| Önceki başlık :: Sonraki başlık |
| Yazar |
Mesaj |
rsevinc

Kayıt: 30 Arl 2007 Mesajlar: 2390 Konum: Kadıköy/İstanbul
|
Tarih: Cmt Mar 28, 2009 12:11 am Mesaj konusu: |
|
|
ABDURRAHMÂN BİN MUHAMMED EL-BAĞDÂDÎ:
Hadîs ilminde meşhûr âlimlerden. İsmi, Abdurrahmân bin Muhammed bin Abdullah bin Mihrân el-Bağdâdî’dir. Künyesi, Ebû Müslim’dir, ibâdeti ve zühdü (haramlardan ve şüphelilerden sakınması) çok olan bir âlimdir. Dünyalık olan şeylere hiç düşkünlüğü yoktu. İnsanların arasına karışmazdı. İlim öğrenmek için Bağdâd’dan ayrılıp Horasan’a, Mâverâünnehr’e, Şam’a ve Arabistan’a seyahatler yaptı. Ömrünün sonuna doğru Hicaz’a gidip Mekke’ye yerleşti. Mescid-i harâmın yakınında oturur, vakitlerinin çoğunu ibâdetle geçirirdi. 374 veya 375 (m. 985) senesinin Zilka’de ayı ortasında vefât etti. Evliyânın büyüklerinden Fudayl bin İyâd’ın kabrine yakın “Bathâ” denilen yere defn edildi.
Büyük bir âlim olan Abdurrahmân bin Muhammed; Bağdâd’da iken Muhammed bin Muhammed el- Bâgendî’den, Ebû Kâsım el-Begâvî’den, Ebû Ömer Ubeydullah bin Osman’dan, Ebû Bekr bin Ebî Dâvûd’dan, Ebû Ya’lâ Muhammed bin Züheyr’den ve Irak’ta bulunan diğer âlimlerden ilim aldı. Sonra Şam’a gitti. Orada İmâm-ı Begâvî’den ve İbn-i Ebî Arûbe-el-Harrânî’den ve başkalarından, ilimde pekçok mes’eleyi öğrenip hadîs-i şerîf aldı ve Irak’a döndü. Bilâhare oradan çıkıp Horasan’a, Mâverâünnehr illerinden Buhara ve Semerkand’a gitti. 30 seneye yakın buralarda kaldı. Oradaki hadîs âlimlerinden çok istifâde etti. Onlardan hadîs-i şerîf yazıp, bunların hadîs-i şerîflerini topladı. “Müsned” adındaki eseri meşhûrdur.
Hadîs ilminde rivâyetleri çok sağlam olup, lâfızdı. Ya’nî, yüzbin hadîs-i şerîfi senetleriyle birlikte ezberlemişti. Takva, vera’ ve zühdü çoktu. Dînine çok bağlıydı. Kimseden birşey kabul etmezdi. İnsanların içine fazla çıkmazdı. Hicaz’a gittikten sonra, Mescid-i harâmın yanına yerleşip, ölünceye kadar devamlı ibâdetle meşgul oldu.
Hadîs âlimlerinden İbn-i Ebî’l-Fevâris diyor ki: “Ebû Müslim bin Mihrân çok eser yazdı. Müsned’i meşhûrdur. Hadîs ilminde sika bir âlimdi. Zühd ve vera’ı çoktu. Onun gibisini görmedim.”
1) Târîh-i Bağdâd cild-10, sh-229
2) Tezkiret-ül-huffâz cild-3, sh-969
3) Mu’cem-ül-müellifîn cild-5, sh-185
4) Şezerât-üz-zeheb cild-3, sh-85
ABDUSSAMED VÂ’İZ-İ SÛFÎ:
Hadîs, tasavvuf ve Şâfiî fıkıh âlimi. Künyesi, Ebü’l-Kâsım olup, asıl ismi, Abdussamed bin Ömer bin Muhammed bin İshâk’dır. Dîneverî nisbet edildi. Sûfî ve Vâ’iz lâkabları verildi. Bağdâd’da oturur, emr-i ma’rûf ve nehy-i münkerle (iyiliği emredip, kötülükten sakındırmakla) meşgul olurdu. 397 (m. 1006) yılında vefât etti.
Ebü’l-Kâsım Dîneverî diye de tanınan Abdussamed Vâ’iz-i Sûfi, birçok âlimden ilim tahsil etti. Hocalarından Ahmed bin Selmân Necâd’dan hadîs ilmini, Ebû Sa’îd İstahrî’den fıkıh ilmini öğrendi. Kendisinden sonra gelen âlimler, hadîs ilminde sika (güvenilir) olduğunu söylediler. Rivâyet ettiği hadîs-i şerîfleri duymak için, çok uzaklardan gelip va’z ettiği mescidi dolduran insanlar, onun iki rek’at namaz kılmadan söz söylediğini duymazlardı. Devamlı emr-i ma’rûf ve nehy-i münkerle uğraşır, insanlara doğruyu göstermeğe gayret ederdi. Dünyâya ehemmiyet vermezdi. Çok cömert olup, bir başkasının ihtiyâcı varken, kendi ihtiyâcını görmezdi.
Va’zlarına ve derslerine akın akın gelen insanlar, onun dünyâ ve âhıret se’âdetine kavuşturan feyzinden istifâde etmişler, ba’zıları talebe olmakla şereflenmişlerdir. Bunlardan en meşhûr iki talebesi, Kâdı Ebû Abdullah Saymeri ve Abdülazîz Ezd’dir.
Ali bin Muhammed bin Hasen Mâlikî anlatır: Birgün biri Abdussamed’in mescidine geldi. Elinde tuttuğu, içinde yüz altın bulunan keseyi ona vermek istedi. Kabul etmeyince, adam parayı yere bırakıp gitti. O da mesciddeki ihtiyaç sahiplerine dağıttı. Para bittikten sonra, oğlu gelip para istedi. Abdussamed hazretleri de “Git! Bakkaldan veresiye al” buyurdu.
Abdussamed Sûfi’nin Enes bin Mâlik’den rivâyet ettiği hadîs-i şerîfte, Peygamberimiz (s.a.v.) “Muhakkak yahudiler, selâm ve emniyet hususunda size hased ederler” buyurdu.
1) Tabakât-üş-Şâfiiyye cild-3, sh-329
2) Târîh-i Bağdâd cild-11, sh-43
ABDÜLAZÎZ BİN ABDULLAH ED-DAREKÎ:
Şâfiî mezhebi fıkıh âlimlerinden. İsmi, Abdülazîz bin Abdullah bin Muhammed bin Abdülazîz ed-Dârekî’dir. Babam Abdullah, İsfehân’da zamanın hadîs âlimlerindendi. Künyesi, Ebül-Kâsım olup, İsfehân’ın Dârek köyünden olduğu için, Dârekî nisbetiyle meşhûr oldu. Doğum yeri olan Dârek’ten İsfehân’a gelip orada uzun seneler kaldı. İsfehân’da bulunan-âlimlerden fıkıh ilmini öğrendi. Sonra Bağdâd’a gelip yerleşti. Orada fetva vermeye başladı. Vefâtına kadar Bağdâd’da kaldı. 375 (m. 985) senesi Şevval ayının 13’ünde Cum’a gecesi vefât etti. Vefâtında 89 yaşındaydı. Cum’a günü Şûniziyye’de defn edildi.
Ebû Kâsım ed-Dâreld, yaşadığı devirde Şafiî âlimlerinin imâmı, en büyüğü idi. Bağdâd’da, Da’lec bin Ahmed Bedreb İbni Halefin mescidinin dörtte birinde ders okuturdu. Şehrin en büyük câmisinde, fetva sormak ve danışmak için ona gelenler büyük bir halka meydana getirirlerdi. Çok kimse onun ilminden faydalandı. Tâhir bin Abdullah Taberî diyor ki, “Dârekt’den daha fakîh olan hiç kimseyi görmedim.” Îsâ bin Ahmed bin Osman el-Hemedânî de dedi ki: “Abdülazîz bin Abdullah-ı Dârekî’den fetva sorulmak üzere bir mes’ele getirildiğinde, uzun zaman düşünür ve orada fetva verirdi. Muhammed bin Ebü’l-Fevâris de: “Abdülazîz bin Abdullah hadîs ilminde sika (güvenilir, sağlam) bir râvi idi” dedi. O hadîs ilmini anne tarafından dedesi Hasen bin Muhammed ed-Dârekî’den aldı. Diğer ilimleri, Şeyh Ebû İshâk-ı Mervezî’den öğrendi. O, Ebû Hâmid-i Esferâyânî’nin ilim aldığı hocalarından birisi idi. Ondan da Bağdâd’da birçok âlim ilim öğrendi. Rivâyet ettiği bir hadîs-i şerîfte Peygamberimiz (s.a.v.) buyurdu ki:
“İnsanlar, (Lâ ilâhe illallah, Muhammedün Resûlullah) deyinceye ve bizim kabul ettiklerimizi beğeninceye ve kestiklerimizi yiyinceye ve namazlarımızı kılıncaya kadar onlarla harp etmeye emrolundum. Böyle yaparlarsa, onların kanlarına ve mallarına haksız yere dokunmak bize harâm kılındı. Artık onların hesabı, Allahü teâlâya aittir.”
