| Önceki başlık :: Sonraki başlık |
| Yazar |
Mesaj |
Ercan Zorlu Süper Moderatör

Kayıt: 28 Arl 2007 Mesajlar: 1698 Konum: MODA-KADIKÖY --İSTANBUL Hastalık:CROHN İlaç:NALTREXONE(LDN)
|
Tarih: Cum Oca 16, 2009 6:47 pm Mesaj konusu: MÜSLÜMAN BİLİM ADAMLARI |
|
|
Müslüman bilim adamları
* * *
Kızamık ve çiçek hastalığını ilk bulan "Razi"dir.
Mikrobu ilk tanımlayan kişi "Akşemseddin"dir.
Cüzamın sebep ve tedavilerini bulan "İbn Cessar"dır.
Vebanın bulaşıcı olduğunu keşfeden "İbn Hatip"tir (1313-1374).
Kılcal damar sistemini ilk ortaya atan "Ali bin Abbas"tır (?-990).
İlk defa göz hastalıkları hakkında bilgi veren "Dr. Ali bin İsa"dır (11. yy.).
İlk katarak ameliyatını yapan "Ammar"dır (11. yy.).
Trigonometrinin mucidi, sinüs ve kosinüsü ilk kullanan "Battani"dir (858-929).
Dünyanın döndüğünü ilk bulan, Ümit Burnu, Amerika ve Japonya’nın varlığından bahseden ilk bilim adamı "Beyruni"dir (973-1051). Beyruni, Christoph Colomb’dan yüzyıllar önce Amerika’nın varlığından bahsetmiştir.
"Copernik"e yol açan astronom "Bitruci"dir (13. yy.).
Çubuklu güneş saatini bulan ilk bilim adamı "Cabir bin Eflah"tır (12. yy.).
Maddenin en küçük parçasının (atomun) parçalanacağını söyleyen "Cabir bin Hayyam"dır (721-805).
Hayvan gübresinden amonyak elde eden "Cahiz"dir (776-869). Zooloji ilminin öncülerindendir.
İlk sistem mühendisi, ilk sibernetikçi ve bilgisayarın babası olarak "Cezeri" (1136-1206) bilinir. Batılılara göre bu İngiliz matematikçi Carles Babbage’dir.
"Hayatül Hayavan" zooloji ansiklopedisini ilk yazan "Demiri"dir (1349-1405).
Trigonometriye tanjant, kotanjantı kazandıran matematikçi "Ebul Vefa"dır (949-998).
Medcezir olayını ilk keşfeden "Ebu Mahşer"dir (785-886).
Ses olayını fiziki açıdan ilk açıklayan "Farabi"dir (870-950).
Ekliptik meyilini ilk tespit eden astronom "Pergani"dir.
Ondalık kesir sitemini bulan "Gıyaseddin Çemşit"tir.
İlk cebir kitabını yazan, cebir ilmini sistemleştiren, algoritmaya isim olan "Harizmi"dir (780-850).
Ortaçağın en büyük botanikçi ve eczacısı "İbn Baytar"dır.
Wright kardeşlerden bin yıl önce ilk uçağı yapıp uçmayı gerçekleştiren "İbn Firnas"tır (?-888).
Sosyolojiyi kuran, tarihe psikolojik yorumları ekleyen tarih felsefecisi "İbni Haldun"dur (1332-1406).
Optik ilminin kurucusu, Galile teleskobunun arkasındaki isim "İbn Heysem"dir (965-1051).
Torna tezgáhını ilk yapan "İbn Karaka"dır.
Vasco da Gama, "İbni Macit"in bilgilerinden yararlanarak Hindistan’a ulaşmıştır.
Doktorların sultanı olarak bilinen "İbni Sina" (980-1037) hastalık yapan küçük organizmalar, cıva ile tedavi, Pastör’e ışık tutma, ilaç bilimi ve teşhis koymada dünyayı yönlendirdi.
Kan dolaşımını ilk bulan "İbn Nefis"tir.
Listeyi daha da uzatabiliriz. Felsefe alanında da böyle:
Alman Leibnite (1646-1716) ve Factarke, aralarındaki zaman ve mekán tartışmalarında Gazeri ve İbn Rüştü’yü referans almışlardır.
Sıfırı sayılar dünyasına hediye eden İslam álimleridir.
İnsanlığı Romen rakamlarının çetrefilliğinden kurtaran da onlar. Bundan dolayıdır ki ilk İngiliz Kralı Rex, bastırdığı parasının ilk yüzüne besmele, diğer yüzüne de Peygamberimizin adını yazmıştı.
Not: Bu yazı Üyelerimizden Sayın İmre tarafından forumumuza kazandırılmıştır.Bu başlık altında daha geniş kapsamlı değerlendirileceği için bu konu buraya taşınmıştır. İlgilerinize... _________________ "Low Dose Naltrexone (LDN) may well be the most important therapeutic breakthrough in over fifty years. It provides a new, safe and inexpensive method of medical treatment by mobilizing the natural defenses of one's own immune system.
........... " — David Gluck, MD
ÇEVİRİSİ.:...............
"Düşük Doz naltrekson (LDN) de en önemli tedavi atılım elli yıl içinde olabilir. Bu kişinin kendi bağışıklık sisteminin doğal savunma seferber ederek tıbbi tedavi, güvenli ve ucuz yeni bir yöntem sağlar.LDN önemli sağlık maliyetlerini azaltır ve hastalıkların geniş bir dizi tedavi artırır........
Naltroxene (LDN = Low Dose
Naltrexone)..(ETHYLEX -VIVITROL-DEPENDEX-NEMEKSİN=Muadili NALTREXONE)
OKUNUŞLARI:Naltrekson,Naltrexone,Naltreksone-LDN-LEDENE
http://www.barsakforum.com/naltrexone-tedavisi-crohn-da-vt58.html?highlight=naltroxen |
|
| Başa dön |
|
 |
imre Süper Moderatör

Kayıt: 15 Nis 2008 Mesajlar: 1514 Konum: Ankara Hast: Ülseratif Kolit
|
Tarih: Cum Oca 16, 2009 7:08 pm Mesaj konusu: 9 0cak 2009 tarihli hürriyet gazetesindeki makale |
|
|
SON zamanlarda sıkça Müslüman bilim adamlarının, insanlığın bilimsel geçmişine katkıları sorgulanmaktadır. Bazılarına göre İslam álimleri dünyanın bilimsel geçmişine herhangi bir katkıda bulunmamışlardır. Bazılarına göre ise Batı’daki modern Rönesans hareketi, Endülüs Emevi Devleti’nin (İspanya) yıkılıp yüz binlerce Arapça kitabın çalınarak Latince’ye tercümesinden sonra başlamıştır.
Özellikle de son zamanlarda İslam áleminde görülen işgaller, savaşlar, kan ve gözyaşı bu soruyu yeniden gündeme taşımaya başladı. İslam álemi teknik açıdan Batı’yı neden geçemiyor, İslam ülkeleri neden yerinde sayıyor? Dünya siyasetinde etkin olamamanın altında yatan gerçek, geri kalmışlık mıdır? Yoksa İslam ülkelerinin farklı paktlarda yer almaları, bir araya gelmemeleri ve ekonomik güçlerini birleştirememeleri mi etken olmaktadır?
