www.barsakforum.com Forum Ana Sayfa www.barsakforum.com
İnflamatuvar Barsak Hastalıkları ve Biz

Barsakforum Radyo

Boğaziçi Üniversitesi Desteğiyle Radyomuz Yayında  
www.barsakforum.com Forum Ana Sayfa

ibh - inflamatuvar barsak hastalığı ( ülseratif kolit crohn )    ibh da yaşam    ibh da kullanılan ilaçlar    ibh ve psikoloji    hastalık teşhis ve tedavi yöntemleri    şifalı bitkiler - takviye besinler ve diyet       kendimizi tanıtma tanışma hastalık hikayeleri

Anasayfa Forum Üye Listesi Profil Özel Mesajlar S.S.S Arama Giriş

TARİHİ BİLGİLER
Sayfaya git Önceki  1, 2
 
Yeni başlık gönder   Başlığa cevap gönder    www.barsakforum.com Forum Ana Sayfa -> Tarihin İçinden
Önceki başlık :: Sonraki başlık  
Yazar Mesaj
rsevinc



Kayıt: 30 Arl 2007
Mesajlar: 2390
Konum: Kadıköy/İstanbul

MesajTarih: Sal Oca 27, 2009 1:33 pm    Mesaj konusu: ANTİK DÖNEM CAMLARI Alıntıyla Cevap Gönder


ANTİK DÖNEM CAMLARI

Cam yapımı İ.Ö.3.binlerin sonuna doğru keşfedilmiş ve ilk zamanlarda değerli taşlara alternatif olarak üretilmiştir. Daha sonraları İ.Ö. 2. binlerin ortalarına doğru ilk cam kaplar üretilmeye başlanmış ve zamanla teknik açıdan geliştirilerek yeniliklere açık bir endüstri haline geliştir. Erken Dönem camları kralların himayesindeki atölyelerde seçkin insanlar tarafından üretilirken, Roma döneminde cam büyük miktarlarda üretilerek bir endüstri haline gelmiştir. Burada camın bulunuşundan, tarihsel gelişimine, üretim tekniklerinden, formlarına genel hatlarıyla anlatılmıştır. ( www.genbilim.com )

BRONZ ÇAĞ

Camın nasıl yapıldığı ve çeşitli dönemlerde hangi çeşit camların biçimlendirildiği hakkında çok az bilgimiz vardır. Cam yapımı büyük olasılıkla M.Ö.3. binin sonlarına bronz çağda keşfedilmiştir.Arkeolojik kanıtlar bu keşfin,Mezopotamya da meydana gelmiş olduğunu ortaya koymaktadır.Bu keşif hiç şüphesiz yöre boncuklarında,duvar fayanslarında,seramiklerde ve diğer nesnelerde kullanılmış cam gibi sır üretimi sonucunda ortaya çıkmıştır. Bu en erken dönemlerde cam, yarı değerli ve değerli taşlara alternatif olarak üretilmiştir.Cam her ne kadar bu dönemde silindir mühür çubuk, bazı küçük objelerin üretimlerinde kakma olarak kullanılmışsa da en çok boncuk üretiminde kullanılmıştır.Tüm erken dönemler boyunca, cam soğukken işlenmiş ve taşçılar tarafından kullanılan tekniklerle kesilmiştir. Eski cam teknolojisinde, cam henüz sıcakken biçimlendirme aşamasına gelmeden önce, potada cam bloklar halinde parçaların hazırlandığı ve bunları kırıp, değişik işlemlerle çeşitli ürünler elde edildiği ileri sürülmektedir.Doğada hazır olarak bulunan cam blokların da kırılıp işlenerek biçimlendirildiği düşünülürse önceleri bir blok elde etmek bir amaç olarak benimsenmiş olabilir. Cam vazo üretiminde en erken yöntem olan iç kalıp tekniği kullanılarak yapılan bilinen en eski tarihli cam vazo parçası Tell Açana (Alalakh) kazılarında bulunmuştur.Bu en erken tarihli parçanın yanı sıra, yine Alalakh' da İ.Ö. 15. yüzyıl ile İ.Ö. 13 yüzyıl arasındaki döneme tarihlenen tabakalar da ele geçmiş birçok cam vazo parçası bulunmaktadır.İç kalıp tekniğinde üretilmiş cam vazoların yanı sıra, mozaik tekniği adı verilen bir diğer yöntemle yapılan cam vazolar İ.Ö. 2.bin camcılığında bir diğer grubu oluşturmaktadırlar.Hurri-Mitanni bölgesindeki Nuzi Tell El Rimah ve Assur ile Güney Mezopotamya'daki Dur Kurigalzu ile İran daki Marlik mozaik tekniğinde yapılmış cam vazo örneklerinin ele geçtiği merkezlerdir. Hititlerde cam yapımı için gerekli teorik bilgiye sahiptiler.Hititlerin askeri ve politik gücü gösteriyor ki en erken cam vazolar bölgesel üretimin üzerinde, oldukça fazla cam endüstrisi vardı.Boğazköy'de bulunan ve British Müzesi'nde korunan çivi yazısı tablette cam yapımı için gerekli tarifler taşıdığı ortaya çıkmıştır. Anadolu'da en erken cam boncuklar Boğazköy'de bulunmuştur ve en erken İ.Ö. 700den sonraya Asya ticaret kolonileri dönemine tarihlenir. Mezopotamya'da üretilmiş cam eserler ve yapım teknikleri, çok kısa bir süre içerisinde Geç Bronz Çağ medeniyetini oluşturan diğer merkezlere ihraç edilmişlerdir.Bu merkezler içerisinde en önemlisi Mısırdır.Mısırlılar ağır ve kokusuz bir madde olarak camın doğal özelliklerinin tamamen farkındaydılar. Mısır cam üretimi: boncuklar, bilezikler,muskalar, küçük parfüm ve yağ kapları, mobilya kaplaması olarak karşımıza çıkar.Mısırın cam yapımcıları genellikle mavi camı tercih ediyorlardı.(mavinin siyahımsı tonundan beyazımsı tonuna kadar kullanıyorlardı.)Diğer renkleri (beyaz,sarı,yeşil,kırmızı) daha çok cam süslemesinde kullanıyorlardı.Çok nadir durumda cam kaplar (boncuklar, muskalar ve bilezikler) tek renktedir.Bu kaplar farklı şekillerden ve desenlerden oluşmaktaydı.Bazıları küçük arlıklı zig-zag desenli, Bazıları da spiral ve karmaşık desenleydi.Böylece her biri farklı çekicilik kazanmaktaydı.

