| Önceki başlık :: Sonraki başlık |
| Yazar |
Mesaj |
rsevinc

Kayıt: 30 Arl 2007 Mesajlar: 2390 Konum: Kadıköy/İstanbul
|
Tarih: Prş May 01, 2008 7:01 pm Mesaj konusu: SEVGİYE DAİR |
|
|
Sevgiye dair ne çok şey söylendi binlerce yıldır
Ne çok şey yaşadı insanoğlu sevdaya dair.
Garip olan şu ki herkes kendi sevdasını yaşadı Ve 'SEVGİ' diye kendi yüreğini tarif etti.
Bugün bende bunu yapacağım.
Yillarca sevdaya dair yazdığım mısralarımda
Hiç tariflemediğimi fark ettiğim kendi sevdamı anlatacağım,
Kendi yüreğime ayna tutacağım.
'Gerçek sevdayı yaşadın mı ki' diye sorma bana,
Belkide bunu ancak hayata gözlerimi kaparken yanıtlayacağım
Sadece bugün önüme; yüreğimi, ruhumu, bedenimi ve aklımı koyup,
Varoluşumla yaşayıp yaşatabileceğim kendi sevdamın hayalini kuracağım.
Sevgi;
Önce 'ben' yerine önce 'sen' diyebilmek
Kendinden önce onu, onun mutluluğunu düşünebilmektir.
Onun yanında huzur bulmak, güven duymak,
Her ne olursa olsun yanında olacağını, seni seveceğini bilerek 'kendin' olmaktır.
Sevgi;
Sevdiğinin yüreğinin güzelliğine ve sevdasına inanmak
Onu mutlu etmek uğruna zevkle emek etmektir.
Sevdiğinin gözlerinde kaybolmak
Bedeninde bir olmaktır.
Sevgi;
Sevdiğine saygı duymak
Varlığından gurur duymaktır.
Kahkaha kadar gözyaşınıda
Sohbetler kadar sessizliğide büyük bir zevkle paylaşmaktır.
Sevgi;
Sadakat, vefa, bağlılıktır,
Sorumluluk, özveri, şefkattır.
Sevgi;
Anlayış, hoşgörü, sabırdır.
Tutku, cesaret, risktir.
Sevgi;
Bakmak, dokunmak, söylemektir.
Yaşatmak, yaşamak, göze almaktır.
Sevgi;
Umuttur, soluktur, hayattır.
Bir bedende bütün olmak, birlikte çoğalmaktır.
Sevgi;
Yüreğinle gülümseyebilmek, insan olabilmektir..
 _________________ "SEVGİ EMEK İSTER"
"SEVMEK İÇİN YÜREK; SÜRDÜRMEK İÇİN EMEK GEREK"
www.barsakforum.com |
|
| Başa dön |
|
 |
imre Süper Moderatör

Kayıt: 15 Nis 2008 Mesajlar: 1517 Konum: Ankara Hast: Ülseratif Kolit
|
Tarih: Çrş Hzr 03, 2009 7:32 am Mesaj konusu: |
|
|
Ne güzel cahildik.Keşke hep öyle kalsaydık....
Dışarıda kar...
Ama kuzine içten içe öyle yanıyor ki.
Kuzinenin üzerinde demir maşa...Maşanın üzerinde de ekmek dilimleri.
Aydınlık bir kış sabahı ve kızarmış ekmek kokusu...
Sucuk lükstü.
Yumurta lezzetli.
Ekmek her zaman ekmek gibi...
Bir kez olsun kümesten yumurta almamış, bir kez olsun o kızarmış ekmeğin kokusunu duymamış ve fakat alışveriş merkezlerinin restoran katlarında, boğucu bir gürültü ve havasızlık içinde hamburger keyfine fit olmuş çocuklar ve gençler için ben ne kadar yaşlıyım...
Dışarıda kar...
İçeride kanaat...
İçeride huzur...
Televizyon yoktu.
Gazete de her zaman olmazdı.
Öyle güzel cahildik ki, keyfimiz bozulmazdı hiç!
Portakal kabuklarını sobanın üzerine dizer, kokusuna râm olurduk.
Kestane közlemek bütün bir gecenin mutluluğuydu.
Sonra illa ki, büyüklerin anlattığı hikâyeler, hatıralar...
Birçoğu arızalı ve tedaviye muhtaç beyinlerden çıkma dizilerin ve filmlerin açtığı hasarlar yerine, geniş ve besleyici bir masal dünyası...
Lezzet bir tarafa, kokuya da hasret kalacağımız kimin aklına gelirdi?
Ekmeklerimiz el değerek üretilirdi, sağlıklıydı, lezzetliydi ve mis gibi kokardı.
Çay da kokardı...
Domates de...
Bütün bu nefasete, küçücük bir bakkal dükkânının zenginliği yetiyordu.
Dışarıda kar...
İçeride huzur...
Zam endişesi, doğal gazın kesilm e korkusu, yolda kalma telaşı, rejim tehlikesi... Kimin umurunda...
Ne güzel cahildik.
Mutluluğun resmini çiziyorduk...
 _________________ (.Fırtına Ne Kadar Sert Eserse Essin Kayadan Alıp Götüreceği Sadece Tozudur .) |
|
| Başa dön |
|
 |
imre Süper Moderatör