1) Târîh-i Bağdâd cild-10, sh-463
2) Tabakât-üş-Şâfiiyye cild-3, sh-330
3) El-Bidâye ve’n-nihâye cild-11, sh-304
4) Şezerât-üz-zeheb cild-3, sh-85
5) Vefeyât-ül-a’yân cild-3, sh-188
6) Tehzîb-ül-esmâ ve’l-lüga cild-2, sh-263
ABDÜLAZÎZ BİN CA’FER EL-HALLÂL:
Hanbelî mezhebindeki tefsîr, hadîs, fıkıh âlimlerinden. İsmi, Abdülazîz bin Ca’fer bin Ahmed bin
Ziyâd bin Ma’rûf el-Begâvî olup, künyesi, Ebû Bekr’dir. 275 (m. 898)’de Bağdâd’da doğmuştur. Ebû Bekr Hallâl’in talebesi olup, onun lakabıyla anılmıştır. Hanbelî mezhebindeki büyük âlimlerden olup, 363 (m.974) Şevval ayının yirmiüçüncü günü vefât etti ve aynı gün Cum’a namazından sonra defn edildi.
Abdülazîz bin Ca’fer; Muhammed bin Osman bin Ebî Şeybe, Mûsâ bin Hârûn, Muhammed bin Fadl el-Vâati, Sa’îd bin Aceb el-Enbârî, Ebû Halîfe Fadl bin Hab-bâb, Ali bin Taygûr, Ca’fer el-Feryâbî, Ahmed bin Muhammed Ca’d, İbrâhîm bin Muhammed bin Heysem, Kâsım bin Zekeriyyâ el-Mutnz, Hüseyn bin Abdullah, Ebü’l-Kâsım el-Begâvî, Abdullah bin Ahmed, Ebû Bekr bin Ebû Dâvûd ve pek çok âlimden hadîs-i şerîf öğrenmiş, rivâyetlerde bulunmuştur.
Ahmed bin Ali bin Osman bin Cüneyd, Bişr bin Abdullah el-Fâtinî, Ebû İshâk bin Salalâ, Ebû Abdullah bin Batta, Ebü’l-Hasen et-Temîmî, Ebû Hafs el-Akberi, Ebû Hafs el-Bermekî, Ebû Abdullah bin Hâmid ve pek çok âlim de Abdülazîz bin Ca’fer’den rivâyetlerde bulunmuşlardır. Kuvvetli bir zekâya sahip olan Abdülazîz Hallâl; çok güç, anlaşılması zor olan mes’eleleri hemen anlardı. Hadîs âlimleri, onun sika (sağlam, güvenilir) bir râvi olduğunu bildirmişlerdir. O, son derece ibâdete düşkün, Allahü teâlânın emirlerine uyan, dünyâya kıymet vermiyen, harâm ve şüpheli olan şeyleri terk etmekle beraber, mubahların çoğunu da terk etmiş, arif, âlim ve müttekî bir zât idi. Hanbelî mezhebinin büyük âlimlerinden olup, Hanbelî mezhebindeki fıkhî beyânları pek çoktur. Bununla beraber, Ehl-i sünnet vel-cemâat i’tikâdınahizmetleri de büyük olmuştur. Zamanının sultanı ve devlet adamları yanında da büyük bir kıymeti vardı. Eshâb-ı kirâmın fazîlet ve üstünlükleri sırasında Hz. Ali’nin, Hz. Ebû Bekr, Ömer ve Osman’dan (r.anhüm ecmâin) daha üstün olduğunu söyleyenlere karşı buyurdu ki: İmâm-ı Ahmed bin Hanbel’den işittim. Ona Eshâb-ı kirâmın fazîlet derecelerinden sorulduğu zaman buyurdu ki: “Kim Hz. Ali’nin, Hz. Ebû Bekr’den üstün olduğuna inanırsa, muhakkak ki Resûlullaha (s.a.v.) ta’n etmiş (kusur bulmuş) olur. Kim onun Hz. Ömer’den üstün olduğuna’inanırsa, Resûlullaha (s.a.v.) ve Hz. Ebû Bekr’e ta’n etmiş olur. Kim de Hz. Ali’nin, Hz. Osman’dan üstün olduğuna inanırsa, Hz. Ebû Bekr, Hz. Ömer, Hz. Osman, Şûra ehli, Muhacirler ve Ensâr’a (r.anhüm ecmâîn) ta’n etmiş olur.”
Kendisine îmândaki istisnadan (ya’nî inşâallah müslümanım demekten) soruldu. Cevâbında “Evet olabilir. Fakat bu, şek ve şübhe üzere olmayacak. Bu, amelim iyi olmayabilir korkusundan dolayı, ihtiyaten olur” buyurdu.
Buyurdu ki:
“Başkasından gasbedilmiş (zorla alınmış) elbise ile kılınan namaz bâtıldır.” “Kadın, erkeğin yanında cemâatle namaza durduğu zaman; sağında, solunda ve arkasında olanların namazı bozulur.”
“Nafile namazda da su içmek, namazı bozar.”
Ehl-i sünnet olmıyan kimselerle konuşur, onlara doğruyu anlatırdı. Çok zekî ve büyük âlim olduğundan, onların delillerinin hepsini çürütür, söyleyecek birşey bulamazlardı.
Ebû Bekr, Ahmed bin İshâk el-Hicrî, Ebû Fadl bin Temîmî bildiriyorlar ki: “Bir ihtiyar zât, bir hadîs-i şerîfin tafsilâtını öğrenmek için dolaşıyordu. Onun mes’elesi de Peygamberimizin (s.a.v.) “Kıyâmet günü yetmişbin kimse hesâbsız Cennete girecektir” hadîs-i şerîfinde, acaba daha ziyâdelik var mı, daha fazla kimse hesapsız Cennete girecek mi? idi. Bu ihtiyar, Ebû Fadl’a: “Şu şu beldeleri dolaştım. Bu hadîs-i şerîfte bildirilen (70 000) üzerine bir fazlalık, bir ziyâdelik bulamadım. Her kime sorsam, böyle işittik diyorlardı. Böyle sora sora Basra’ya geldim. Orada da sordum. Yine bilen olmadı. Birgün, çok yorgun olduğum hâlde uyuya kalmışım. Rü’yâmda Peygamberimizi (s.a.v.) gördüm. Hemen mübârek ayaklarını öptüm. Peygamberimiz bana “Ey filân kimse. Benden işittiğin bu haber için çok yoruldun.” “Evet yâ Resûlallah” dedim. Peygamberimiz “Bağdâd’a Câmi-i halîfeye git. Alnı açık, yüksek sesli bir zât görürsün. Ona bu mes’eleyi sor, o sana cevap verir” buyurdu. Ayaklarım beni taşıyamıyacak kadar yorgun olduğu hâlde, Bağdâd’a gittim. Kendi kendime “Bu zâtı kimseye sormayacağım” dedim.Câmi-i halîfeye girinceye kadar Peygamberimizin tarif ettiği zâtı arıyordum. Cum’a günüydü, câmiye girdim. Onun sesini işittiğim zaman, aynen Peygamberimizin (s.a.v.) vasıflandırdığı şekildeydi, önünde durdum. Bu zât Ebû Bekr Abdülazîz bin Hallâl idi. Kendisine “Ey üstâd, sana sorulacak bir mes’elem var” dedim. Abdülazîz “İhtiyara yer açınız” dedi. Önüne vardım, bana “Otur” dedi. Ben de oturdum. Sonra bana yavaşça “Sen Resûlullahın (s.a.v.) gönderdiği zât değil inisin?” diye sorunca heyecandan titremeye başladım. Ona “Evet” deyip sustum. Sonra bana “Ey ihtiyar sorunu sor” dedi. Ben de o hadîs-i şerîfi sordum. Bunun üzerine “Sen sorduğun (hesapsız Cennete gireceklerden) birisiyle beraber bulunuyorsun” cevâbını verdi.
Ebû Bekr Abdülazîz Hallâl son hastalığında buyurdu, ki: “Ben Cum’a gününe kadar aranızdayım.” Bunun üzerine “Allahü teâlâ sana afiyet versin” dediler. Bu sözü söyleyenlere: “Ebû Bekr Mervezî’nin şöyle dediğini işittim: Ahmed bin Hanbel yetmişsekiz sene yaşadı ve Cum’a günü vefât etti. Cum’a namazından sonra defn edildi. Ebû Bekr Hallâl da yetmişsekiz sene yaşadı. Cum’a günü vefât etti ve Cum’a namazından sonra defnolundu. Bu, onun kerâmetlerinden birisidir. Cenâzesinde hiç görülmemiş bir cemâat bulundu.