DEMİR ÇAĞ

M.Ö.11.yüzyılda Akdenizin doğusu ve Asya nın batı bölgeleri karanlık bir dönemin etkisi altına girmiştir.bunun sonucu olarak ticarette gözlenen düşüş cam endüstrisini oldukça etkilemiştir.Elimizde erken çağa ait cam üretimini kanıtlayan kesin veriler bulunmamaktadır.Arkeolojik kayıtlar tamamen silinmemiş olmakla birlikte M.Ö.12. ve 8. yüzyıllar arasında cam oldukça az rastlanmaktadır.Fakat bu hiçbir zaman camın bu dönemde bilinmediği anlamına gelmemektedir.Hem çivi yazısı ile yazılmış Orta Babil tabletlerinde,Hem de Asur Ninivoh tabletlerinde konuyla ilgili bilgilere rastlanmaktadır.Camın ilk defa büyük ölçekte kullanımı Fenikede M.Ö. 1. binde Fildişinden yapılmış eşyalar üzerinde görülmektedir.Cam fildişi üzerine kakma yöntemi ile işlenmiş ve dekoratif amaçlarla kullanılmış çeşitli figürlerin ve çiçek desenlerinin detaylarını vurgulayabilmek ayrıca fildişine çok renkli bir görünüm vermek amacıyla kullanılmıştır.M.Ö.8.yüzyılın ilk yarısına tarihlendirilmiş olan camlar hem renkli hem de mozaik cam kakmalardan oluşturmaktadırlar. M.Ö.8 ve 7. yüzyıllarda cam kaplar tekrar yaygınlaşmaya başladı.Soğuk kesme, kalıba döküm ve iç kalıp tekniği devam eden eski tekniklerdir. Fakat kapların biçimleri ve üretim yerleri değişmektedir. İç kalıp teknikli vazolar,şekil ve dekorasyonlarındaki küçük değişikliklerle Hellenistik dönemin sonuna kadar kesintisiz olarak devam ederler. Bunlara Mezopotamya'dan İspanyaya, Afrika kıyılarından Alplerin ötesine kadar çok geniş bir alanda rastlanmıştır. Bunların üretim yeri olasılıkla Fenike dir ve yayılımları bu ülkeyle yapılan ticaretin sonucudur. Deniz yeşili soğuk kesme camlar ve ya zamanın renksiz transparan camları Mısır'a özgü olmaktan çok,Asya karakterlidir. Bunların üretimi M.Ö. 7. yüzyıldan sonra da devam eder. Anadolu&da da çeşitli kazlarda, iç kalıp tekniği ile üretilmiş cam kaplar bulunmuştur. Bu buluntu yerleri; Çanakkale- Elgios, Çanakkale Dardanos, Çanakklale- Salihler, Behranköy Assos, Çandarlı, Çandarlı- Myrina, Menemen- Kyme, Uşak-Meonsa, İzmir- Notion ve Midas Yazılıkaya dır. İç kalıplama tekniği ile üretilmiş önemli miktarda alabastronlar ise Rhodosda bulunmuştur. Bu kapların Mezopotamya da üretilip daha sonra Rhodos;a ihraç edilmiş olmaları mümkün olduğu gibi Rhodos'a göç etmiş Mezopotamyalı ustalar tarafından üretilmiş olmaları da olasıdır. Fakat her durumda Rhodos, M.Ö. 6. yüzyılın ortalarında iç kalp tekniği ile cam kaplar üreten önemli bir merkez haline gelmiştir.daha sonra bu cam sanatı Akdeniz ve Karadeniz bölgelerinde büyük olasılıkla buradan yayılmıştır. Şimdiye kadar incelenmiş olan Demir Çağa ait kaplar arasında gerek dekorasyon gerekse gerçek değer açısından en ilginç olan grubu kalıplama tekniği ile üretilmiş ve kesilmiş kaplar oluşturmaktadır. Bunlar Bronz Çağ kaplarında hem görünüş hem teknik açıdan belirgin bir şekilde ayrılırlar. Bu kaplar,kalıplama yöntemiyle ve en çok da balmumundan yapılmış ve ya balmumu sürülmüş tek parça bir dış kalıba eritilmiş camın dökülmesi anlamına gelen lost wax tekniği ile şekillendirilmişler, daha sonra taş üreticileri tarafından kullanılan taşlama, kesme,delme ve cilalama yöntemleriyle bitirilmişlerdir. Mezopotamya cam yapımında hep bir adım ileride olmuştur. Alabastronların yanı sıra yassı cam kaseler de üretmişlerdir. Bunlar büyük olasılıkla metal kalıplara dökülerek yapılıyordu. Cam kaplar genellikle metal kapları taklit ediyorlardı. Cam kapların kaideleri özenle düzleştiriliyor ve kabın iç kısmı zımparalanarak güzel bir görünüm oluşturulması sağlanıyordu. Bu cam kaplar Nemrutda üretiliyordu. Bunun iki nedeni vardı: birincisi, Assurnarsipal (M.Ö. 884-859)ın imparatorluğun başkentini Nemruta taşıması ikincisi de, bir çok cam yapımı kasenin Nemrut'da bulunmuş olasıdır.