Arap ülkelerinde görülen kalitesiz yöneticiler ve idareciler mi bilimsel faaliyetlerin katilidir? Elbette bu sorunun cevabı bizim bu yazımızın konusu değildir. Biz bu yazımızda, İslam álimlerinin bilim hayatına katkılarından bir kısmını ele alacağız ki daha sonra neden bu muhteşem mirasa sahip çıkamadık diye sorabilelim:
...ben başlatayım bilgisi olanlar daha detaylı bilgiler verecektir ...ayrıca teşekkür ederim sayın başkanım.. _________________ (.Fırtına Ne Kadar Sert Eserse Essin Kayadan Alıp Götüreceği Sadece Tozudur .) |
|
| Başa dön |
|
 |
Ercan Zorlu Süper Moderatör

Kayıt: 28 Arl 2007 Mesajlar: 1698 Konum: MODA-KADIKÖY --İSTANBUL Hastalık:CROHN İlaç:NALTREXONE(LDN)
|
Tarih: Cum Oca 16, 2009 7:29 pm Mesaj konusu: |
|
|
| Alıntı: | | ayrıca teşekkür ederim sayın başkanım.. |
ilgi ve yazınız için teşekkürler ..
ama artık başkanımız ne yazık yok ...
Çünki başkan olunacak bir hal artık ne yazık yok..
saygılarımla.. _________________ "Low Dose Naltrexone (LDN) may well be the most important therapeutic breakthrough in over fifty years. It provides a new, safe and inexpensive method of medical treatment by mobilizing the natural defenses of one's own immune system.
........... " — David Gluck, MD
ÇEVİRİSİ.:...............
"Düşük Doz naltrekson (LDN) de en önemli tedavi atılım elli yıl içinde olabilir. Bu kişinin kendi bağışıklık sisteminin doğal savunma seferber ederek tıbbi tedavi, güvenli ve ucuz yeni bir yöntem sağlar.LDN önemli sağlık maliyetlerini azaltır ve hastalıkların geniş bir dizi tedavi artırır........
Naltroxene (LDN = Low Dose
Naltrexone)..(ETHYLEX -VIVITROL-DEPENDEX-NEMEKSİN=Muadili NALTREXONE)
OKUNUŞLARI:Naltrekson,Naltrexone,Naltreksone-LDN-LEDENE
http://www.barsakforum.com/naltrexone-tedavisi-crohn-da-vt58.html?highlight=naltroxen |
|
| Başa dön |
|
 |
imre Süper Moderatör

Kayıt: 15 Nis 2008 Mesajlar: 1514 Konum: Ankara Hast: Ülseratif Kolit
|
Tarih: Cum Oca 16, 2009 8:20 pm Mesaj konusu: |
|
|
ama artık başkanımız ne yazık yok ... ercan bey yazmış..
size katılmıyorum sayın BAŞKAN ım bu forumu yaşattığımız sürece ve siz bizlerden bıkıp bırakmadığınız sürece
ve büyüğümüz olarak bizlere girdiğimiz bu yolda yol göstereceksiniz .
yanılmıyorum inşallah.. _________________ (.Fırtına Ne Kadar Sert Eserse Essin Kayadan Alıp Götüreceği Sadece Tozudur .) |
|
| Başa dön |
|
 |
imre Süper Moderatör

Kayıt: 15 Nis 2008 Mesajlar: 1514 Konum: Ankara Hast: Ülseratif Kolit
|
Tarih: Cum Oca 16, 2009 8:26 pm Mesaj konusu: |
|
|
Müslüman bilim adamlarının yapmış olduğu önemli keşif ve icatlar
Müslüman bilim adamı: Birûni. Galilei 'den 600 yıl önce dünyanın döndüğünü söylemiştir.
Yaşadığı tarih : 973 - 1051
Konu : Matametikte kosinüs formülü, sekant, kosekant kavramaları ve üçgenin alan formülleri.
Alet veya metot : Yoğunluk aleti piknometre
Müslüman bilim adamı: Ebu'l-Vefa
Yaşadığı tarih : 940-988
Konu : İlk göz ameliyatı, bağırsağın ameliyat dikişlerinde kullanılması,
Alet veya metot : Ameliyat sonrası oluşan iltihapları çıkaran seton (kıl fitili)
Petrolün ilk defa damıtılıp naft adı altında kullanılmaya başlanması
Müslüman bilim adamı: Ebu Bekr Zekeriyya Râzi
Yaşadığı tarih : 865-925
Konu : İlk robotlar ve sibernetik ilmi.
Alet veya metot : Pistonlu motorlarda kullanılan ve doğrusal hareketi dönme hareketine çeviren krank mekanizması.
Müslüman bilim adamı: El Cezeri
Yaşadığı tarih : 1136-1206
Konu : Çeliklerde paslanmanın önlenmesini sağlama.
Alet veya metot : Maddenin en küçük parçasının cüz-ü la yetecezza (atom) olarak tarifi ve parçalandığında Bağdat'ın altını üstüne getirebilecek enerjiyle yüklü olduğunun tespiti
Müslüman bilim adamı: Cabir Bin Hayyan
Yaşadığı tarih : 721-815
Konu, Alet veya metot: Barutla çalışan iki katlı ve yedi kollu bir roketle, 2.5 km yol katederdek uçuş denemesi yapılması
Müslüman bilim adamı: Lagari Hasan Çelebi
Yaşadığı tarih : 1633
Konu, Alet veya metot: Dünya'nın Güneş etrafındaki dönüşünün 365 gün 6 saat 9 dakika 6 saniye olduğunun günümüzdeki değerden sadece 58 saniyelik farkla hesaplanması
Müslüman bilim adamı: Uluğ Bey
Yaşadığı tarih : 1393-1449
Konu, Alet veya metot: Newton'dan 500 yıl önce yerçekimi ivmesinin bulunması
Müslüman bilim adamı: Hazini
Yaşadığı tarih : 1100-1155
Konu, Alet veya metot: Görme hâdisesi ve anatomisinin açıklanması; karanlık oda, mercek, prizma, aynalar, optik, atmosfer basıncı, atmosfer tabakasının kalınlığı gibi konularda öncü çalışmalar.
Müslüman bilim adamı: Ebu'l-Heysem
Yaşadığı tarih : 965-1051
Konu, Alet veya metot: Einstein'dan 1100 yıl önce rölativite (izafiyet-görecelik) teorisinin ortaya atılması. _________________ (.Fırtına Ne Kadar Sert Eserse Essin Kayadan Alıp Götüreceği Sadece Tozudur .) |
|
| Başa dön |
|
 |
imre Süper Moderatör

Kayıt: 15 Nis 2008 Mesajlar: 1514 Konum: Ankara Hast: Ülseratif Kolit
|
Tarih: Pzr Oca 18, 2009 12:20 pm Mesaj konusu: |
|
|
ALI BIN ABBAS (? - 994)
(1000 sene önce kanser ameliyati yapan Müslüman cerrah.)
KIMLIGI
Hayati hakkinda fazla bilgiye sâhip olmadigimiz bu Müslüman doktor,Iran´lidir. Bati´da Haly Abbas adiyla söhret buldu. Onu en cok üne kavusturan eseri; "El-Kitab-ül Melikî" adli eseri oldu.