Vefât ettiği zaman, defn edileceği yer hakkında yakınları arasında ihtilâf çıktı. Ba’zıları vefât ettiği yere, ba’zıları ise başka bir yere defn edilmesini istediler. Bu husustaki münâkaşa çoğaldı. Bu münâkaşa, kılıçlarını sıyırıp vuruşma safhasına kadar geldi. Ba’zı âlimler bunlara “Sizler sultânın hareminde mi dövüşüyorsunuz?” dediler. Bu söz üzerine onlar, seçilen hakemin emrettiği şeyi yapacaklarını bildirdiler, iki cemâatin da arzularının hilâfına uzak ıssız bir yere defnolundu.
Onun kabri geceleri nûr ile dolup, bu nurun, kabrinden semâya doğru yükseldiği herkes tarafından görülürdü.
Abdülazîz Hallâl bir zaman çok sıkıntıya düştü. Bir küçük kâğıt alıp “Rahman ve Rahim olan Allahü teâlânın ismi ile başlıyorum, Filân oğlu filân muhtaçtır” diye yazdı. O yazılı kâğıdı alıp, halifenin kapısına geldi. Mektubu elinden bıraktı. O sırada esen rüzgâr mektubu aldı götürdü. O da evine döndü. Az bir zaman geçti ki kapı çalındı. Kapıyı açınca, tanımadığı bir ihtiyarla karşılaştı, ihtiyar ona ağır bir kâğıt tomar verdi. Onu alıp içeri girdi. Kâğıtların içinde, beşyüz dirhem olduğunu gördü. İçerisinde de yazılmış bir pusula vardı. Pusulada ise “Ey bu mektubun sahibi! Bundan sonra birşey isteyeceğiniz zaman daha dikkatli olunuz” yazılı olduğunu gördü.
Abdülazîz bin Ca’fer, Nu’mân bin Naîm, Sırrî bin Âsım, Muhammed bin Mus’ab, Abdurrahmân bin Arar, Abde bin Ebî Lübâbe’den, o da Ebû Hüreyre’den (r.a.) rivâyet etti. Peygamberimiz (s.a.v.) “Kadere îmân; hüzün ve kederi giderir” buyurdu. Yine rivâyet ettiği hadîs-i şerîfte Peygamberimiz (s.a.v.) “Sizin en hayırlınız, Kur’ân-ı kerîmi öğrenen ve öğretendir” buyurdular.
Yazmış olduğu kitaplardan ba’zıları şunlardır: el-Muknî, yüz cüzlük bir kitaptır. eş-Şâfiî, seksen cüzdür. Muhtasar-ı Sünne, Tefsîr-ül-Kur’ân gibi kitapları da vardır.
1) Tabakât-ı Hanâbile cild-2, sh-119
2) Târih-i Bağdâd cild-10, sh-459
3) Şezerât-üz-zeheb cild-3, sh-45
4) El-A’lâm cild-4, sh-15
5) Mu’cem-ül-müellifîn cild-5, sh-244 _________________ "SEVGİ EMEK İSTER"
"SEVMEK İÇİN YÜREK; SÜRDÜRMEK İÇİN EMEK GEREK"
www.barsakforum.com |
|
| Başa dön |
|
 |
gülcan
Kayıt: 01 Şub 2009 Mesajlar: 331
|
Tarih: Cmt Mar 28, 2009 12:34 am Mesaj konusu: |
|
|
|
merhaba rsevinç,benim merak ettiğim geçen sene gittiğim kurstada işlediğimiz bİr konu vardı,İmam Muhammed Maturudi,ve Eşarilik hakkında mümkünatı varsa sizden bilgi istiyorum.bende yeterli kaynak yok.şimdiden teşekkür ederim.sevgiyle kalın , AEO.. |
|
| Başa dön |
|
 |
imre Süper Moderatör

Kayıt: 15 Nis 2008 Mesajlar: 1517 Konum: Ankara Hast: Ülseratif Kolit
|
Tarih: Sal May 19, 2009 12:20 pm Mesaj konusu: |
|
|
ABDÜLMUN’İM BİN GALBÛN:
Kırâat ve Şâfiî mezhebi fıkıh âlimi. Künyesi, Ebü’t-Tayyib olup ismi, Abdülmun’im bin Ubeydullah bin Galbûn bin Mübârek’dir. 309 (m. 921) yılında Haleb şehrinde doğmuştur. Tahsil için Şam’a gitmiş, orada ba’zı âlimlerden ilim öğrendikten sonra, hayatının sonuna kadar, vatan edindiği Mısır’da yaşamıştır Birçok eserler yazmış olan Abdülmun’im bin Galbûn, 389 (m. 999) yılında Mısır’da vefât etmiştir.
Abdülmun’im bin Galbûn, başta Nadr bin Yûsuf er-Râzî olmak üzere, Ebû Muhammed Ubeydullah bin Hüseyn el-Antâkî es-Sâbûnî, Ebû Eyyûb Süleymân bin Muhammed bin İdrîs, Ebü’l-Hars Ahmed bin Muhammed, Ebû Muhammed Abdullah bin Sa’d bin Bahr el-Kâdı, Adiyy bin Ahmed bin Abdülbâld, Ebû Abdullah bin Halveyh, Ebû Bekr Muhammed bin Nadr bin Hârûn es-Sâmure’den ilim öğrenmiş ve hadîsi şerîf dinlemiştir.
Es-Seâlibî, hâl tercümesini zikrettiği Abdülmun’im bin Galbûn hakkında şöyle demektedir “O, dindar ve fazîlet sahibi idi. Kur’ân-ı kerîmin kırâatini, ince ma’nâlarını, irabım ve diğer edebî ilimleri çok iyi bilirdi.”
Abdülmun’im bin Galbûn’dan ise, Ebû Muhammed Abdullah bin Ca’fer el-Cenâbînî et-Taberî, Ebül-Abbâs Ahmed bin Sa’îd es-Sâhî, Ebû Bekr Muhammed bin Ca’fer bin Ali Mimâsî, Ebû Tâlib Ahmed bin Abdüssemi’, Ebû Sâlih Muhammed bin Ebû Adiyy es-Semerkandî, Ebü’l-Ferec Ubeydullah bin Ahmed bin Saht, Ebû Ca’fer Muhammed bin Ahmed bin Muhammed el-Cürcânî, Ebül-Hasen Ahmed bin İbrâhîm bin Kâmil es-Sûdî ve Ebû Muhammed Hasen bin İsmâil ed-Dârâb ilim öğrenmiş ve hadîs-i şerîf dinlemiştir.
Abdülmun’im bin Galbûn’un kırâat ilmine dâir İrşâd-ül-mübtedî ve Tezkiret-ül-müntehî adlı iki eseriyle, Derhat-ül-beria ve Hadîkat-ül-belâga adlı diğer sahalara ait iki eseri vardır.
diğer sahalara ait iki eseri vardır.
Abdülmun’im’in şöyle bir hadîs-i şerîf rivâyeti vardır: Resûlullah (s.a.v.) “Kur’ân ile amel ediniz, onun helâlim helâl, harâmını harâm biliniz. Ondan hiçbirşey inkâr etmeyiniz” buyurdu.
1) Târîh-i Dımeşk cild-6, v-464 a-b
2) Tabakât-uş-Şâfiiyye (Esnevî), varak 267-a
3) Vefeyât-ül-a’yân cild-6, sh-277
4) Şezerât-üz-zeheb cild-3, sh-131
5) Hüsn-ül-muhâdara cild-1, sh-280
6) Keşf-üz-zünan sh-66, 644-645, 1737, 1738
7) Esmâ-ül-müellifîn cild-1, sh-629
Galbûn, başta Nadr bin Yûsuf er-Râzî olmak üzere, Ebû Muhammed Ubeydullah bin Hüseyn el-Antâkî es-Sâbûnî, Ebû Eyyûb Süleymân bin Muhammed bin İdrîs, Ebü’l-Hars Ahmed bin Muhammed, Ebû Muhammed Abdullah bin Sa’d bin Bahr el-Kâdı, Adiyy bin Ahmed bin Abdülbâld, Ebû Abdullah bin Halveyh, Ebû Bekr Muhammed bin Nadr bin Hârûn es-Sâmure’den ilim öğrenmiş ve hadîsi şerîf dinlemiştir.
Es-Seâlibî, hâl tercümesini zikrettiği Abdülmun’im bin Galbûn hakkında şöyle demektedir “O, dindar ve fazîlet sahibi idi. Kur’ân-ı kerîmin kırâatini, ince ma’nâlarını, irabım ve diğer edebî ilimleri çok iyi bilirdi.”