GEOMETRİK DÖNEM

Bu dönemde cam işçiliği yavaş bir şekilde yeniden büyümeye başladı. Yunanistan diğer bölgelerde cam kaplar nadir olarak rastlanıyordu. Yarı küresel şekildeki kalıba döküm kaseler İ.Ö. 9. yüzyılda ve erken İ.Ö. 7. yüzyılda görünmeye başlandı. Bu cam kapların pürüzlü dış yüzeyleri düzgün iç yüzeyleri kontrast oluşturmaktaydı. Bu yöntemle yapılmış cam kapların ağızları pürüzlü oluyordu. KLASİK DÖNEM M.Ö.6 ve 1. yüzyıllar arsında üretilmiş cam eserler arasında en büyük payı iç kalıplama yöntemi ile üretilmiş kaplar almaktadır.Bunlar çoğunlukla kokulu yağlar, merhemler, parfüm ve kozmetik ürünleri koymak için yapılmış küçük şişelerden oluşmaktadır.Bu cam kaplar biçim olarak yunan kaplarını özellikle taklit etmişlerdir.fakat parlak renkleri ve canlı motifleriyle cam şişeler her zaman ön planda olmuştur.Bu dönemde birbirini izleyen üç üretim dönemi saptanmıştır.Her dönemin yeni bir form grubu, süsleme motifleri, kulp biçimleri ve renk kombinasyonları vardır. Akdenizi çevreleyen ülkelerde yaygın olarak gözlenmesine rağmen kesin üretim merkezleri henüz saptanamamıştır. Rhodos, Kıbrıs, Güney İtalya ve Fenikenin kıyı şeridi olası üretim merkezleri olarak düşünülse de özgün cam üreten birkaç merkezin varlığı daha gözükmektedir. M.Ö.6. yüzyıldan itibaren alabastron adı verilen küçük şişeler üretilmeye başlanmış ve bunlar Akdeniz'de olduğu gibi iç bölgelerde de çok miktarda yapıldığını kanıtlayan eserler ele geçmiştir. M.Ö. 5. yüzyılda balmumu tekniği kullanan yeni bir cam endüstrisi geliştirilmiştir. Bu yüzyıllarda modellerini dönemin maden eşyalarından esinlenerek taklit eden değişik biçimli eserlerin, lüks sofra takımlarının, süs ve takıların yapıldığı sanatsal değeri yüksek olan eserlerle karşılaşılmaktadır. Söz konusu döneme ait en önemli buluntu topluluğu Persopolis sarayının hazine binasından gelmektedir.Sarayda bulunan eşyaların büyük çoğunluğu kaya kristali taklit edilerek renksiz camdan yapılmıştır. Pers gümüş takımları ile arasındaki yakın benzerlikler bu endüstrinin nerede kurulmuş olursa olsun, Akhamenid yöneticilerinin himayesinde faaliyet göstermiş olduğunu ortaya koymaktadır.