ILMÎ KISILIGI
Ali bin Abbas´in adi, Ibni Sîna(980-1037),er-Râzi(864-925),
Ibni Zuhr(1091-1162) Ebû-l Kâsim(936-1013) gibi Müslüman doktorlarin adiyla
birlikte anilir.Bu doktorlar asirlarca Avrupalilara doktorluk ögrettiler.
Eserleri ellerden düsürülmedi. Ders kitabi olarak tip Fakültelerinde okutuldu.
Ali bin Abbas, herseyden önce iyi bir cerrahti (operatör). Zamanina göre en zor ameliyatlari basariyla gerceklestirdi. Ve bu konuda hâla degerini koruyan eserler verdi.
Uzun yillar Islâm âleminde cerrahî doktor adaylarina ilk sorulan sorulardan biri, Ali Abbas´in anatomisiyle cerrâhisi idi.Onun kitabini bilmeyen cerrah olamazdi. Bilhassa kirik-cikik tedavisi, tas, bademcik ve katarakt ameliyati, cibanlarin yarilmasi, tiraphane etmek, bir uzvun kesilmesi...
Onun kitabindan sorulan sorulardan saadece bir kismiydi.
CERRAHLIK DIPLOMASI
Ancak cerrâh adayi bu sorulari güzel bir sekilde cevaplandirabilirse kendisine icinde asagidaki yazilar bulunan bir diploma verilirdi:
"Allah´in yardimiyla biz onu, cerrahlikta bildigi seyleri icraya, kendi isinde basarili ve hayirli olmaya mezun kilmak istiyoruz. Böylece o, iyilestirinceye kadar yara tedavî edebilir, kan alabilir, emoriot kesebilir, dis cekebilir, sünnet yapabilir. Yalniz o, bundan sonra üstleriyle, bilgi ve tecrübeli ögretmenlerine danismayi ihmal etmeyecektir."
Ali bin Abbas kendisinden önce yasayan Hipokrat(M.Ö 460-377),Galen(M.S.131-201) ve Oribasios(325-403) gibi meshur doktorlari tenkit etmekle kalmadi, bir cok yanlislarini da tesbit etti.
Meshur eseri yazmasinin sebeblerinden en önemlisi zâten buydu.
TIP ILMINE YAPTIGI HIZMETLER
"Ilim Mü´minin kaybolmus malidir.Onu nerede bulursa alir" buyurur Peygamberimiz. Islâm âlimlerine bu hadîsi-serif büyük bir ilham kaynagi olmustur. Müslümanlar, "bu gâvur icadidir, bunu düsmanlar kesfetmistir.Ne lüzûmu var" gibi birdüsünceye kapilmadan, faydali olan her ilmi alma yoluna gitmislerdir.
İste Ali bin Abbas da, Yunan tibbini inceleyen, onun hata ve noksanlarini düzelten onun Islâm tibbiyle birlestiren Islâm bilginlerinden biridir.
O, yunanlilarin hic bilmedigi sahalarda önemli kesifler yapti. Tibbin yükselmesine büyük katkida bulundu. Tecrübelerini ve deneylerini birlestirip, kiymetli bir kitap vücuda getirdi. Kitabinda yazdiklari bizzât kendi müsahede, tetkik ve deneyleriydi.
KILCAL DAMARLAR
Kilcal kan damarlari sistemini ilk defa Ali bin Abbas ortay atti.
Hipokrat ve ondan sonrakiler, cocugun kendi hareketleriyle ana rahminden dünyaya geldigini kabul ederlerdi. Ali bin Abbas bu görüsü kökünden yikti. Dogum olayinin bebegin hareketleriyle degil, rahimdeki adalelerin kasilip gerilmesiyle gerceklestigini kesfetti.
1000 SENE ÖNCEKI KANSER AMELIYATI
Ali bin Abbas´in, onuncu yüzyilda alt karin kanserleri hakkinda
yazilar kaleme aldigini, hatta kanser ameliyatlari yaptigini coklari bilmez.
Kanser ameliyatlari hakkindaki su görüsleri oldukca enteresandir:
"Doktorlar bu hususta nadiren yardimda bulunabilir. Tumörün organdan tamamen
ayrilmasi na calisilmali, köklerinden geride bir sey kalmamasi icin tümörden
muayyen bir mesâfe uzaklasacak sekilde etrafi kesilmeli ve temizlenmelidir."
Kanser ameliyati bugün de ayni sekilde yapilmaktadir.
Ali bin Abbas, bugün oldugu gibi, ameliyât esnasinda yaninda asistanlar bulundururdu. Yardimci asistanlardan biri hashas , banotu ve vik sürülmüs markos süngerini islatip hastanin burnu önünde tutarken (narkoz) bir digeri hastanin nabzini kontrol eder, ücüncüsü de müdahalede bulunurdu. Operasyon ne genis, ne de derin olur, bunun icin azâmî titizlik gösterilir, bir asistan da kancalarla deriyi geriye cekerdi.
Ali bin Abbas ,ameliyati ögrencilerine söyle ögretirdi:
"Simdi tümörü, sardigi dokudan ayirabilmek icin yavasca ve itinayla kes. Herhangi bir damarin yaralanmasina ve sinirin kesilmemesine dikkat et. Operayon bir damara rastlarsa, kanamanin amaliyat sahasini kaplamamasi icin, damari dikkatle bagla. Kendini dogru ve tam bir itinayla calismaya ver. Tümörü kesip alinca, kücük bazi kisimlarin iceride kalip kalmadigini arastirmak icin, parmagini iceriye sok ve yokla. Böyle bir hal varsa onlari dikkatle bertaraf et.Bütün tümör cikarilinca, fazla deriyi kesip kisaltmak suretiyle birbirlerine ekle ve uygun hale getirdikten sonra, dikisi yap."
Bugünkü ameliyatlara tipatip uyan bu tarif, unutmayalim ki bundan bin yil kadar öncesinde aittir. Yazik ki, asirlar önce böylesine ameliyatlari gerceklestiren ünlü Islâm bilginini bizden cok Avrupa taniyor. Bu tarif de bize acikca gösteriyor ki, Müslüman doktorlar diger ilimlerde oldugu gibi tipta da Avrupa´ya örnek ve önder olmuslardir.
EN MESHUR ESERI-KITÂB-ÜL MELIKÎ
Ali bin Abbas´i söhrete kavusturan baslica eseri "Kitab-ül Melikî" adli eseri oldu. Dr. Sigrid Huke´in ifadesiyle "Bu kitap dünya tabebitine(tibbina) hediye edilen, o zamana kadar esine rastlanmayan bir eserdi.
" Eserin en önemli özelligi o zamana kadarki bütün millet ve caglarin tip bilgisini islemesi, bunlar mantikî bir sekilde düzenlemis olmasiydi. Eskiler asla böylesine bir kitaba sâhip olamamislardi.
Ibni Sîna´nin Kanunu cikincaya kadar el üstünde tutulan bu kitabini Ali bin Abbas, Büveyhi hükümdari Adudüd Devle Fenne Hüsrev(949-983) adina telif etti. Bati´da Liber Regius adiyla söhret bulan bu Kitab-ül Melikî veya Sultanî Kitab´in diger bir adi da "Kâmil-üs Sinaat-it Tibbiye" yani "Tib ilim ve san´atini icine alan hazine" idi.
Kitab-ül Melikî, er-Razî´nin dev eseri el-Hâvî´den daha özlüdür. En mükemmel bölümlerini perhizler(dietler) ve tiptaki tedavî maddelerine âit bölümleri teskil etmekte. Tek kelimeyle o cok iyi ve dolgun bir ansiklopedi hükmündedir.