Abdülmun’im bin Galbûn’dan ise, Ebû Muhammed Abdullah bin Ca’fer el-Cenâbînî et-Taberî, Ebül-Abbâs Ahmed bin Sa’îd es-Sâhî, Ebû Bekr Muhammed bin Ca’fer bin Ali Mimâsî, Ebû Tâlib Ahmed bin Abdüssemi’, Ebû Sâlih Muhammed bin Ebû Adiyy es-Semerkandî, Ebü’l-Ferec Ubeydullah bin Ahmed bin Saht, Ebû Ca’fer Muhammed bin Ahmed bin Muhammed el-Cürcânî, Ebül-Hasen Ahmed bin İbrâhîm bin Kâmil es-Sûdî ve Ebû Muhammed Hasen bin İsmâil ed-Dârâb ilim öğrenmiş ve hadîs-i şerîf dinlemiştir.
Abdülmun’im bin Galbûn’un kırâat ilmine dâir İrşâd-ül-mübtedî ve Tezkiret-ül-müntehî adlı iki eseriyle, Derhat-ül-beria ve Hadîkat-ül-belâga adlı diğer sahalara ait iki eseri vardır.
Abdülmun’im’in şöyle bir hadîs-i şerîf rivâyeti vardır: Resûlullah (s.a.v.) “Kur’ân ile amel ediniz, onun helâlim helâl, harâmını harâm biliniz. Ondan hiçbirşey inkâr etmeyiniz” buyurdu.
1) Târîh-i Dımeşk cild-6, v-464 a-b
2) Tabakât-uş-Şâfiiyye (Esnevî), varak 267-a
3) Vefeyât-ül-a’yân cild-6, sh-277
4) Şezerât-üz-zeheb cild-3, sh-131
5) Hüsn-ül-muhâdara cild-1, sh-280
6) Keşf-üz-zünan sh-66, 644-645, 1737, 1738
7) Esmâ-ül-müellifîn cild-1, sh-629
ABDÜLVÂHİD BİN HÜSEYN EBÜ’L-KÂSIM SAYMERÎ:
Şâfiî mezhebindeki büyük fıkıh âlimlerinden. İsmi Abdülvâhid bin Hüseyn bin Muhammed es- Saymerî, eş-Şâfiî olup, künyesi Ebü’l-Kâsım Saymerî diye meşhûr olmuştur. Saymer, Basra’daki nehirlerden birinin ismidir. Aslen Basralı olup, doğum târihi bilinmemektedir. Basra’da oturmuş ve 387 (m. 996)’da yine orada vefât etmiştir.
Kâdı Ebû Hâmid el-Mervezî’nin meclisinde bulundu ve onun talebesi Ebû Feyyaz el-Basrî’nin huzurlarında yetişip, fıkıh âlimi oldu. Şâfiî mezhebinde geniş bir ilme sahip olduğundan, bütün her yerden insanlar onun yanına ders almaya gelirlerdi. Kâdi’l-kudât (Baş kadı, şeyh-ül-islâm) Mâverdî (Ali bin Muhammed (r.a.) 364 (m. 974)’de Basra’da doğmuş, 450 (m. 1058)’de Bağdâd’da vefât etmiştir. (Hâvî fıkıh kitabı çok kıymetlidir) onun talebelerinin ileri gelenlerinden biriydi.
Pek çok kıymetli kitap yazmış olan Ebü’l-Kâsım Saymerî’nin yazdığı kitaplardan ba’zıları şunlardır: el-İzâh fi’l-mezheb, yedi cilddir. el-Kâfiye, Kitâbün fi’l-kıyâs ve’l-i’lel edeb-il müfti ve’l-müstefti ve kitâbün fi’ş-şurût.
Kitaplarının birinde, mürtedlerin katli kısmında, Fbü’l-Kâsım Saymerî buyuruyor ki; “Kim Peygamberimizin (s.a.v.) Eshâbına söverse, dinden çıkar. Bu kimsenin hâli Resûlullaha (s.a.v.) sövmek gibidir.”
Buyurdu ki: “Yedi yaşındaki küçük çocukların avret yerleri, ön ve arka, kaba avret yerleridir. Dokuz yaşından sonra bu kısımlardan fazlası da avret yeri olur. On yaşından sonra ise, baliğ olanların (büyük insanların) avret yerleri gibidir. Çünkü onun baliğ olması mümkündür.”
Şerh-i Kifâye kitabında buyuruyor ki: “Bir kimse, zenginler için yapılmış vakıftan, herhangi bir şey alabilmesi için zengin olduğunu iddia ederse, sözüne itibâr olunmaz. Ondan zenginliğini isbât edecek deliller istenir. Fakat, fakîrler için yapılmış bir vakıftan istifâde etmek için, bir kimse fakîr olduğunu iddia ederse, onun bu sözü her hangi bir delille isbât etmesine lüzum kalmaksızın kabul olunur.”
1) Tabakât-üş-Şâfiiyye cild-3, sh-339
2) Tehzîb-ül-esmâ vel-luga cild-2, sh-265
3) Mu’cem-ül-müellifîn cild-6, sh-207
AHMED BİN ALİ (Ebû Bekr Hemedânî):
Şâfiî âlimlerinden. İsmi, Ahmed bin Ali bin Ahmed bin Lal olup, künyesi, Ebû Bekr Hemedânî’dir Aslen Hemedanlı olan Ebû Bekr Hemedânî, Hemedan’da 308 (m. 920) târihinde doğdu.
İlim tahsili için çok yerleri dolaştı. Bağdâd’da bulundu. Şâfiî fıkhı ve hadîs ilimlerinde büyük âlim oldu. Hemedan’da kadılık yaptı. 400 yılına varmadan vefât etmesi için duâ ederdi. Duâsı kabul oldu ve 398 (m. 1007) yılı Rabî-ül-âhir’in onaltıncı günü vefât etti. (392 veya 399’da vefât ettiği de rivâyet edilmiştir.)
Ebû Bekr Hemedânî, babasından, sonra Ebû Abdullah Ahmed bin Muhammed bin Evs el-Mukriî, Hafs bin Ömer el-Hâfız, Abdurrahmân bin Hamdan el-Cellâb, İsmâil bin Muhammed es-Saffâr, Muhammed bin Amr, Ali bin Muhammed el-Mısrî, Ahmed bin Süleymân el-Abadânî, Ali bin İbrâhîm el-Kattân, Ebû Amr bin es-Semmâk, Ca’fer el-Hâlidî, Abdülbâki bin Kânî’, Ebû Sa’îd bin el-A’râbî ve pek çok âlimden hadîs-i şerîf öğrenmiş, ilim almıştır.
Ca’fer bin Muhammed el-Ebherî, Humeyd bin el-Me’mûn, Ebû Mes’ûd Ahmed bin Muhammed el- Becelî er-Râzî, kız kardeşinin oğlu Ebû Sa’d el-Bast, Ebû Bekr el-Berkânî ve pek çok âlim de Ebû Bekr Hemedânî’den ilim öğrenmiş, hadîs-i şerîf rivâyet etmişlerdir.
Hadîs öğrenmek için uzun yolculuklar yapan Ebû Bekr Hemedânî, Bağdâd’a çok gelip gitmiş, hadîs- i şerîf rivâyetinde bulunmuş ve ilim okutmuştur. Meşhûr âlim Dâre Kutnî Bağdâd’da onun meclisinde bulunmuş, ilim ve hadîs-i şerîf almıştır. Ebû Bekr Hemedânî fıkh ve hadîs ilminde imâm, pek çok hadîs-i şerîfi ezbere bilen sika (sağlam, güvenilir) bir zât idi.
Hemedan’da uzun zaman kadılık yapan Ebû Bekr Hemedânî, Şâfiî mezhebinin büyük fıkıh âlimlerinden idi. Sibeveyh onun için: “Ebû Bekr Hemedânî sika, zamanının bir tanesi, bulunduğu yerin (Hemedan) müftisi, hadîs ilminde büyük âlim olup, ilm-i hadîse ait çeşitli kitaplar yazdı. Ayrıca fıkıh ilminde de meşhûr idi. Ben onun “Sünen ve Mu’cem-üs-Sahâbe kitaplarını gördüm. Mu’ cem-üs-Sahâbe kitabından daha güzel Eshâb-ı kirâmı (r.anhüm) anlatan bir kitap görmedim.”
Şeyh Ebû İshâk, Ebû Bekr Hemedânî’nin fıkıh ilmini Ebû İshâk ve Ebû Ali bin Ebî Hüreyre’den öğrendiğini haber vermiştir. Hemedan fakîhleri de, Ebû Bekr Hemedânî’den Şâfiî fıkhını öğrenmişlerdir. Ebû Bekr Hemedânî, gayet zâhidâne bir hayat yaşamış olup, şüpheli şeylerden sakınan ve çok ibâdet eden bir zât idi.