HELLENİSTİK DÖNEM

Son zamanlarda hellenistik dönem cam tarihi hakkında önemli tartışmalar olmuştur.Bu karmaşık dönemde karşılaşılan problemlerin açıklanmasında son zamanlarda ele geçen kanıtların miktarı yeterli olmaktadır.Hellenistik dönemin günümüzle benzer birçok ortak yanı vardır.Hellenistik dönemde de iletişim hızlı bir şekilde yayılmış ve bunun doğal sonucu olarak kültürel bir alışveriş yaşanmıştır. Hellenistik dönemde cam üreten başlıca iki önemli merkez vardır.Bunlardan ilki Suriye sahil şeridinde bulunan şehirler (Fenike),diğeri ise Mısır Ptolema krallığının başşehri İskenderiye dir. Suriyede iç kalıplama tekniği ile üretilmiş geleneksel merhem şişelerinin üretimine M.Ö.1. yüzyıla kadar devam edilmiştir.Bunlara ek olarak yine kalıplama yöntemiyle oldukça çok sayıda kase üretilmiştir.Üretilen kaseler çoğunlukla çizgi ve yiv bezelidir.Daha geç dönemlerde ise yumrularla veya kısa kaburgalarla da bezenmişlerdir. İskenderiyede üretilmiş olan cam eserlerin ise daha gelişmiş bir teknikle üretilmiş ve daha zarif olduklarını görüyoruz.Bu dönem İskenderiye'li cam ustaları Mozaik üretebilecek ve iki cam tabaka arasına altından yapılmış bir levha (sandwich gold-glass)koyabilecek ustalığa ve bilgiye sahiptiler.Bu dönemden başlamak üzere camın gümüş yemek takımlarına karşı daha cazip ve renkli bir alternatif olarak daha çok tanınmaya önem kazanmaya başlamıştır. Anadolu da Hellenistik dönem boyunca camdan yapılmış skyphosların iyi tanındığı ve bu formların mezar armağanı olarak yaygın olduğunu İskenderun, Knidos ve Kyme örnekleri göstermektedir. . Geç hellenistik dönem de kalıp yapımı kaseler iç kalıp tekniğinin yanı sıra görülürler.Kaselerin bazı çeşitlerinde basit bir form üzerinde dekorasyon iç kısımlarındaki yivlerden (bazen dipte olur) oluşur.Bu süsleme İ.Ö. 1.yüzyılda çok yaygındır.Bu seride düz kaideli skyphoslar ve kantharoslar birlikte görülürler. Geç hellenistik dönemde çok önemli bir buluş olan cam üfleme tekniği, daha yeni bir buluş olmasına rağmen çok çabuk bir şekilde yaygınlaşmaya başladı. ROMA DÖNEMİ İtalya, ingiltere, Fransa, İspanya, Belçika, Balkanlar, Anadolu, Kuzey Afrika, Kıbrıs, Suriye, İskenderiye ve Roma imparatorluğunun içinde yer alan diğer yerleşim bölgelerinde M.Ö.1.yy ile M.S. 4.yy. arasında üretilen camlara Roma camları adı verilir. Roma dönemi cam endüstrisi, Hellenistik dönem cam üreticilerinden alınan ilham ve tecrübe ile kurulmuştur.Yeni formlar, teknikler, renkler ve süslemeler ortaya çıkmıştır.Romalıların bu özelliğinden bu döneme ait az sayıdaki kaynaklarda da söz edilmektedir.Bunlardan belki de en çok bilineni Trimalchio tarafından anlatılmış olan hikayedir.Bu hikaye; bir cam ustasının İmparator Tiberus a hediye ettiği kırılmaz cam kase ile ilgilidir.Kırılmaz camdan yapılmış bu kasenin bir başka özelliği de çarpma sonucu veya bir başka nedenle çöken veya çentiklenen kısımların bir çekiç yardımıyla eski haline döndürülmesidir.Bu