeklidir. Yumurtayı çok haşladığımız zaman, eğer sarının etrafında gri-yeşil bir renk oluncaya kadar haşlarsak, yumurtanın hem sarısı hem de beyazı de-nature olmuştur. Yani artık o yumurta değildir, zaten genelde pikniklerde çok pişirilerek hazırlanan katı yumurtanın sarısını ağzımıza aldığımız zaman dağılır, un ufak olur. Ya da yumurtayı kavurup, yakarsak gene onu de-nature etmiş oluruz. Yumurta sarısı bozulduğu gibi beyazı da bozulmuştur içeriğinde aşırı miktarda arachidonic asit ve trans yağlar meydana gelmiştir.
• İşte bu transyağlar tehlikelidir, kanserojendir (kanser nedeni), aterojendir (damar sertliği nedenidir) ve insülin direncinin başlamasının da ana nedenidir. İşte Sayın Dr. Kınıkoğlu’nun açıklamak istediği de bu olsa gerek diye düşünüyorum.
• Yumurtalar kayısı kıvamında haşlandığında ya da köy tereyağında hafif ısıda beyazı biraz yoğunlaştıktan sonra ateşten indirilip (yani yakılmadan pişirilip), tavanın üstü kapatılıp kendi sıcaklığıyla sarısı arzu edilen kıvama gelince tüketildiğinde, zararlı değil, üstünüze üstlük glisemik indeksi sıfır olduğu için çok faydalıdır. İnsülin direncinin kırılmasını sağladığı ve uzun süre tokluk hissi verdiği için sağlıklı kilo verilmesini sağlar.
• Ayrıca sindirim sisteminde uzun süre kalacağından kan insülin düzeyinin aşırı derece dalgalanmasını ve sık sık açlık krizlerimizin oluşmasını önler. (Bakınız Karatay Diyeti’yle Yaşam Boyu Sağlık, Hayykitap, Kasım 2011, Sayfa 147-153)
• Yeri gelmişken önemli bir noktayı daha açıklamak istiyorum. Yumurtanın kolesterolü yükselttiği bilgisinin nereden ve nasıl çıktığını anlatmak istiyorum. ABD’de 1950 yıllarında General Mills firması mısır gevreği üretmeye başlamıştır. Adı geçen firma, işlenmiş olan ve aşırı miktarda şeker ve trans yağ içeren mısır gevreklerinin kahvaltı masalarında yerini alması amacıyla yumurtayla araştırmalar yaptırmıştır. Yıllarca sonra açıklandığına ve öğrendiğimize göre, bu araştırmalar maalesef taze doğal yumurtalarla yapılmamıştır. Bu araştırmalarda, ‘yumurta tozu’ kullanılmıştır. Yumurtalar fabrikalarda toz haline dönüştürülüp deneklere sunulmuştur. Yumurta toz haline geldiğinde, yukarıda da belirttiğim gibi doğallığını kaybeder, yüksek miktar da trans yağlar oluşur ve arachidonic asit aşırı miktarda yükselir. Yumurta tozu son derece tehlikeli bir zehir, bir toksindir artık! Aşırı miktarda vücuda giren toksinleri etkisiz hale getirmek, vücudu bu toksinlerin meydana getirdiği stresden korumak, kurtarmak amacıyla organizma, doğal olarak aşırı miktarda, güçlü bir antioksidan olan kolesterol üretecektir. Sonuç olarak kandaki kolesterol bu nedenle yükselmiştir. Amerikan Kalp Derneği (kısacası AHA) 2002 yılında, trans yağların bütün yağlardan (doğal doymuş yağlar da buna dâhil) tehlikeli olduğunu bildirmiştir.
2. “Canan Hoca meyvenin zararını ispatlamak için “Bir elma yedikten sonra midenizin ezilmesi bundandır” diyor. Ben üç elma yiyorum midem ezilmiyor. Dünyada meyvenin faydaları üzerine yapılmış binlerce çalışma varken, ‘günde bir meyve yiyin’ demeyi doğru bulmuyorum. Ben şahsen hastalarıma günde beş porsiyon meyve yemelerini öneriyorum.”
CEVAP:
• İlk önce şunu belirtmek istiyorum ki, meyveler ve meyve suları içerdikleri A ve C vitaminlerinin kuvvetli birer antioksidan olmaları nedeniyle tabii ki sağlıklıdır. Ancak aynı zamanda bütün meyveler ‘şeker’dir. Her meyve yediğimizde vücudumuza şeker girmekte, kan şekerimiz ve insülinimiz yükselmektedir. Bu da yeterli hareket etmeyen bir toplumda doğal olarak insülin ve leptin direncinin (insülin ve leptin direnci hakkında ayrıntılı bilgileri Karatay Diyeti ve Karatay Diyeti’yle Yaşam Boyu Sağlık kitaplarında bulabilirsiniz) başlamasına sebep olmaktadır. Aşırı miktarda meyve tüketmekle de karaciğer ve pankreas yorulmakta ve yağlanmaya başlamaktadır.
• Bol meyve yiyerek ya da büyük bir bardak (en az 2-3 meyve sıkılarak elde edilmiş) meyve suyu içerek hiçbir zaman insülin direncini kıramayız. Kalori azaltarak verdiğimiz kiloları işte bu sebepten kısa sürede fazlasıyla geri alıyoruz.