Dâre Kutnî’nin Bağdâd’da kendisinden (Ebû Bekr Hemedânî) yazarak, rivâyetleri içerisine aldığı Hafs bin Amr ve başka âlimler de yine Ebû Bekr Hemedânî’den şu hadîs-i şerîfi rivâyet ettiler.
“Şu’be, Abdülmelik bin Umeyr, Ca’fer İbni Sümerre’den haber verdiler. Ca’fer İbni Sümerre (r.a.) buyurdu: Câbiye’de Hz. Ömer, irâd ettiği hutbesinde buyurdu ki: “Birgün aramızda, Peygamberimiz (s.a.v.) benim kalktığım gibi ayağa kalktı ve: “Eshâbıma ikrâm ediniz. Sonra onları tâkib edenlere (Tâbiîn), sonra onları tâkib edenlere (Tebe-i tâbiîne) ikrâm ediniz. Sonra bir kimse kendisinden şâhidlik ve yemin etmesi istenilmediği hâlde, (yalan yere) şahitlik ve yemin eder hâle gelinceye kadar yalan yayılır. Kim Cennetin ortasında bulunmağı isterse; cemaate sarılsın. Çünkü şeytan, yalnız olan kimselerle beraber bulunur ve o iki kişiden daha uzaktır. Dikkat ediniz! Haber veriyorum. Bir kimse bir kadınla halvet etmesin (kapalı bir yerde, yabancı kadınla beraber bulunmasın.) Eğer bulunursa, muhakkak ki üçüncüleri şeytandır. Dikkat ediniz haber veriyorum; kim günah işlediği zaman üzülür, iyilik (sevab), işlediği zaman sevinirse, o kimse mü’mindir” buyurdu.”
1) Tabakât-üş-Şâfiiyye cild-3, sh-19
2) Târîh-i Bağdâd cild-4, sh-318  _________________ (.Fırtına Ne Kadar Sert Eserse Essin Kayadan Alıp Götüreceği Sadece Tozudur .) |
|
| Başa dön |
|
 |
imre Süper Moderatör

Kayıt: 15 Nis 2008 Mesajlar: 1517 Konum: Ankara Hast: Ülseratif Kolit
|
Tarih: Çrş May 20, 2009 2:56 pm Mesaj konusu: |
|
|
AHMED BİN FÂRİS:
Tefsîr, fıkıh ve lügat âlimlerinden. İsmi, Ahmed bin Fârie bin Zekeriyyâ bin Muhammed bin Habîb el-Kazvînî er-Râzî olun, künyesi Ebû Hüseyn’dir. 329 (m. 941) senesinde doğdu. Aslen Kazvinli’dir. Bir müddet Horasan’da kaldı. Sonra Rey şehrine gelip burada ilmî çalışmasına devam etti. Birçok eser te’lîf etti ve yazdı. 395 (m, 1004) senesinde Rey şehrinde vefât etti.
Ahmed bin Fâris, nahiv ilminde Küf eli nahiv âlimlerinin yolunda bulunmaktadır, ilmi, küçük yaşta babasından öğrenmeye başlamıştır. Hemedan’da otururdu. Hemedan şehrinde iken Ali bin İbrâhîm bin Seleme el-Kattân’dan ders aldı. Orada kendisinden Bedîu’l-Hemedânî ilim aldı. Daha sonra Rey şehrine yerleşti. Orada Ebû Tâlib İbni Fahrid-Devle ve daha başka âlimlerden ilim tahsil etti. Kendisinden de, Sâhib bin Abbâd ve daha pek çok âlim ilim öğrenmiştir.
Ahmed bin Fâris; tefsîr, fıkıh ve lügat ilimlerinde üstün bir yeri olan, kerîm (ya’nî cömert), hilm(yumuşaklık) sahibi meşhûr âlimlerdendir. Çeşitli ilimler hakkında pekçok kitap yazmıştır.
Talebesi Sâhib bin Abbâd şöyle anlatıyor: “Hocamız, güzel kitap yazmakla naklandınları âlimlerdendir. O kadar kerîm ve cömerttir ki, istense giydiği elbisesini ve evindeki yatağını verirdi.”
Meşhûr “Makâmât” kitabı sahibi Harîrî, Ahmed bin Fâris’in kitabını aynen iktisab edip, aynı üslûpta tertip ettiği “Makâmât-ı Harîriyye” adındaki eserine birçok fıkhî (İslâm hukukuna ait) mes’eleler ilâve etti. Onun bu eserinde, fıkıh ilmine ait yüz mes’ele vardır.
Onun yazmış olduğu eserlerden ba’zıları şunlardır:
1. El-Mücmel fil-lüga
2. Fıkh-ül-lüga
3. Mukaddimetün fin-nahvi
4. Fetâvâ fakîh-ül-Arab
5. İhtilâfiin-nahviyyîn
6. El-İntisârü li-Sa’leb
7. El-Leylü ve’n-nehâr.
8. Halk-ul-insân
9. Tefsîrü esmâ-in-Nebîyyi (s.a.v.)
10. Mekâyîs-ül-lügâ: 6 cild olup basılmıştır.
11. Mücmel: Yazma olarak mevcuttur. Az bir kısmı basılmıştır.
12. Es-Sahâbîyyü: Arapça lisânını öğreten bir eserdir. Sâhib bin Abbâd’ın hazineleri için hazırlandı.
13. Câmi’üt-te’vîl: 4 cild olup, Kur’ân-ı kerîmin tefsîri hakkındadır.
14. En-Neyrûz: Az bulunan yazma eserleri içine almaktadır.
15. El-İttibâü vel-müzâvece: Matbu bir eserdir.
16. El-Humâsetü vel-muhaddise.
17. El-Fasîh
AHMED BİN CÜBBAB:
Endülüs’te yetişen İslâm âlimlerinin büyüklerinden. Hadîs ve Mâlikî fıkıh âlimi olup, aynı zamanda
yüzbin hadîs-i şerîfi râvileriyle birlikte ezberden bilirdi. Künyesi, Ebû Ömer veya Ebû Amr olup, asıl ismi, Ahmed bin Hâlid bin Yezîd’dir. Kurtubalı olduğu için Kurtubî, Mâlikî âlimi olduğu için de Mâlikî denildi. Cübbe satan babasına verilen cübbâb lakabından dolayı, İbn-i Cüb-bâb diye tanındı. 246 (m. 860) yılında Kurtuba’da doğdu. 322 (m. 933) yılında vefât etti.
İlim tahsili için Endülüs’ten (İspanya) başka, kuzey Afrika, Mısır, Hicaz ve Yemen bölgelerini dolaşan
İbn-i Cübbâb, birçok âlimden ilim öğrendi. Muhammed bin Veddâh, Balayy bin Mahled, İshâk ed-
Deberî, Ali bin Abdülazîz, Kâsım bin Muhammed el-Huşenî, İbn-i Ziyâd, İbrâhîm bin Kâsım, Karâtisî, Yahyâ bin Ömer; Muhammed bin Ali bin Dâig, Ahmed bin Ömer Mâlikî gibi âlimlerden ders alıp ilim tahsil etti. Hammâd bin Zeyd’den de ders aldı. Bunların birçoğundan hadîs-i şerîf rivâyet etti. Yüzbinden fazla hadîs-i şerîf ezberleyerek “hâfız” oldu. Sâhib olduğu ilimleri, gittiği yerlerde yaydı. Pek kıymetli eserler yazıp, mümtaz talebeler yetiştirdi. Endülüs’te Mâlikîlerin imâmı oldu. Fıkıh ve hadîs ilminde ibâdet ve tâatte en öndeydi. Mecbur kalmadıkça evinden çıkmaz, vaktini talebelerine ders vermek, kitap yazmak ve ibâdet etmekle geçirirdi. Her işinde Allah rızâsını düşünürdü.
Ahmed bin Cübbâb’dan, başta oğlu Muhammed olmak üzere, Muhammed bin Ahmed bin Ebî Deylem, Abdullah bin Muhammed bin Muhammed bin Ali Bâcî ve o devirde Kurtuba’da ilim tahsil edenler, ders aldılar.
Annesi anlatır: Ahmed’e hâmileyken bana bir şahıs görünüp, “Karnındaki çocuk âleme nûr saçacak” demişti.
Ebû Ömer bin Abdullah “İbn-i Cübbâb ve Kâsım bin Muhammed bin Kâsım, Endülüs’ün en fakîhleri idi” derken, İmâm-ı Zehebî “O, asrının bir tanesiydi” buyurmaktadır.
Kâdı İyâd ise, “Herkes onun hadîste ve Mâlikî mezhebinde emsalsiz olduğunu kabul ederdi.” demektedir.
Mümtaz talebeler yetiştirip halkı irşâd ederken kıymetli kitaplar da yazdı. İmâm-ı Mâlik-salât, Kitâbül- eymân, Kitâb-ü kısâs-ı enbiyâ adlı kitaplar, İbn-i Cübbâb’ın yazdığı kıymetli eserlerden ba’zılarıdır.