buluşu nedeniyle kesin olarak ödüllendirileceğine inanan usta tam aksine kral tarafından idam ettirilmiştir.Kral bu sırrın öğrenilip yaygın olarak kullanılmaya başlanmasıyla, altının tüm değerinin kaybedileceğinden kokmuştur.Bu hikaye camın M.S.1.yüzyıl başlarındaki önemini ve Romalıların konuyla ilgili yeni buluşlara ve deneyimlere ne kadar açık olduğunu göstermektedir.Romalılar camı yalnızca gündelik eşyaların üretiminde değil, aynı zamanda mozaik pano ve dış cephe kaplaması, gibi dekoratif amaçlarla da kullanmışlardır. İ.Ö.1.yy.ın ortalarında üfleme camın kullanılmaya başlanması hem cam eser sayısında hem de cam atölyelerin artışında büyük etken olmuşlar, üfleme tekniği ile kısa sürede yapılan cam eserler seri üretimin yapılmasına olanak vermiştir. İskenderi'ye ve Suriye gibi cam endüstrisinin önemli merkezleri, yeni tekniğin kullanılmaya başlanmasından sonra da önemlerini korumaya devam etmişlerdir. Üfleme cam tekniği Roma dünyası için çok öneli bir buluştur.Cam üfleme tekniğinin bulunmuş olmasıyla hızlı ve daha çok üretimin sonucunda cam ucuzlaşmış ve herkesin ulaşabileceği bir eşya haline gelmiştir.Camın popüler olmasıyla sadece İtalyada değil aynı zamanda eyaletlerde de yayılmıştır. Bu buluşun kesin tarihi ve buluşa etken olan ortam hakkında hala kesin bilgiler mevcut değilse de çok sayıda ki bulgular özelliklede İsrail de bulunan buluntular, bu aşamanın M.Ö. 50 yılından çok kısa bir süre sonra , Suriye-Filistin yöresinde gerçekleştiğini ortaya koymaktadır.Bu tarih Roma gücünün Doğuda ve Anadoluda sağlamlaştığı yıllarda, aşagı yukarı aynı zamana rastlamaktadır.Daha sonra imparator Augustus döneminde (M.Ö.27-M.S. 14) Pax Roma nın kurulmuş olması hiç şüphesiz bu yeni tekniğin Roma imparatorluğunun har yanına yayılmasını kolaylaştırmıştır. Romalılar uzun bir süre üfleme camdan yeşilimsi ve mavimsi renkleri kullanmışlardır. M.S. 1 yüzyılın sonlarına doğru mavimsi-yeşil camlar baskın hale gelerek günlük kullanım kapların en yaygın rengi olur.M.S. 1. yüzyıl camları Flaviuslar döneminde doruk noktasına ulaşmıştır.Renkli camların modası geçince genellikle açık gölgeli renkler moda olur.ve yeşilimsi ve sarımsı renkler moda olur68. Erken Roma imparatorluk dönemi için tipik sayılan bir cam vazo yapım tekniği ise kalıba üfleme tekniğidir. İ.S. 25 yıllarında geliştirilmiş olan bu teknikle, vazoların yapımında taş, metal veya döküm cam eserlerin yapımından çok daha kolay, seri ve hızlı üretim sağlanabilmiştir. Roma imparatorluğunun Doğu ve Batı eyaletlerinde ise İ.S. 3. yüzyıllardan başlayarak görülen tipik cam formlarından biride küresel gövdeli sürahilerdir.Bunlar düz, kesme yada işlenmemiş ağız kenarlarına sahiptirler.Aleve tutularak yuvarlatılmış yada katlanmış ağız kenarlarına az da olsa rastlanmaktadır.Boyunları tepesi kesilmiş ters koni biçiminde gövdeleri küresel, dipleri çoğunlukla iç bükeydir. Daha Ayrıntılı bilgi için http://antikcamlar.net/ bakmanız yeterli...