Kitap tibbin gerek teori ve gerekse tatbikatindan bahseder. Yunan ve Islâm tip eserlerinin kritigini icine alan baslangic kismi eserin en enteresan taraflarindan birini teskil eder.
"SULTAN KITAP"
Bugün icin bile hayranliga layik, gercekten ismi gibi "Sultan" kitabin yazildigi caga ve yazilis sebebine bir göz atalim:
Onuncu yüzyilin sonlarina dogru, büyük bilgin Gerbert d´Aurillac(945-1003) sirf sahsi ve hos vakit gecirmek icin teorik tipla ugrasirdi. Ayni yillarin Islâm dünyasinda ise tip ilmi alabildigine gelismis ve bircok hastaliklarin tedâvisi yapilmaya baslaminsti.
Avrupa, hastaliga müdahaleyi, tedâviyi bir suc cinayet sayarken, Müslümanlar, büyük bir insânî vazife olarak görürlerdi. Hastahaneler dünyada esi bulunmayacak derecede mükemmeldi.Doktorlar hastahenelerde calisabilmek icin zaman zaman devlet imtihanina tabi tutulurlardi.
Kitaplar yoktu. Ögrencilerin genis bilgi edinebilecekleri tibbî kaynaklar mevcut degildi.Kaynak olarak eski Yunanlilardan kalma tek-tük kitaplar vardi.
Iste tam bu devrede Gerbert d´Arillac´in cagdasi olan Adud´üd Devle´nin özel doktoru Ali bin Abbas, elde bulunan bütün tip edebiyatini incelemeye basladi. Onlari inceden inceye elestirdi.
Ali bin Abbas, eski ve yeni hekimlerin eserleri arasinda, tip san´atini ögrenebilmek icin gerekli olan herseyi icinde toplayan tek bir kitap bulamadigini söylüyor, tenkitlerini bu sekilde dile getiriyordu.
TIPTA ACILAN YENI CIGIR
"Hipokrat cok kisa yazmistir. Yazilarinin bir cogu aciklanmaya muhtac olacak kadar karanliktir."
"Galen bir cok kitap yazmistir, ama bunlardan her biri tibbin sadece bir bölümünü icine alir.Yazilari oldukca uzun ve bir cok yerleri de tekrardan ibarettir. Onun kitaplari icinde tam olarak hekim adaylarinin yetismelerini saglayabilecek bir kitap bulamadim."
Ali bin Abbas bütün eserleri tek tek ele alir, istedigi tipte derli toplu bir kitap bulamaz. Oribasios ve Aigena´li Paul´un(625-690) eserlerini ise metodsuz bulur. Daha sonra modernleri; Ahron, Serapion, Miskeveyh ve Râzî´yi elestirir. Râzi´nin el-Mansûrî´si icin "Eksik tarafi yoktur, fakat aceleye gelmis bir hâli vardir" der. El-Hâvî´sini tam ve mükemmel olarak görürse de "Sistematik bir sekilde kisim ve bölümlere ayrilmadigini" belirtir.
Bütün bu incelemelerden sonra Ali bin Abbas düsüncesini söyle ortaya koyar:
"Sagligin korunmasi ve hastaliklarin tedâvisi ile ilgili her ehliyetli ve bilgin doktorun bilmesi gerekli bütün hususlari kitabimda belirtecegim."
Ali bin Abbas bu iddiasini gerceklestirebilecek gücteydi. Râzî´nin düsünüp te yapamadigini daha üstün ve mükemmel bir sekilde gerceklestirdi. El-Hâvi´nin derinliklerine nüfuz edebilme kudretiyle el-Mansûrî´nin salabetini birlestiren basarili plani secti. Ve yazdigi meshhûr kitabini ilmi ve ilim adamlarini seveb Sultan Adû-d devle´ye ithaf etti. bundan dolayi esere "Sultânî kitap", veya "Kitâb-ül Melikî" denildi.
Sultânî kitap oldukca acik, tertipli ve düzenliydi. Önceki tip kitaplarinda bulunan sorulu-cevapli kisa bilgilerden baska, yeni tip bilgilerini de ihtivâ etmekteydi. Acik, anlasilir bir dille yazilmisti. Öncekilerin aksine, bir bütünlüge sahipti. Antik medeniyetten devralinan kirik dökük parcalar. eserde acikliga kavusturulup bir düzene sokulmustu.
İste eserin Bati´lilarca takdir edilmesinin sebebi eserin bu özelliklere sâhip olusuydu. Halbuki yunan literatüründeki tip bilgileri oldukca karisik ve düzensizdi. Üstelik tercüme de edilmemisti.
Bati´da "Sultânî Kitap"´i eline gecirebilen doktor kendini bahtiyar sayardi. Öyle ki, 1493 yilinda bu kitap, Nürnberg´li iki doktorun akrabalik kuracak kadar birbirlerine yaklasmalarina sebeb oldu.Söyle ki.
Hieronymus Holzschuher, Padua Üniversitesine devam etmekte olan bir gencti. Bir gün Venedik´te Pza´li Stephan tarafindan latince´ye cevrilip yeni bastirilan ve cok ender bulunan meshûr "Sultanî Kitab"´i satin aldi. Sevincten yerinde duramiyordu. Cünkü bu Kitabi bulabilmek kolay bir mes´eledegildi, âdeta hazine bulmuk gibi bir seydi.
Nürnber´in sehir doktoru Hieronymus Münzer ise kitap koleksyonuna düskün birisiydi. Genc Hozschuher´in "Kitâb-ül Meliki"´ye sâhip oldugunu ögrenince ona hayran oldu ve oldukca enteresan olan kanaatlarini su sekilde belirtti:
"Bu degerli kitabi temin, böylece zekâ ve alâkasini isbat eden genc Holzschuher´e karsi fazlaca hayran oldum ve sevgili biricik kizim Dorothea´yi zengin bir cihazla birlikte ona verdim."
İste Ali bin Abbas´in meshûr eseri, Nürnbeg´li asilzâde, Belediye Meclis üyesi, Belediye Reisi Hieronymus´u böylece evlendiriyordu. Sultâni Kitab sadece bazi Avrupalilara alrabalik kurdurmadi, ilim hirsizini da ortaya cikardi.
İLİM HIRSIZI-KONSTANTİN
11. yüzyilda idi. Uzun seneler Islâm ülkelerinde tip ilmi tahsîl eden Konstantin (1016-1087) Salerno´ya döndü ve orada eserler vermeye basladi. Bir sürü Latince kitaplar kaleme aldi. Göz tababeti, cerrahî, kimya, perhiz, idrar ve sitma hakkinda yazdigi eserler birer bilgi hazînesiydi. Viaticum, adindaki seyahat kitabi son derece orijinaldi. Hele Liber Pantegni adini verdigi tibla ilgili büyük eseri göz kamastiracak kadar hârikaydi. Bu eserler, konstantin´in ne kadar üstün bir zekâya sâhip bir bilgin oldugunu göstermeye yetiyordu.
Ne var ki, bu söhreti fazla sürmedi. Daha aradan kirk yil gecmemisti ki, Konstantin´in en derece kurnaz bir "hirsiz" oldugu ortaya cikti. Cünkü Bati´da, ilk hacli seferi vesilesiyle, Müslümanlari taniyan, Arapca´yi bilen sahislar yetismeye baslamisti.