AHMED BİN ALİ EL-MÛSULÎ:
Musul’da yetişen hadîs âlimlerinden. Künyesi, Ebû Ya’la olup, adı, Ahmed bin Ali bin Müsennâ bin
Yahyâ bin Hilâl et-Temîmî’dir. Künyesi ile meşhûr olmuştur. Musul’da Temîm kabilesine mensûb olduğu için “Temîmî” ve “Mûsulî” denilmektedir. 210 (m. 825) senesi Şevval ayının üçüncü günü Musul’da doğdu . Çok sayıda âlimden ilim tahsil eden Ahmed bin Ali, zamanının değerli âlimlerinden idi. Onbeş yaşında iken Bağdâd’a gitti. Orada Ahmed bin Hatim’den hadîs-i şerîf dinledi. Uzun bir hayat yaşıyan Ebû Ya’lâ’nın yanına, birçok insanlar gelip ilim öğrenirlerdi. 307 (m. 919) yılında Musul’da vefât ettiğinden, Musul halkı ve çarşı esnafı, dükkânlarını kapatarak cenâzesinde hazır bulundu.
Ebû Ya’lâ hadîs ilminde büyük ve meşhûr bir âlimdir. Hadîs-i şerîf hâfızı idi, ya’riî yüzbinden fazla
hadîs-i şerîfi senetleriyle ve râvileriyle birlikte ezberlemişti.
Ebû Ya’lâ Mûsulî; Ali bin Ca’z, Yahyâ bin Maîn, Muhammed bin Minhal ed-Darîr, Gassân bin Rebî,
Şeybân bin Ferrûh, Yahyâ el-Hammânî, Ahmed bin Hatim ve daha birçok âlimden hadîs-i şerîf dinlemiş ve ilim öğrenmiştir.
Kendisinden ise, Ebû Hatim bin Hibbân, Ebû Ali en-Nişâbûrî, Hamza bin Muhammed el-Kinânî,
Ebû Bekr el-İsmâilî, Ebû Bekr bin el-Mukrî, Ebû Amr bin Hamdan, Nasr bin Ahmed el-Mürcî ve daha
birçok âlim ders almış ve hadîs-i şerîf rivâyet etmişlerdir. Hadîs âlimi olan Ebû Ya’la, bu ilimde sika (güvenilir), sağlam bir râvidir. Onun ilimdeki üstünlüğünü, birçok âlim bildirmektedir. Bunlardan, Yezîd bin Muhammed el-Ezdî: “Ebû Ya’la, sıdk (doğruluk), emânet sahibi olup, yumuşak huylu ve dînine çok bağlı kimselerden idi. İbn-i Hibbân: “O, sika ve sağlamdır, ilim sahibi bir râvidir. Rivâyet ettiği hadîs-i şerîflerin ba’zılarından, onunla Peygamberimiz arasında üç râvi bulunmaktadır” demişlerdir. Sem’ânî de şöyle anlatıyor: “İsmâil bin Muhammed bin Fadl’den işittim. Diyordu ki: “Bütün müsnedleri okudum. Müsned-i Adenî, Müsned-i İbn-i Mum” gibi. İbn-i Münî’ninkisi, nehirler gibidir. Ebû Ya’lâ’nın Müsned’i ise, bütün nehirlerin kendisinde toplandığı deniz gibidir.”
Büyük hadîs âlimi Hâkim de, onun hakkında diyor ki: “Ben, hâfız Ebû Ali’nin Ebû Yalâ’yı, onun sağlamlığım ve hadîs-i şerîfleri ezberlemesini çok beğendiğini görüyordum. Hattâ öyle idi ki, onun hadîsi şerîflerden bilmedikleri çok azdı. Ebû Ya’lâ, sika ve sağlam bir râvi idi.”
Hâfız Ebû Ali de diyor ki: “Ebû Ya’lâ, Bişr bin Velîd’in yanında iken Ebû Yûsuf’un kitaplarından başkası ile de meşgul olsaydı, Basra’da yetişen Süleymân bin Harb’in ve Ebû Velîd-i Teyâlisî’nin derecesine ulaşırdı.”
Ebû Amr-ı Hîrî de: “Ebû Ya’lâ, sırf Allah rızâsı için hadîs-i şerîf rivâyet eder, öğretirdi. Karşılık olarak hiçbirşey beklemezdi” dedi.
Onun rivâyetlerinden biri şöyledir: Eshâb-ı kirâmdan Abdurrahmân bin Avf şöyle bildiriyor: Resûlullah (s.a.v.), müşriklerle yapacağı bir harbe çıkacağı zaman, Hz. Osman, ordunun ihtiyâcını karşılamak üzere 700 kab dolusu altın vermişti. Ebû Ya’la Müsned’inde diyor ki: “Ebû Sa’îd-i Hudrî buyuruyor ki: Resûlullah (s.a.v.), namazdan selâm verince, üç defa Sübhâne rabbike âyet-i kerîmesini okurdu.” Ebû Ya’lâ’nın rivâyet ettiği hadîs-i şerîflerde Peygamber efendimiz (s.a.v.) buyurdular ki: “Nikâh benim sünnetimdir. Fıtratımı sevenler, sünnetimi yerine getirsinler.”
“Her kim yeni doğan çocuğunun sağ kulağına ezan ve sol kulağına da ikâmet okursa,
Ümmü Sibyan denilen havale hastalığından korunmuş olur.” “İmânlarının selâmeti uğruna, dünyâlıktan kayıplarına aldırış etmedikleri sürece; tevhid, Allahü teâlânın gazabını onlardan uzaklaştırır. Bunu yaptıkları, ya’nî dünyâlıktan olan kayıplarına üzüldükleri ve “Lâ ilâhe illallah” dedikleri zaman Allahü teâlâ, yalan söylüyorsunuz, bu sözünüzde sâdık değilsiniz, buyurur.”
“Melekler, kulun amel sahifesini Allahü teâlâya arz ettikleri zaman, eğer günün ilk ve son vakitlerini zikir ve hayırla geçirmişse aradaki kötülüklerini Allahü teâlâ bağışlar.”
“Siz, mallarınız ile herkesi memnun edemezsiniz, öyle ise onları, güler yüz ve güzel ahlâk ile memnun etmeye çaksın.”
“Hasta ziyâretine tekrar tekrar gidin. Fakat bunu dört gün ara ile yapın.”
“Muhakkak Kur’ân bir zenginliktir ki, artık onun üstünde zenginlik olmadığı gibi, onunla beraber fakîrlik de yoktur.”
“Kim kalbinden sadâkat ve ihlâs ile (Lâ ilâhe illallah) derse, ona Cennet vûcib olur.”
“Allah için tevazu ve alçakgönüllülük göstereni, Allah yükseltir. Kibir edeni de Allah alçaltır. Allahı çok zikr edeni Allah sever.”
“Ümmetimden iki kişi, Allahü teâlânın huzuruna çıktı. Birisi: “Allahım! Bundan hakkımı al ve bana ver” dedi. Allahü teâlâ ona “Hakkını ver” buyurdu. O da: “Yâ Rabbi! Bir iyiliğim kalmadı, ne vereyim?” dedi. Allahü teâlâ hak sahibini: “Ne yapacaksın? Bunun iyilikten hiçbir şeyi kalmadı” buyurur. Hak sahibi: “Bari günahlarımı alsın, yâ Rabbî” der. Resûlullah (s.a.v.) sonra da ağlayarak; “Gün öyle büyük bir gündür ki, o günde başkalarının günahlarını yüklenmek şöyle dursun, insan kendi günahının yükünden kurtulmağa muhtaç olduğu bir gündür.” Resûli ekrem devam ederek: “Allahü teâlâ hak sahibine: “Başını kaldır, gözünü aç ve Cennetin şu muhteşem köşklerine bak” buyurur. Hak sahibi: “Yâ Rabbî! Cennette gümüşten şehirler, inci ve pırlantalarla işlenmiş altından köşkler görüyorum. Bunlar hangi şehîd, hangi sıddîk veya hangi Peygamberindir?” diye sorar. Allahü teâlâ “İşte o gördüğün göz kamaştırıcı köşkler, bedellerini ödeyenler içindir” buyurdu. Hak sahibi: “Yâ Rabbî! Bunların bedellerini kim ödeyebilir ki?” der. Allahü teâlâ: “Sen ödeyebilirsin” buyurur. O da: “Neyim var ki, ben bunları nasıl alabilirim” der. Allahü teâlâ: “Hakkını bu kardeşine bağışlamakla, bunlara mâlik olursun” buyurur. Hak sahibi “Hakkımı bağışladım yâ Rabbi” deyince, Allahü teâlâ: “Haydi, arkadaşının elinden tutup, beraberce Cennete giriniz” buyurur. Sonra Resûlullah şöyle devam etti: “Allahtan korkun ve aralarınızı düzeltmeğe çalışın. Zira Allahü
teâlâ kıyâmet gününde sizin aranızı düzeltir.”