Alıntı: http://www.genbilim.com/content/view/6227/85/
_________________
"SEVGİ EMEK İSTER"
"SEVMEK İÇİN YÜREK; SÜRDÜRMEK İÇİN EMEK GEREK"
shake2.gif

www.barsakforum.com
Başa dön
Kullanıcının profilini görüntüle Özel mesaj gönder Yazarın web sitesini ziyaret et MSN Messenger
rsevinc



Kayıt: 30 Arl 2007
Mesajlar: 2390
Konum: Kadıköy/İstanbul

MesajTarih: Sal Oca 27, 2009 1:46 pm    Mesaj konusu: KURTULUŞ SAVAŞININ ÖNCÜ GAZETELERİ Alıntıyla Cevap Gönder

KURTULUŞ SAVAŞININ ÖNCÜ GAZETELERİ

A) Hukuk-u Beşer Gazetesi:
Osmanlı barış ve Selamet Cemiyetinin sözcülüğünü yapan Hukuk-u Beşer gazetesinin başyazarı olan Osman Nevresin (takma adı Hasan Tahsin) 1919 Mayısında İzmir kordon boyunda karaya çıkan Yunan askerlerine ilk kurşunu atmasıyla, Anadolu basınının düşmana karşı ilk direnişi başlamıştır. [1]

Gazeteci Osman Nevres , Selanikte doğmuş, Fevziye Lisesini bitirmiş, Pariste Siyasal Bilgiler Okulundan diploma almıştır. İstanbula döndükten sonraları, Osmanlı devleti aleyhine Balkanları karıştıran İngiliz Burstan kardeşlerin görünmeyen faaliyetlerini önlemekle görevlendirilmiştir. Bu kardeşlere Bükreşte yapılan suikast nedeniyle devletinin müttefikleri tarafından alınması üzerine İstanbula dönmüştür. Nevres mütareke günlerinde İzmirde gazetecilik yapmıştır. Hukuk-u Beşer gazetesinin başyazarı bi şekilde yazdığı makalelerde, düşmana karşı toptan direnişi savunan Osman Nevres, attığı kurşunlarla İzmire çıkan Yunan Birliğinin ilk askerini öldürmüş, yalnız hadise yerinde süngülenerek şehit edilmiştir. Bu olayın basın tarihi açısından kritik yanı, işgal kuvvetlerine ilk kurşunun 1 gazeteci tarafından atılmış olmasıdır. [2]

B) İrade-i Milliye:
Anadoluda ulusal mücadelenin ilk gazetesi, Mustafa Kemalin, Erzurumdan Sivas gelerek, 4 Eylül 1919da Sivas kongresini topladığı sırada, Kuvayi Milliye sözcülüğünü yapmak ve düşüncelerini yaymak amacıyla 14 Eylül 1919da yayınlanan İrade-i Milliye dir. Heyet-i Temsiliye adına Mustafa kemal tarafında kurulmuş, yalnız gazete çıkarmak imtiyazı Sivaslı Sefahattin Ulusalerk adına alınmıştır. makale işleri müdürü Mashar Müfit Kansudur.

İki sütun üzerine dizilen, haftada 2 kez yayınlanan, il basımevinde basılan gazete 100 paraya satılıyordu. Sivas kongresi zabıtları ve Mustafa Kemalin bildirileri bu gazetede yayınlanıyordu. Başlangıçta haftada 1 gün yayınlanan gazete, 1 aralık haftada 2 gün yayınlanmış, daha sonra günlük hale getirilmiştir. 1922 yılı sonuna kadar 3 sene yayın hayatını sürdürmüştür. Anadolunun bütün tarafına gönderilen bu gazetedeki yazıların Mustafa Kemalin dikte edildiği sav edilmektedir. [3]

C) Hakimiyet-i Milliye:
1919 yılı Aralık ayının son günlerinde Heyet-i Temsiliye reisi sıfatıyla Ankaraya gelen Mustafa Kemal Paşa, Anadoluda kurulan Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti nin kararlarını millete duyuracak 1 gazeteye şiddetle gereksinim duyulduğunu görmüş ne Konyadan getirtilen baskı makineleriyle meclis bahçesindeki binada 1 basımevi kurulmasını sağlamıştır. her hazırlıklar 2 hafta içinde tamamlanmış ve gazeteye Hakimiyet-i Milliye adı bizzat Mustafa Kemal tarafından verilmiştir. [4]

Gazetenin makale işleri müdürlüğüne Nizamettin Nazif getirilmiş, ilk sayısı Atatürkün başarısı birlikte on Ocak 1920de yayınlanmıştır. Haftada 2 gün yayınlanan gazetenin mesul müdürü Recep Zühtüdr. gazetenin başlığı altında mesleği, milletin iradesine hakim kılmaktır cümlesi yazılıydı. 18 Temmuz 1920de haftada 3 gün basılmaya başlamıştır. 6 Şubat 1921de günlük hale getirilen gazetenin makale işleri müdürlüğüne arkasından sırasıyla Hüseyin Ragıp Baydır, Nafi Atuf Kansu ve Ziya Gevher Etili atanmışlardır. Bu günlerde Ankarada bulunan aydınlar ve gazeteciler Hakimiyet-i Milliyeye makale verdiklerinden, gazetede zengin 1 makale kadrosu oluşmuştur. Ağaoğlu Ahmet, Hüseyin Tevfik, Ruşen Eşref, Dr. Adnan Adıvar, Mahmut Esort, İzzet Ulvi, Dr. Tevfik Rüştü Aras, Yusuf Akçura bunlar arasındadır. [5]