Uzun müddet büyük bir uzman saninan Konstantin´in hirsizligi artik ortaya cikmisti. Piza´li Stephan ilk hacli seferinde Antakya´ya ugradi. Orada Ali bin Abbas´in "Kitab-ül Melikî"´ni ele gecirdi. Onu Latinceye cevirip Hiristiyan dünyasina kazandirmakistedi. Kili kirk yararcasina tercümeye basladi. Ancak o zaman, Konstantin´in meshûr kitabi Liber Pantegni´nin orijinal eser degil, "Kitab-ül Melikî"´den kopya oldugu anlasildi.
İNSAF VE HAKPERESTLİK
Halbuki Stephan, meshûr tip serhi Salerno´da tam üc sene tip ilmi ögrenmis, kendisini tamamen Konstantin´nin eserlerine vermis, onu kendisine üstad edinmisti. Hürmet ve minnetle anardi. Bir sahtekâr oldugunu ögrenmisti. Böylesi bir sahtekârligin gizli kalmasi nasil müsaade edilirdi? Icindeki insaf ve gercegi arastirma duygusu bu sahtekârligi su yüzüne cikardi, "Liber Pontegni"´nin "Kitab-ül Melikî" oldugunu bütün ilim dünyasina ilan etti.
Kitâb-ül Melikî 1294 tarihinde Kahire´de basildi. Latince´eyle birlikte Fransizca ve Almanca´ya da cevrildi. Eserin bugün bir tek nüshasi mevcut olup o da Berlin Kütüphanesinde bulunmaktadir.
Sultanî Kitap Bergama kadisi tarafindan Türkce´ye kismen tercüme edilmistir. 2 cilt olan bu tercüme, bugün Bursa Ulucâmî Kütüphanesi 2 numarada kayitlidir. Fakat eserin ne zaman tercüme edildigi bilinmemektedir. Sadece 13. yüzyilda yapildigi tahmin edilmektedir. Kitap 1453´te Timurtasoglu Umur Bey tarafindan kütüphaneye vakfedilmistir. Bu Kitap memleketimizde Türkce yazilmis en eski tip kitaplardan birisidir. Tercüme edilen kisimlar, eserin ancak saglik bilgisi ve hastaliklarin tedâvîsi üzerine olan 2.kisminin ücüncü makalesinin 34.böylümüyle, 4.makalesinin ülserler, cicek ve kizamiga dâir 5.bölümünün bir kismidir. _________________ (.Fırtına Ne Kadar Sert Eserse Essin Kayadan Alıp Götüreceği Sadece Tozudur .) |
|
| Başa dön |
|
 |
burçak79
Kayıt: 22 Ksm 2008 Mesajlar: 54
|
Tarih: Sal Oca 20, 2009 5:38 pm Mesaj konusu: |
|
|
|
merhaba arkadaşlar valla bir süre yoktum neler olmuş olanlara üzüldüm gerçektende sesimizi duyurmamızın yoluydu dernek hayırlısı abicim ya inşallah tekrardan belki güzel bişeyler olabilirhastalığımızı doğru düzgüzn bilen bile yok hastalığımızı topluma anlatmamızın yoluydu ama belki bi kapı kapanırsa bir diğeri açılır belki hiç belli olmaz |
|
| Başa dön |
|
 |
rsevinc

Kayıt: 30 Arl 2007 Mesajlar: 2390 Konum: Kadıköy/İstanbul
|
Tarih: Cum Oca 23, 2009 5:48 pm Mesaj konusu: Türk ve İslam Uygarlığının, Bilim ve Teknolojiye Olan Katkıl |
|
|
Türk ve İslam Uygarlığının, Bilim ve Teknolojiye Olan Katkıları
Medeniyet, dünyadaki bütün milletlerin ortak malıdır.Her toplumun bugünkü medeniyet çizgisinde az olsun çok olsun bir payı vardır.Sadece bu pay Avrupalılara ait değildir.Bu medeniyet paydasında Çin,Mısır, Hint, Roma, v.b. Medeniyetlerin de bir payı vardır.Medeniyet yarışı uzun koşulu bir bayrak yarışına bezer.Ortaçağda bu bayrağı İslam Medeniyeti almış olup sonra gerileme dönemine girince bu bayrağı Batılılar almıştır.Batı bugünkü seviyesine sadece kendi kendilerine gelmemiştir.Müslüman bilim adamlarından bir çok sahada etkilenmişlerdir. Bilim alanındaki keşiflerin bir çoğu, 9. yüzyıldan 14. yüzyıla kadar uzanan dünya tarihinde , dönemin en ileri uygarlığı olan "İslam Uygarlığı"nın ürünüdür. Akıla ve bilgiye dayanan bu uygarlık, dünyanın bugün sahip olduğu pek çok değere de kaynaklık etmiştir.
Kur’an'da, evrenin yaratılışı ve kainatın düzeni ile ilgili ayetlerin bildirilmesi, İslam’da akla, bilgiye ve bilgi sahibi olmaya büyük önem verilmesi, doğada Allah'ın varlığının delillerinin görülmesi, evrendeki her nesne ve varlığın birbirine olan uyum ve bağlılığı; Ayrıca toplumsal yaşantının getirdiği ihtiyaçtan kaynaklanan ( Oruç, namaz vakitleri için Astronomi v.b.) sebeplerle söz konusu dönemde bilimsel ilerleme Müslümanlarda görülmüştür.
Teknik ilimler, tıp, astronomi, cebir ve kimya gibi birçok alanda önemli neticeler elde eden Müslüman bilim adamları, medeniyet ve kültür sahasında kısa zamanda kendilerini tüm dünyaya kanıtlamışlardır. Buluşlarıyla uygarlığa vesile olan Müslümanlar, ilerlemenin yolunu açmışlardır.Batı’daki Rönesans ve Reform hareketlerine öncüllük etmişlerdir. ( Prof.J.Risler “Müslüman astronomistler, matematik alimleri derecesinde Rönesans’ımıza tesir ettiler.” -E.F.Gautier “ Yalnız Cebir değil, diğer matematik ilimlerini de, Avrupa kültür dairesi, Müslümanlardan almış olduğu gibi, bugünkü Batı matematiği gerçekten İslam matematiğinden başka bir şey değildir.”)
Müslüman bilim adamları öncelikle, bilim evrensel olduğu için – İlim Çin’de dahi olsa gidip alınız.(Hadis) - Batı'da Roma ve Doğu'da başta Çin olmak üzere, diğer devletlerde geliştirilen bilim ve teknolojiyi rehber almışlar ve önemli kaynakları tercüme etmişlerdir. Bu bilgi birikiminin içinden imanî ve teknik anlamda yanlış ve tutarsız olan noktaları çıkartarak, kendilerine fayda sağlayacak duruma getirmişlerdir. İlk adım niteliğindeki çalışmalarının ardından, elde ettikleri bilgileri değerlendirip yorumlayarak bilim ve teknolojiye özgün olarak katkıda bulunmaya başlamışlardır. Beşinci yüzyılın ikinci yarısında doğup gelişen İslamiyet, deneye ve gözleme dayalı bilimin gelişmesinde önemli bir rol oynamıştır.