“Fâsık medh olunduğu zaman, Rabbimiz gadaba gelir.”
“Peygamberler, kabirlerinde diri olup namaz kılarlar.”
Ahmed bin Ali’nin eserleri arasında, el-Müsned ve el-Mu’cem adlı kitapları meşhûrdur.
1) El-Bidâye ve’n-nihâye cild-11, sh-130
2) El-Kâmil fit-târih cild-8, sh-38
3) En-Nücûm-üz-zâhire cild-3, sh-197
4) Şezerât-üz-zeheb cild-2, sh-250
5) Tezkiret-ül-huffâz cild-2, sh-707
6) Miftâh-üs-se’âde cild-2, sh-45, 290
7) Mu’cem-ül-müellifîn cild-2, sh-17
8) El-A’lâm cild-1, sh-171
9) Tam İlmihâl Se’âdet-i Ebediyye sh-349, 378, 1003
10) Fâideli Bilgiler sh-68, 429
 _________________ (.Fırtına Ne Kadar Sert Eserse Essin Kayadan Alıp Götüreceği Sadece Tozudur .) |
|
| Başa dön |
|
 |
imre Süper Moderatör

Kayıt: 15 Nis 2008 Mesajlar: 1517 Konum: Ankara Hast: Ülseratif Kolit
|
Tarih: Pts May 25, 2009 8:17 am Mesaj konusu: |
|
|
AHMED BİN HÜSEYN MERVEZÎ:
Hanefî fıkıh âlimlerinden. Künyesi, Ebû Hâmid Mervezî olup, İbn-i Taberî ismiyle ve Fakîh-i Hanefî
lakabıyla meşhûrdur. Babası Hemedanlıdır. Usûl ve füru’ ilminde âlim idi. İlim öğrenmek için bir çok seyahatler
yaptı. Bağdâd’a geldi. Burada fıkıh ilmini Ebû Sa’îd Berdeî’den, Ebü’l-Hasen Kerhî’den ve
Belh’de Ebû Kâsım Saffar’dan öğrendi. Sonra Horasan’a döndü. Burada kadılığa ta’yin edildi. Sonra
tekrar Bağdâd’a döndü. 376 (m. 986) senesinde Merv’de vefât etti.
Tefsîr ve hadîs ilminde de âlim idi. Hadîs ilminde hâfız derecesinde olup, yüzbin hadîs-i şerîfi senetleriyle
birlikte ezbere bilirdi. Ahmed bin Hıdır Mervezî’den hadîs-i şerîf işitti. Ahmed bin Muhammed
bin Ömer Münkedir’den, Muhammed bin Abdurrahmân’dan, Ahmed bin Hâris bin Abdülkerîm’den, Muhammed
bin Rezâm Mervezî’den ve diğer hadîs âlimlerinden hadîs-i şerîf rivâyet etmiştir.
Ahmed bin Hüseyn Mervezî, çok ibâdet eden büyük bir âlim idi. Horasan’da Kâdı’l-kudâtlık, Buhara
ve nahiyelerinde kadılık vazifesi yapmıştır. Ayrıca târihçi olup, târihe dâir eseri meşhûrdur.
1) Târih-i Bağdâd cild-4, sh-107
2) Mu’cem-ül-müellifîn cild-1, sh-207
3) Tabakât-ül-fukahâ sh-68
4) El-A’lâm cild-1, sh-115
5) El-Fevâid-ül-behiyye sh-18
AHMED BİN İBRÂHİM EL-BEZZÂR:
Hadîs âlimlerinden. İsmi, Ahmed bin İbrâhîm bin Hasen bin Muhammed bin Şâzân bin Harb bin
Mihrân el-Bezzâr’dır. Künyesi, Ebû Bekr’dir. 297 (m. 910) senesinde Bağdâd’da Ehvâz kasabasının
Devrak köyünde doğdu. Mısır’da ve başka yerlerde ilim öğrendi. Tohum ve bezir yağı tüccarlığı yaptığı
için “Bezzâr” lakabı ile isimlendirildi. 383 (m. 993) senesinin Şevval ayının sonlarına doğru Bağdâd’da
vefât etti.
Bağdâd’ın meşhûr hadîs âlimlerinden olan Ahmed bin İbrâhîm; Hüseyn bin Muhammed bin Afîr,
Ebû Kâsım el-Begâvî, Ebû Bekr bin Ebî Dâvûd, Ahmed bin Kâsım, Ebû Leys el-Ferâizî, Ahmed bin Mu-
hammed İbni Mugallis, Yahyâ bin Muhammed bin Sa’îd, Ahmed bin Süleymân-ı Tûsî, Sâlih bin Ebî
Mukâtil, Ebû Zer bin el-Bâgendî, Ebû Bekr bin Düreyd, Neftaveyh en-Nahyl, Abdullah bin Muhammed
bin Ziyâd en-Nişâbûrî, Mısır’ın meşhûr âlimlerinden ve Şam’daki âlimlerden ve ayrıca daha birçok meşhûr
âlimden ilim tahsil etti ve hadîs-i şerîf aldı. Kendisinden de, Dâre Kutnî ve daha başka âlimler ilim
öğrendiler ve hadîs-i şerîf rivâyetinde bulundular.
Ahmed bin İbrâhîm; sika, sadûk, hüccet (üçyüzbinden ziyâde hadîs-i şerîfi râvileriyle ezbere bilen),
çok ibâdet eden, sâlih ve meşhûr bir âlimdir. Onun hadîs ilmine ait yazmış olduğu “Müselsilât” adındaki
eseri meşhûrdur.
Ezheri şöyle anlatıyor: “İbn-i Şâzân sika (güvenilir), rivâyetleri sağlam ve hüccet olan bir âlimdir.
Kendisinden şöyle duymuştum. “Benim kitaplarım gibisi, büyük âlim Vaddâh’ın kütüphanesinde bile yoktur.
Ne babamdan, ne de amcamdan bir kitap kalmadı. Hepsini kendim yazdım.”
Ahmed bin Muhammed el-Atik şöyle anlatıyor: “O, Şevval ayının bitimine üç gün kala vefât etti.
Sağlam, güvenilir, çok fazîlet sahibi, güzel bir üslûp ile kitap yazan bir âlimdi.”
Onun rivâyet ettiği bir hadîs-i şerîfte Peygamber efendimiz şöyle buyurdu:
“Sizin en hayırlınız, Kur’ân-ı kerîmi öğrenen ve öğreteninizdir.”
1) Târîh-i Bağdâd cild-4, sh-18
2) Şezerât-üz-zeheb cild-3, sh-104
3) El-A’lâm cild-1, sh-86
4) Mu’cem-ül-müellifîn cild-1, sh-136
AHMED BİN İBRÂHİM İSMÂİLÎ:
Hadîs ve Şâfiî fıkıh âlimi. Künyesi Ebû Bekr olup, ismi, Ahmed bin İbrâhîm bin İsmâil bin Abbâs’tır.
Doğum yeri olan Cürcan’a nisbetle Cürcânî, dedesine nisbetle İsmâilî, mezhebine nisbetle de Şâfiî denildi.
277 (m. 890) yılında doğdu. 371 (m. 981) yılında vefât etti.
İlim öğrenmek ve hadîs-i şerîf dinlemek için, bir çok memleketi gezen Ebû Bekr İsmâilî, başta zühd
ve takvası ve ilminin çokluğuyla meşhûr Muhammed bin Osman Mekâbiri Cürcânî olmak üzere, İbrâhîm
bin Züheyr, Halvânî, Kâtib Hamza bin Muhammed bin Îsâ, Ahmed bin Muhammed bin Mesrûk,
Muhamnted bin Yahyâ bin Süleymân Mervezî, Yahyâ bin Muhammed Hanâyî, Abdullah bin Naciye,
Firyâbî,” Kâdı Yûsuf bin Ya’kûb, Muhammed bin Abdullah Hadramî, İbrâhîm bin Abdullah Mahzemî,
Muhammed bin Osman bin Ebî Şeybe, Muhammed bin Hasen bin Simâd, Ebû Hanîfe Cumâhî, Abdan,
Ebû Ya’la ve daha birçok âlimden ilim öğrendi. Muhammed bin Eyyûb Râzî ile sohbet etti. Bağdâd,
Kûfe, Basra, Enbâr, Ehvâz ve Musul’da duyduğu hadîs-i şerîfleri kitaplarına yazdı. Yüzbin hadîs-i şerîfi
râvileriyle birlikte ezberleyerek hâfız oldu. Fıkıh ve hadîs ilimlerinde eşsiz bir bilgiye sahip öldü. İlmini,
kitaplarında ve derslerinde insanlara aktardı. Talebeleri arasında pek kıymetli âlimler yetişti. Bunlardan
Hâkim Nişâbûrî, Ebû Bekr Berkânî, Hamza Sehmi, Ebû Hazım Abderî ve Ebû Bekr Muhammed bin İdris
Cürcânî meşhûr oldu.