Kayıt: 15 Nis 2008 Mesajlar: 1517 Konum: Ankara Hast: Ülseratif Kolit
|
Tarih: Pzr Eyl 27, 2009 9:13 pm Mesaj konusu: |
|
|
İmam mezarlıktaki işini bitirmek üzereydi. O anda elli yıllık karısını kaybeden 78 yaşındaki adam: ' Onu ne kadar çok sevdim.' diyerek hıçkıra hıçkıra ağlamaya başlamıştı. Yaşlı adamın yaşlı sesi mezarlıktaki asil sessizliği bozmuştu. Mezar başındaki diğer aile bireyleri ve dostlar şok olmuşlardı, şaşkınlık içindeydiler. Yetişkin çocukları, alı al moru mor babalarını yatıştırmaya çalıştılar:
'Tamam, baba. Seni anlıyoruz.'
Yaşlı adam gözlerini dikmiş, kazılan mezara yavaş yavaş inen tabuta bakıyordu...
İmam duasına devam etti. Törenin sonunda, aile bireylerini ölüm töreninin kapanışı olarak mezarın üstüne toprak atmaya çağırdı. Yaşlı adam hariç hepsi sırayla toprak attılar. Yaşlı adam hala: 'Onu ne kadar çok sevdim.' diye sesli sesli konuşuyordu. Kızı ve iki oğlu konuşmasını engellemek istediler, ama o devam etti: 'Onu sevmiştim!'
Kalabalık mezarlığı terk etmeye hazırlanırken, yaşlı adam gitmemekte direniyordu. Gözlerini mezara dikmiş, bakıyordu .Bir dostu yanına yaklaştı: 'Kendini nasıl hissettiğini biliyorum, ama gitme zamanı geldi. Buradan ayrılmalı ve kendimizi hayatın akışına bırakmalıyız.' dedi. Yaşlı adam çaresizlik içinde bir kez daha 'Onu ne kadar çok sevdim...' diyerek söylendi. 'Beni anlamıyorsunuz,' dedi dostuna 'ama ben bunu ona sadece bir kere söyleyebildim.'
Zil, çalmadığı sürece zil değildir .
Şarkı söylenmediği sürece şarkı değildir .
Sevgi gönlümüzde tutsak olsun diye yaratılmamıştır .
Sevgi insanlara verdiğiniz sürece sevgidir ...
HAYATA GEÇ KALMAYALIM.. .
 _________________ (.Fırtına Ne Kadar Sert Eserse Essin Kayadan Alıp Götüreceği Sadece Tozudur .) |
|
| Başa dön |
|
 |
|
|
Bu forumda yeni başlıklar açamazsınız Bu forumdaki başlıklara cevap veremezsiniz Bu forumdaki mesajlarınızı değiştiremezsiniz Bu forumdaki mesajlarınızı silemezsiniz Bu forumdaki anketlerde oy kullanamazsınız
|
|