İslam Tarihi'ne baktığımızda, Kuran'la birlikte Ortadoğu coğrafyasına bilimin de girdiğini görürüz. İslam öncesindeki Araplar, türlü batıl inanışa ve hurafeye inanan, evren ve doğa hakkında hiçbir gözlem yapmayan bir toplumdur. Ancak İslam'la birlikte bu toplum medenileşmiş, bilgiye önem verir hale gelmiş ve Kuran'ın emirlerine uyarak evreni ve doğayı gözlemlemeye başlamıştır. Sadece Araplar değil, Türkler, Kuzey Afrikalılar gibi pek çok toplum, İslamiyet'i kabullerinin ardından aydınlanmıştır. Kur’an'da insanlara öğretilen akılcılık ve gözlemcilik, özellikle 9. ve 10. yüzyıllarda büyük bir medeniyetin doğmasına yol açmıştır. Bu dönemde yetişen çok sayıda Müslüman bilim adamı, astronomi, matematik, geometri, tıp gibi bilim dallarında çok önemli keşifler gerçekleştirmiştir. Tıp ve eczacılıkta İbn-i Sina ve Razi gibi alimler, anatomi ve tedavi alanına pek çok yeni bilgi eklerken ; tarih ve coğrafya bilimlerinde İbn-i Haldun, İdrisi ve Taberi gibi pek çok İslam âlimi, bilimsel teorilerde önemli ilerlemeler kaydetmişlerdir. Özellikle optik alanında, on birinci yüzyılda İbn-i Heysem, bu bilim dalını tek başına yeniden inşa etmiştir.
İslam dünyasında yetişen bilim adamlarından * Cabir Bin Hayyan, “'Kimyasal maddeleri, uçucu maddeler, uçucu olmayan maddeler, yanmayan maddeler ve madenler'” olarak dört grupta toplar. Cabir Bin Hayyan'ın bu çalışması, modern kimyanın kurucusu olarak bilinen Lavoisier'e öncülük eder.
* El-Kindi, Einstein'dan 1100 yıl önce 800 yılında, izafiyet teorisi ile uğraşır. El-Kindi, “'Zaman cismin var olma süresidir, zamanla bilinebilen ve ölçülebilen hız ve yavaşlık da hareketin sonucudur. Zaman, mekan ve hareket birbirinden bağımsız değildir, göğe doğru çıkan bir insan ağacı küçük görür, inen insan ise büyük görür' der.
9. yüzyılda yaşamış olan * Sabit bin Kurra, astronomi alanındaki ilk büyük yeniliği gerçekleştirmiş Diferansiyel hesabı, Newton’dan önce belirlemiş, Geometriyi aritmetiğe ilk uygulayan kişi olmuştur. Bunlar, gerçekten zamanlarının çok ilerisinde çalışmalardır. Söz konusu çalışmaları ile bilim tarihine adlarını yazdıran Müslüman bilim adamları, çoğunlukla devlet tarafından maddi-manevi destek görmüş, teşvik edilmiş, halk arasında itibar kazanmışlardır.
* Ahmet Fergani,fen bilimlerinde, deneyle sabit olmayan bilgilere itibar edilmemesi gerektiğini söylemiş, enlemler arasındaki mesafeyi hesapladığı gibi, Dünya'nın eksenindeki ekliptik eğimi 23° 27' ilk defa en doğru şekilde hesapladı.
* El-Battani, Trigonometrik bağlantıları bugünkü kullanılan şekliyle formülleştirmiş, 877 yılından 929 yılına kadar sürekli astronomik gözlemler yapar; Tanjant ve Kotanjant'ın tanımını yaparak Sinüs, Tanjant ve Kotanjant'ın sıfırdan doksan dereceye kadar tablosunu hazırlar. J.Risler: “Trigonometrinin gerçek manada mucidi Battani’dir.”
* Ebubekir er-Razi, cerrahide dikiş malzemesi olarak ilk kez hayvan bağırsağını kullanır; tıp biliminde deney ve gözlemin çok önemli olduğundan bahseder.
* Ebü'l-Vefa trigonometriye "Sekant –Kosekant- tanjant-cotanjant" kavramlarını kazandırır. Gözün görülebilir cisimler doğrultusunda ışınlar yaydığını söyleyen Öklid ve Batlamyus'a karşı; “'Görülecek cismin şekli, ışık vasıtasıyla gözden girer ve orada mercekler vasıtası ile nakledilir' diyerek, yaptığı sayısız denemelerle 'göze gelen uyarıların görme sinirleri ile beyne iletildiğini' belirtmiştir.
* İbnü-l-Heysem ise optik biliminin öncüsüdür. Roger Bacon ve Kepler onun eserlerinden faydalanmışlar, Galileo onun eserlerinden faydalanarak teleskopu bulmuştur.
* el-Beyruni; Çeşitli maddelerin birbirinden ayırt edilme yollarından birinin, maddelerin özgül ağırlıkları olduğunu söyleyerek, sıcak su ile soğuk su arasındaki özgül ağırlık farkını tespit etmiştir. Galilei'den 600 yıl önce dünyanın döndüğünü kanıtlamış, Newton'dan 700 sene önce dünyanın çapını hesaplamıştır. Bu konuda ortaya attığı kanun, Avrupa’da “Beyruni Kuralı” diye bilinir. El-Beyruni, 973 yılında 'Bilimsel çalışmaların, deneylerle ispat edilmesi gerektiğini ve belgelere dayanmasının zorunlu olduğunu' söylemiştir.
* İbnu'n-Nefis, 1200'lü yıllarda, Avrupalılardan 300 sene önceden küçük kan dolaşımını keşfeder.
Bütün İslam ülkelerinde matematik, tıp, uzay bilimleri ve daha birçok ilimin okutulduğu eğitim kurumları, rasathaneler; dönemin en gelişmiş teçhizatları ile donatılmış hastaneler, herkese açık kütüphaneler bulunmaktaydı. 794 yılında Bağdat’ta ilk kağıt fabrikası kuruldu. Bağdat, Harran,İstanbul ve Endülüs başta olmak üzere Mısır, Kuzey Afrika ve Doğu Fırat çevresindeki birçok İslam şehrinde, eğitim sistemi ve ilim, söz konusu döneme örnek teşkil edecek düzeyde geliştirilmişti. Müslümanlar, yaşadıkları şehirleri uygarlık merkezleri haline getirmişlerdi. Bunlardan biri olan Kurtuba, hastaneleri, kütüphaneleri ve Orta Avrupa'dan öğrencilerin eğitim görmek üzere geldiği okulları ile Avrupa'nın en modern şehri olarak bilinmekteydi.
* El Cezeri XIII. yüzyılın başında, Diyarbakır Artuklu Sarayı'nda 32 yıl başmühendislik görevi yaptı. El Cezeri, su saatleri, otomatik kontrol düzenleri, fıskiyeler, kan toplama kapları, şifreli anahtarlar ve robotlar gibi, pratik birçok düzeni tasarlayan ve bunların nasıl gerçekleştirileceğini anlatan "Kitab-el Hiyal" adlı kitabın yazarıdır.