Daha sonra, Hakimiyet-i Milliye, giderek Atatürkün kurduğu Cumhuriyet Halk Fırkasının (CHF) yayın organı haline dönüşmüş, Özellikle Falik Rıfkı Atayın başyazarlığında, Ankara rejiminin görüşlerini yansıtan 1 parti üstelik devlet sözcüsü görünümünü almıştır. Hakimiyet-i Milliye 1934-1971 yılları arasında millet adıyla yayımlanmış, arkasından yepyeni millet, Halkçı millet, halkçı ve sulh adlarıyla yayınlarını sürdürmüşlerdir. [6]

D) Öğüt:
iki Ocak 1918de Abdülgani Ahmet Bey tarafından Afyonda kurulan, Yunanlıların İzmiri işgal etmeleri üzerine Konyaya taşınan, Konyada İtalyanların baskılarıyla yayın yapamaz hale gelen Öğüt Gazetesi, 1921 Temmuzunda Ankarada Akşam Gazetesi bi şekilde yayınlanmaya başlamıştır. Gazetenin makale işleri müdürlüğünü Sadri Ertem yapmakta, yazar kadrosu Münir Müeyyet Bekman, Lütfü Arif Keramettin, Raif Nezihi, Celal Davut ve Enver Behnandan oluşmaktadır. ulusal mücadelenin üçüncü kritik gazetesi olan Öğüt 1923 yılına kadar yayınlarının sürdürmüştür. [7]

[1] İNUĞUR, A.G.E.,s.352

[2] GIRGIN,Atilla, a.g.e.,s.106
[3] İNUĞUR, Nuri, a.g.e.,ss.352-353

[4] İNUĞUR, Nuri,a.g.e.,s.353

[5] İNUĞUR,Nuri,a.g.e.,s.353

[6] GEVGİLİ,Ali Türkiye Basını ss.202-228,Aktaran, GİRGİN, a. g .e,s.25

[7] İNUĞUR,Nuri, a.g.e.s.353


Alıntı: http://www.genbilim.com/content/view/6340/190/
_________________
"SEVGİ EMEK İSTER"
"SEVMEK İÇİN YÜREK; SÜRDÜRMEK İÇİN EMEK GEREK"
shake2.gif

www.barsakforum.com
Başa dön
Kullanıcının profilini görüntüle Özel mesaj gönder Yazarın web sitesini ziyaret et MSN Messenger
imre
Süper Moderatör


Kayıt: 15 Nis 2008
Mesajlar: 1517
Konum: Ankara Hast: Ülseratif Kolit

MesajTarih: Çrş May 20, 2009 9:09 pm    Mesaj konusu: HZ ÖMER'İN İMTİYAZ FERMANI Alıntıyla Cevap Gönder

HZ ÖMER'İN KUDÜS'Ü FETHETTİĞİNDE GAYR-İ MÜSLİMLERE VERDİĞİ İMTİYAZ FERMANI


-)Bu sözleşme Müminlerin emiri ve Allah'n kulu Ömer tarafından İlya halkına verlen bir emandır.
2-)Onların canlarına, mallarına, kiliselerine,haçlarına yerleşik, göçebe olan bütün fertlerine verilen bir teminattır
3-)Kiliseleri mesken yapılmayacak ve yıkılmayacak ve kısmen dahi olsa işgal edilmeyecektir.İçindeki kutsal eşyaya dokunulmayacaktır.
4-)Mallarına el sürülmeyecektir.
5-)Kimse dini inanaçalarından dolayı zorlanmayacak, kendisine asla zarar gelmeyecek ve yurtlarına Yahudiler iskan olunmayacaktır.
6-)Buna karşılık onlar da cizye vereceklerdir.
7-)Bunlardan kim yurtlarını terk etmek isterse ,gideceği yere kadar mal ve can emniyeti sağlanacaktır.Yurtlarında kalmak isteyenler ise güvende olacaklardır ve cizye vereceklerdir.İssteyen Rumlarla gidecek ve isteyen de toprağına geri dönecektir.
8-) Hasat elde edinceye kadar onlardan bir şey istenmeyecektir.
9-)Bu Allah'ın Rasülünün, halifelerin müminlerin Kudüs halkına verdiği güvenlik ahdidir.Cizye verdikleri müddetçe gçerlidir.