• Ben kilo vermek ya da insülin ve leptin direncini kırmak isteyenlerin aşırı miktarda meyve yememelerini öneriyorum. Günde beş porsiyon meyvenin kaynağı da tercüme diyetlerdir! Örneğin ABD’de veya İngiltere’de meyveler tane ile satın alınır. Bizim aldığımız gibi, 2 kg elma, 2 kg üzüm, bir kilo taze incir (oralarda zaten bulunmaz, bilinmez) veya kocaman bir karpuzu kimse evine alamaz. Karpuzlar dilim dilim satılmaktadır bu ülkelerde. Bu nedenle oraların halkı için hazırlanmış diyet listelerinde (ben bunlara ‘tercüme diyetler’ diyorum), meyve fazlasıyla önerilmektedir.
• Ayrıca, ülkemiz insanı son derece hareketsizdir! Biz meyveyi bir öğün yerine yemiyoruz, mükellef bir öğünden sonra kocaman bir meyve tabağını önümüze alıp tüketiyoruz! Özellikle akşam yemeklerinden sonra televizyon karşısına geçip, bir elma, bir armut, 2 mandalina vb yiyip, sonra da yatıyoruz. İşte bu nedenlerle, vücudumuzda insülin direncini başlatıyor ve de artırıyoruz.
• Aslında meyve kısıtlaması yapmadığımı da ayrıca vurgulamak isterim: Çünkü ben kahvaltıda 10-15 zeytin öneren bir kişiyim. Zeytin, glisemik indeksi düşük olan en sağlıklı meyvedir... Ayrıca sabah kahvaltısında, domates, biber, salatalık gibi (bunlar o bitkilerin meyveleridir!) meyveleri öneren biriyim.
• Eğer insülin direncini kırmak istiyorsak veya kilo vermekte zorluk çekiyorsak bir öğün yerine düşük glisemik indeksi doğal bir mevsim meyvesi tüketebilirler.
• Aşırı kilolar gidince ve kan insülin değerleri 5 IU/ml değerine ininceye kadar Karatay Diyeti önerilerini uygulayanlar daha sonra her gün 40-50 dakika yürüyüş yapmak, yemek yedikleri saatlere ve yiyecekleri tüketme şekillerine dikkat etmek şartıyla, sağlıklı olan her şeyi mevsiminde abartmadan yiyebilirler.
• Ayrıca hazır satılan veya taze sıkılmış meyve suları da birçok diyet listesi ve beslenme programında, sağlıklı oldukları iddiasıyla, bol miktarda ve ciddi bir şekilde önerilmekte. Ancak hiçbir diyet listesi veya beslenme programında meyve sularının aşırı miktarda şeker (früktoz) içerdiğinden ve kan trigliseridlerini yükselttiğinden nedense hiç bahsedilmemekte. Oysa meyve şekeri olan früktozun, organizma ve sağlığa bütün diğer şeker türlerinden daha zararlı olduğu bilimsel olarak gösterilmiştir.
• Bir bardak taze sıkılmış meyve suyu da içerdiği lifler tamamen ufalanıp parçalandığı için, hızla kana geçerek kan şekeri ve insülinini çok ani olarak ve fazla miktarda yükseltir. Bunun sonucunda kan şekerinde birden düşüş olur ve kısa sürede reaktif hipoglisemi atağı gelişir. Hemen bir tatlı ya da şekere hücum ederiz! İşte bu şekilde bir bardak meyve suyu insülin direncini sinsi bir şekilde başlatmış olur. İnsülin direnci zaten gelişmiş olan kilolu ve şişman kişilerde ise insülin direncinin artmasına neden olur. Obezlerde şekerin hızlı emilimi, sık sık acıkma nedenidir ve aşırı miktarda besin alımını tetikler. Ayrıca fruktoz ve yüksek kan şekerinin bağışıklık sistemini zayıflatarak birçok immün sistemi hastalıklarına ve kanser hastalıklarına da neden olduğunu, detaylarıyla, Kansere Çözüm Var, Hayykitap, Ekim 2011 kitabında ‘Şeker Neden Tatlı Tatlı Zehirler?’ başlıklı bölümde açıklıyorum.
SONUÇ:
• Yüksek fruktoz içeren meyveleri aşırı miktarda tüketmek, fizik aktivitesi son derece az olan, obez ve göbekli bir toplum için zararlı olmaktadır.
Prof. Dr. M. Canan Efendigil Karatay
İstanbul Bilim Üniversitesi Tıp Fakültesi
İç Hastalıkları ve Kardiyoloji Anabilim Dalları Öğretim Üyesi _________________ "Low Dose Naltrexone (LDN) may well be the most important therapeutic breakthrough in over fifty years. It provides a new, safe and inexpensive method of medical treatment by mobilizing the natural defenses of one's own immune system.
........... " — David Gluck, MD
ÇEVİRİSİ.:...............
"Düşük Doz naltrekson (LDN) de en önemli tedavi atılım elli yıl içinde olabilir. Bu kişinin kendi bağışıklık sisteminin doğal savunma seferber ederek tıbbi tedavi, güvenli ve ucuz yeni bir yöntem sağlar.LDN önemli sağlık maliyetlerini azaltır ve hastalıkların geniş bir dizi tedavi artırır........
Naltroxene (LDN = Low Dose
Naltrexone)..(ETHYLEX -VIVITROL-DEPENDEX-NEMEKSİN=Muadili NALTREXONE)
OKUNUŞLARI:Naltrekson,Naltrexone,Naltreksone-LDN-LEDENE
http://www.barsakforum.com/naltrexone-tedavisi-crohn-da-vt58.html?highlight=naltroxen |
|
| Başa dön |
|
 |
|
|
Bu forumda yeni başlıklar açamazsınız Bu forumdaki başlıklara cevap veremezsiniz Bu forumdaki mesajlarınızı değiştiremezsiniz Bu forumdaki mesajlarınızı silemezsiniz Bu forumdaki anketlerde oy kullanamazsınız
|
|