Cezeri, tarihte sibernetiğin kurucusudur. Sibernetik; haberleşme, denge kurma ve ayarlama bilimidir. İnsanlarda ve makinelerde bilgi alışverişi, kontrolü ve denge durumunu inceler. Bu bilim zamanla gelişerek bilgisayarların ortaya çıkmasına imkan tanımıştır. Sibernetik ve otomatik sistemlerin başlangıcı konusunda Fransızlar Descartes ve Pascal'ı; Almanlar Leibniz'i, İngilizler de R. Bacon'ı öne sürseler de, aslında Cezerî bunu ortaya koyan ve ilim dünyasına sunan ilk bilgindir.
* Hazinî, ölçü ve tartı teorilerine yaptığı katkı ile tanınır. Bilime yaptığı diğer bir önemli katkı da yerçekimi hakkındaki görüşleridir. Hazinî, Newton'dan 500 yıl önce, "her cismi yer kürenin merkezine doğru çeken bir güç" olduğunu söylemiştir. Roger Bacon'dan yüzyıl önce de, dünyanın merkezine doğru yaklaştıkça, suyun yoğunlaştığı fikrini ortaya atmıştır.
Hazinî, kimyasal maddelerin yoğunluk ve özgül ağırlıklarını ölçmek amacıyla icat ettiği hassas terazilerle, kimya bilimine de önemli katkılarda bulundu. Öyle ki, icat ettiği ve "Mizanü'l-Hikme" (Hikmet Terazisi) adını verdiği bu hassas terazi ile yaptığı yoğunluk ve ağırlık ölçümleri, günümüz teknolojisi kullanılarak yapılan ölçümlerden pek farklı değildir. Elementler ** **** Altın 19.05 19.26 Civa 13.56 13.59 Bakır 8.66 8.85 Pirinç 8.57 8.40
Demir 7.74 7.79 Kalay 7.32 7.29 Kurşun 11.32 11.35 Hazini , Zîc-i Sanacarî (Yıldız Kataloğu) adlı eserinde, yıldızlar ve gezegenlerle ilgili bilgilere ve Selçuklu Devleti'nin enlem ve boylamlarına da yer vermiştir. ‘Risale fi'l-Âlât' (Aletler Bilgisi) adlı kitapçığında ise gözlem aletlerini konu almıştır.
* Benu Musa kardeşler, Abbasi Halifesi Memun (M.S. 813-833) ve onu izleyen halifeler zamanında, matematiksel bilimlerin gelişmesi yönünde etkin rol oynamış kişilerdi. Topkapı Sarayı III. Ahmed Kütüphanesi'nde bulunan eserlerinde (A3474), sihirli kaplar, fıskiyeler, kandiller, bir dansimetre, bir körük ve bir kaldırma düzeninden bahsedilmektedir.
* Hârizmi 9. Yüzyıl'da Hârizm'de dünyaya geldiği için Hârizmî adıyla tanınan (Batı’da Al Gharasmus olarak anılan) ve büyük bir olasılıkla Türk olan Muhammed ibn Musa, Memun'un Bağdat'ta kurduğu Bilgelik Evi'nde bulunmuş ve bu kurumun kütüphanesinde matematik ve astronomi alanlarında araştırmalar yapmıştır. Aritmetik ve cebirle ilgili iki yapıtı, matematik tarihinin gelişimini büyük ölçüde etkilemiştir.
Harizmi,(780-850) Hint rakamlarına sıfır’ı bularak bu rakam sayesinde bugün kullandığımız rakamları oluşturuyor; ve bu sayede matematikte önemli bir çığır açılmış oluyordu. Logaritmayı ortaya koyan ilk kişidir. Hârizmî'nin cebirle ilgili yapıtı,(El-Cebir) 12. Yüzyıl'da Chesterlı Robert ve Cremonalı Gerard tarafından Latinceye (Al Gebra) tercüme edilmiştir. Yapıtların en ilginç yönlerinden biri, açıların, trigonometrik fonksiyonlarla ifade edildiğini gösteren bir takım tablolar ihtiva etmesidir. Bunların dışında, Hârizmî'nin yön bulmada kullanılan usturlabın biri yapımını ve diğeri de kullanımını anlatan iki eseri daha mevcuttur. Hârizmî, Batlamyus'un Coğrafya adlı yapıtını, ‘Kitâbu Sureti'l-Ard' (Yer'in Biçimi Hakkında) adıyla Arapça'ya tercüme etmiş ve böylece, Yunanlıların matematiksel coğrafyaya ilişkin bilgilerinin İslâm dünyasına girişinde önemli bir rol oynamıştır..
* Ali Kuşçu Semerkant Rasathanesi'nin Müdürlüğü'nü yaptığı sırada, Akkoyunlular adına Osmanlılarla barış görüşmelerinde bulunmak için İstanbul'a geldi. Fatih Sultan Mehmet'in büyük desteğini gördü ve Ayasofya Medresesi'nde görevlendirildi. Burada, Mirim Çelebi, Sarı Lütfü, Sinan Paşa gibi değerli bilim adamlarını yetiştirdi.
Bilhassa, astronomi ve matematik konularında çağının sınırlarını aşacak kadar önemli eğitim ve öğretim çalışmalarında bulunan Ali Kuşçu; Ayasofya Medresesi'nin çalışma programlarını da yeniden düzenlemiştir.
Semerkant Rasathanesi'nde iken bir Türk hükümdar ve bilim adamı olan Uluğ Bey’in ‘Zic-i Uluğ Bey' (Uluğ Bey'in Yıldız Kataloğu) adlı eserin hazırlanması için gerekli gözlem ve hesaplamaları yaptı. Söz konusu eser, çağının en ileri kurumsal matematik bilgilerini içerir.
‘Risaletü'l-Fethiye' adlı eseri ise 19. yüzyılda, İstanbul Mühendishanesi'nde (İstanbul Teknik Üniversitesi) ders kitabı olarak okutulmuştur. Bu eserde, gök cisimlerinin yere olan uzaklığına yer vermiş; ayrıca dünya haritasını da kitabının sonuna eklemiştir. Burada yer kürenin eksenindeki eğikliği 23°30'17" olarak tespit etmiştir. Bu, günümüz modern astronomi verilerine oldukça yakın bir tespittir. 15. yüzyılda yaşayan Ali Kuşçu Ay'ın ilk haritasını çıkarmıştır ve bugün NASA tarafından Ay'da bir bölgeye onun ismi verilmiştir.
* Şerafeddin Sabuncuoğlu Fatih Sultan Mehmet döneminin ünlü doktoru ve tıp bilginidir. ‘Mücerrebname' adlı eserinde, kendi deney ve gözlemlerine yer vermiştir. Asıl çalışma alanı cerrahlık ve deneysel fizyolojidir. ‘Cerrahiyatü'l-Haniye' eserinde, cerrahlıkla ilgili çalışmalarına yer vermiş ve yaptığı cerrahi müdahaleleri resimlerle tasvir etmiştir.
*Bursalı Ali Münşi Tıp bilimine yaptığı en önemli katkılardan biri ‘Kınakına' hakkındaki çalışmasıdır. Burada bu ağacın kabuklarının humma, sıtma gibi hastalıklara iyi gelmesi ile ilgili gözlemlerine yer vermiştir.
Fatih Sultan Mehmet’in Hocası *Akşemseddin , Pasteur'den yaklaşık 400 sene önce yaşayan ve ilk olarak mikropların varlığını keşfeden kişidir.
*Gıyaseddin Cemşid,(1429)Ondalık kesir sistemini bulan, Virgülü, aritmetik işlemlerde ilk defa kullanan kişidir.