ŞAHİTLER:

HALİD BİN Velid, Amr bin As, Abdurrahman bin Avf ve Muaviye bin Ebi süfyan
_________________
(.Fırtına Ne Kadar Sert Eserse Essin Kayadan Alıp Götüreceği Sadece Tozudur .)
Başa dön
Kullanıcının profilini görüntüle Özel mesaj gönder MSN Messenger
imre
Süper Moderatör


Kayıt: 15 Nis 2008
Mesajlar: 1517
Konum: Ankara Hast: Ülseratif Kolit

MesajTarih: Cum May 29, 2009 6:02 pm    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Gönder

İLGİNÇ BİLGİLER

Bir saat niçin 60 dakikadır?
Bir gün, dünyanın kendi ekseni etrafında bir dönüşü tamamladığında geçen süredir. Bunu herkes bilir. Aslında tam da öyle değildir. Çünkü dünya kendi ekseni etrafında dönüşü sırasında yörüngesi üzerinde güneşin etrafında da döndüğünden, güneşten bakıldığında bir tam devri için geçen süre farklı gözlemlenir.
Neyse şimdi biz bunu karıştırmayalım ve bugün bütün dünyanın kabul ettiği zaman sistemine bakalım;

• Bir yıl 12 aydır.

• Bir yıl 52 haftadır

• Bir ay 28-31 gündür.

• Bir ay 4-5 haftadır.

• Bir hafta 7 gündür.

• Bir gün 24 saattir.

• Bir saat 60 dakikadır.

• Bir dakika 60 saniyedir.

• Bir saniye 100 mili saniyedir.

Görüldüğü gibi, bir gün kaç saniyedir diye sorulduğunda bile kafadan hesaplanamayacak kadar karışık bir bölünme. Önce gün 24'e, sonra 60'a, sonra bir daha 60'a bölünüyor. Saniyeden sonraki bölünmeler ise ondalık sistemle gidiyor. İşte çocukların zaman hesaplarında zorlanmalarının sebebi.

Bir günde niçin 24 saat olduğunu kimse bilmiyor. Bu rakamın güneş saatini ilk kullanan Mısırlılardan kaynaklandığı sanılıyor. Yere dikilen yüksek bir taşın gölgesi sabah batıya, akşam doğuya düşüyordu ve Mısırlılar bu arayı altıya bölmüşlerdi. Do-layısı ile bir gün 24 bölüm oluyordu.

12 sayısı 2, 3, 4 ve 6 ile bölünebildiğinden, o zamanlar en çok kullanılan sayı birimi idi ki, bugün bile düzine adı altında sayı birimi olarak kullanılmaktadır.

Mısırlılar ayrıca 30 günlük ay ve 360 günlük yıl takvimini

uyguluyorlardı.

Bugün bir dairenin 360 dereceye bölünmesinin sebebinin de

bu olduğu sanılıyor.

Yaklaşık 3 bin yıl önce, bugün Irak olarak bilmen yerde yaşayan, Babilliler ise 60 sayısını matematik sistemlerinde temel olarak almışlardı. 2, 3, 4, 6, 12, 15, 20 ve 30 ile bölünebilen ve 360'ı da bölen bu sayı dakika ve saniyenin birimi olarak alındı. O zamanlar için onluk sistem, yani on sadece 2 ve 5'e bölünebilen zavallı bir sayı idi.

Saniyenin bölümleri ise o devirlerde ölçülemiyordu, ölçüle-bilmeye başlandığında ise dünya ondalık sisteme geçmişti ve bu esas alındı.




asker.gif
_________________
(.Fırtına Ne Kadar Sert Eserse Essin Kayadan Alıp Götüreceği Sadece Tozudur .)
Başa dön
Kullanıcının profilini görüntüle Özel mesaj gönder MSN Messenger
Önceki mesajları göster:   
Yeni başlık gönder   Başlığa cevap gönder    www.barsakforum.com Forum Ana Sayfa -> Tarihin İçinden Tüm zamanlar GMT +2 Saat
Sayfaya git Önceki  1, 2
2. sayfa (Toplam 2 sayfa)

 
Geçiş Yap:  
Bu forumda yeni başlıklar açamazsınız
Bu forumdaki başlıklara cevap veremezsiniz
Bu forumdaki mesajlarınızı değiştiremezsiniz
Bu forumdaki mesajlarınızı silemezsiniz
Bu forumdaki anketlerde oy kullanamazsınız


resimli yemek tarifleri
manisa yapı denetim
lol oyun
Powered by phpBB © 2001, 2005 phpBB Group
Türkçe Çeviri: phpBB Turkey & Erdem Çorapçıoğlu