Kendisi anlatır: Muhammed bin Eyyûb Râzî’nin vefâtını duyunca ağlayıp, inleyerek eve kapandım.
Aşırı üzüntümden dolayı, aile fertlerinin hepsi başıma toplandı. “Sana ne oldu ki, böyle kendinden geçip
ağlıyor, kendini harâb ediyorsun” diye sordular. Ben de “Muhammed bin Eyyûb Râzî’nin vefât haberi
beni bu hâle koydu” dedim. Bu sıkıntılı hâlimden kurtulmam için beni teselli ettiler. Dayımla beraber
Nesâ şehrine gitmeme müsâade ettiler. O da beni Hasen bin Süfyân’ın yanına gitmeme müsâade ettiler.
O da beni Hasen bin Süfyân’ın yanına götürdü. Bir müddet sonra da memleketime döndüm. Bu benim
hadîs için çıktığım ilk seyahatimdi.
Ebû Bekr Ahmed bin İbrâhîm İsmâilî hakkında, âlimler övgü ile bahsetmişlerdir. Bunlardan:
Şeyh Ebû İshâk; “Ahmed bin İbrâhîm, fıkıh, hadîs, din ve dünyâ riyasetini kendisinde toplamıştı.”
Ebü’l-Hasen Dâre Kutnî, “Defalarca onun yanına gidip, ilminden istifâde etmek istedim. Ama nasîb olmadı.”
Hâfız Hasen bin Ali, “O sünnetlere tam uyardı.”
Ebû Abdullah Hâkim,” Ahmed bin İbrâhîm, asrının bir tanesi idi. Muhaddis ve fakîhlerin en âlimi idi.
Cömertlik ve mürüvvette en iyilerden idi. İlim sahipleri, onun ilminin üstünlüğü hakkında ittifak etti” demektedirler.
Yüz cildlik Müsned-i kebîr, Mu’cem, Sahîh âlâ Şart-il-Buhârî, Ferâid, Avâli ve Müsned-i Ömer adlı
kitaplar, Ahmed bin İbrâhîm İsmâilî’nin pek kıymetli eserleri arasındadır.
1) Tabakât-üş-Şâfiiyye cild-3, sh-7
2) En-Nücûm-üz-zâhire cild-4, sh-140
- 21 -
3) Muntazam cild-7, sh-108
4) Mir’ât-ül-cinân cild-2, sh-396
5) Şezerât-üz-zeheb cild-3, sh-75
6) El-A’lâm cild-1, sh-86
7) Keşf-üz-zünûn cild-2, sh-1735
8) Tezkiret-ül-huffâz cild-3, sh-947
9) Mu’cem-ül-müellifîn cild-1, sh-135
AHMED BİN İSHÂK:
Şâfiî mezhebi âlimlerinden. Fıkıh ve hadîs âlimlerinin büyüklerindendir. İsmi, Ahmed bin İshâk bin Eyyûb bin Yezîd bin Abdurrahmân bin Nuh en-Nişâbûrî’dir. Sıbgî (veya Dubaî) adı ile meşhûr olmuştur. Künyesi, Ebû Bekr’dir. İmâm-ı Süyûtî, onun soyunun Bekr bin Vâil ve Rebîa bin Nizâr bin Ma’d bin Adnan’a kadar ulaştığını bildirdi. 258 (m. 872) senesinde doğdu. Nişâbûr halkındandır. İlim öğrenmek için Horasan, Bağdâd, Basra, Mekke ve daha başka yerleri dolaştı. 57 sene Nişâbûr’da ikâmet etti. 342 (m. 957) senesinde Şa’bân ayında vefât etti.
Meşhûr hadîs ve fıkıh âlimlerinden olan Ahmed bin İshâk, Fadl bin Muhammed eş-Sa’rânî, İsmâil bin Kuteybe, Ya’kûb bin Yûsuf el-Kazvînî, Muhammed bin Eyyûb, Bağdâd’da Hâris bin Ebî Üsâme ve İsmâil el-Kâdî, Basra’da Hişâm bin Ali, Mekke’de Ali bin Abdülazîz ve daha birçok âlimden ilim öğrendi ve hadîs-i şerîf aldı. Kendisinden de Ebû Ali el-Hâfız, Ebû Bekr el-İsmâilî, Ebû Ahmed el-Hâkim, Ebû Abdullah el-Hâkim, Muhammed bin İbrâhîm el-Cürcânî ve daha pek çok âlim ilim tahsil etti ve hadîs-i şerîf rivâyetinde bulundular.
Ahmed bin İshâk, ilim öğrenmek ve öğretmek için çok yer dolaştı. Hadîs-i şerîfte derin, fitan ilminde derecesi yüksek, elli sene fetva veren, âbid (çok ibâdet eden), sâlih, aklı ve görüşü kuvvetli bir âlimdir. Hadîs, fıkıh ve akâid (kelâm) ilminde, bir çok mes’eleyi içine alan çok kitap yazdı. İnsanlar, kendinden ve eserlerinden çok istifâde ettiler.
Muhammed bin Hamdûn şöyle anlatıyor: “Ebû Bekr bin İshâk ile senelerce sohbet ettim. Seferde olsun veya olmasın, hiçbir zaman gece namazını terk ettiğini görmedim.”
Hakîm en-Nişâbûrî şöyle bildiriyor: “Aklı ve re’yi (görüşü) darb-ı mesel olmuştur. Fetvalarında şüpheli hiçbir şeye rastlanmadı. İlmine kitapları delildir. Çok güzel namaz kılardı. Ezan ile ikâmet arasında çok duâ eder, sonra ağlardı.”
Yine Hakîm şöyle anlatıyor: “Sıbgî’ye, İbn-i Abbâs’dan rivâyet edilen bir hadîs-i şerîften suâl ettiler, iki kişi Resûlullah (s.a.v.) ile namaz kıldı. Resûlullah onlara: “Abdestinizi iade ediniz” buyurdular. İki kişi sebebini sorduklarında, Resûlullah (s.a.v.): “Falan kişiyi gıybet ettiniz” buyurdular. Sıbgî bu konuda: “O iki kişiye abdestin emredilmesi, ma’siyetlerine keffâret ve günahlarının temizlenmesi içindi. Zîrâ Resûlullah efendimiz “Abdest hatâları giderir” buyurdular.
Kendisi şöyle anlatıyor: “Fedâîl” kitabını yazmağa başladığım zaman, şöyle bir rü’yâ gördüm: “Bahçeli bir evde bulunuyordum. Bahçeye çıkmak istedim. O sırada Hz. Ebû Bekr göründü. Benimle kucaklaştı. Yüzümü öptü ve bana duâ etti.” Kitabı bitirince şöyle bir rü’yâ daha gördüm: “Bir evin önünde bulunuyordum. Evden, Resûlullah (s.a.v.) ile yanında Hz. Ebû Bekr, Hz. Ömer, Hz. Osman veya Hz. Ali(r.anhüm) göründüler. Hepsinin dört kişi olduklarını iyi hatırlıyorum. Yaklaşıp Resûlullaha (s.a.v.) selâm verdim. Selâmımı aldılar. Sonra Hz. Ebû Bekr’e (r.a.) yaklaştım. Gözlerimin arasından öptü ve: “Allahü teâlâ sana, Peygamberi (s.a.v.) ve bizim tarafımızdan hayırlı karşılıklar versin!” buyurdu. Sonra yüzüğümü parmağımdan çıkarıp, Resûlullahın (s.a.v.) mübârek parmağına taktım. Sonra diğer zâtların parmaklarına da taktım. Sonra: “Yâ Resûlallah! Bu yüzüğün bereketi büyük oldu. Zîrâ Parmaklarınıza
takıldı” dedim. O sırada uyandım.
O’nun yazmış olduğu eserlerinden ba’zıları şunlardır:
1. Kitâb-ül-esmâ ves-sıfât, 2. Kitâb-ül-İmân vel-kader, 3. Kitâbü fedâil-il-hulefâ-il-erbe’a.
1) Tabakât-üş-Şâfiiyye cild-3, sh-9
2) Şezerât-üz-zeheb cild-2, sh-361
3) El-A’lâm cild-1, sh-95
 _________________ (.Fırtına Ne Kadar Sert Eserse Essin Kayadan Alıp Götüreceği Sadece Tozudur .) |
|
| Başa dön |
|
 |
|
|
Bu forumda yeni başlıklar açamazsınız Bu forumdaki başlıklara cevap veremezsiniz Bu forumdaki mesajlarınızı değiştiremezsiniz Bu forumdaki mesajlarınızı silemezsiniz Bu forumdaki anketlerde oy kullanamazsınız
|
|