* Ömer Hayyam, (12.y.y.) Newton’a dayandırılan binom formülünü cebire kazandıran kişidir.
* Ali Bin Abbas, 10. yüzyılda yaşamıştır ve ilk kanser ameliyatını gerçekleştirmiştir.
* Mağribi, bugün Paskal üçgeni olarak bilinen denklemi Paskal'dan 600 yıl önce bulmuştur.
* Sabit Bin Kurra , 9. yüzyılda yaşamış ve Newton'dan asırlar önce diferansiyel hesabını keşfetmiştir.
* İbn-i Sina (980-1037), Anatomik çalışmalar yapan Müslüman,Türk bilim adamlarının başında gelir. Daha çok küçük yaşta edebiyat, matematik, geometri,müzik, fizik, doğa bilimleri, felsefe ve mantık öğrenen İbn-i Sina sadece Doğu'da değil Batı'da da ünlenmiştir. En ünlü eseri olan El-Kanun fi't-Tıb, 12. yüzyılda Latince'ye çevrilerek Avrupa üniversitelerinde 19. yüzyıla kadar temel ders kitabı olarak kabul edilmiş,okutulmuş ve Avrupa’da bu kitap “Tıbbın İncil”i olarak ün yapmıştır. Bundan başka felsefe ve doğa bilimleri üzerine yüzden fazla eser vermiştir. El-Kanun'da söz edilen tıbbi bilgilerin büyük bir bölümü bugün dahi geçerliliğini korumaktadır.
*Ali bin İsa (?-1038)'nın üç ciltlik göz hastalıkları üzerine yazdığı “Tezkiretü'l-Kehhalin fi'l-Ayn ve Emraziha” isimli eserinin birinci cildi tamamen göz anatomisine ayrılmış olup çok değerli bilgiler mevcuttur. Bu eser daha sonraları Latince'ye ve Almanca'ya çevrilmiştir.
*el-Kazvini (1281-1350) ve *İbnü'n-Nefis'in anatomi üzerine olan çalışmaları modern tıp biliminin temelini atmıştır. Bu bilim adamları daha 13. ve 14. yüzyılda kalp ve akciğerler arasındaki bağlantıları ve atar
damarların temiz kan, toplar damarların kirli kan taşıdığını, kanın akciğerlerde temizlendiğini, kalbe dönen temiz kanın beyne ve vücudun diğer organlarına aort tarafından taşındığını göstermiştir.
*Piri Reis, O güne kadar çizilen haritalarda yanılma payları çok olmasına rağmen bugün uydudan çekilen dünyanın haritasını %99’u doğru %1 yanılma payı ile Coğrafya alanında bir baş yapıt olan dünya haritasını çizmiştir.
*İbn-i Haldun, Tarih ve sosyal alanda yaptığı çalışmalar ile ve özellikle “Mukaddime “ adlı esri ile Sosyoloji’nin kurucusu olmuştur. Modern Sosyoloji’nin kurucusu olan A.Comte’a öncüllük etmiştir.
M.K. ATATÜRK’ÜN ;“Bizim dinimiz en makul ve en tabii dindir.Ve ancak bundan dolayıdır ki, son din olmuştur. Bir dinin tabii olabilmesi için akla, fenne, ilme, mantığa uygun düşmesi gereklidir. Bizim dinimiz bunlara tamamen uygun düşer.” İfadesindeki gibi İslam’da "din-bilim çatışması" yoktur. Özellikle İslam Dini akla ve bilime önem veren bir dindir.Dinin tarih boyunca bilime karşı olduğu, bilimin ancak din terk edildiğinde gelişebileceği gibi iddialar vardır.Oysa bilimin tarihine biraz göz atmak bile, bu iddiaların yanlışlığını görmek için yeterli olacaktır.Orta Çağda Allah’a inanan Müslüman bilim adamları sayesinde İslam medeniyeti bilimsel alanda ileri gitmiştir. Tarihe baktığımızda medeniyet adına eserler ortaya koyanların ister tek Tanrılı olsun ister çok tanrılı olsun, Tanrı’nın (Allah’ın) var olduğuna inanan ,Ateist (Tanrı’ya inanamayan) olmayan ve bir dine inanan toplumlardır.Bütün Arkeolojik kazılarda ve Tarih biliminin ortaya koyduğu sonuçlarda Tanrı’yı inkar eden, bir dine inanmayan topluma rastlanmamıştır.Toplumsal olarak değil sadece bireysel çıkışlarla ateist olanlar mevcuttur. Çin,Hint,Yunan,Mısır,Arap, Türk v.b. Medeniyetlerin hepsi bir dine,Tanrı’ya inanmışlar ve ortaya muhteşem medeniyetler, eserler (Efes,Ayasofya,Selimiye,Pirami tler, Katedraller v.b……) bırakmışlardır. Yani özetle din, toplumları geri bırakmaz,medeniyete,bilime katkı sağlar ve sevgi,yardımlaşma,doğruluk,ada let v.b. noktalarda da toplumları bir arada tutar.
Bu konular 11.sınıf Din K.A.B. Ders kitabındaki müfredatta olan ünite konularıdır.
Kaynaklar: 9.10.11. Sınıf Din K.A.B. Ders Kitapları //// Diyanet İşleri Başkanlığı Kaynak Kitapları
Milli Eğitim-Din Öğretimi Genel Müdürlüğü ;Din Öğretimi,Eğitim,Bilim ve Sanat Dergisi,1985
T.C. Dokuz Eylül Üniversitesi. / İlahiyat Fakültesi Dergisi III.
Ayrıca Batı medeniyetine baktığımızda da, çağdaş bilimin doğuşunun yine Allah inancı üzerine kurulu olduğunu görürüz. Allah’ı inkar eden bazı bilim adamları olsa da "Bilimsel devrim çağı" olarak bilinen 17. yüzyıl, Din’de Reform hareketlerinin büyük bir etkisiyle Din dışlanarak değil reform edilerek Allah'ın yarattığı evreni ve doğayı keşfetme niyetiyle araştırma yapan bilim adamları ile doludur. Bu dönemde İngiltere, Fransa gibi ülkelerde kurulan bilim enstitüleri, "Allah'ın kanunlarını keşfederek O'nu tanımak" hedefini benimsemiştir. Aynı eğilim 18. yüzyılda da devam etmiştir. Newton, Kepler, A.Einstein, Kopernik, Bacon, Galilei, Pascal, Boyle, Paley, Cuvier, Mendel gibi isimler, bilim dünyasına önemli katkıları bulunan ve aynı zamanda Allah'a olan imanları ile tanınan bilim adamlarından sadece birkaçıdır.Ayrıca bu bilim adamlarına ışık tutan filozofların % 90’ı da Allah’ı inkar etmeyen,Ateist olmayan inançlı kişilerdir ( Aristoteles, Descartes, J.Locke, v.b.). Bu bilim adamları Allah'a inanan, dahası bu inançtan gelen şevkle bilim yapan kişilerdir. Bu gerçeğin göstergelerinden biri, 19. yüzyılın başlarında İngiltere'de düzenlenen ve "Bridgewater Treatises" olarak anılan bir dizi bilimsel yapıttır. Çok sayıda bilim adamı farklı bilim dallarında araştırma yapmış ve vardıkları sonuçları "Allah'ın evrende ve doğada yarattığı ahenk ve uyumun delilleri" olarak tanımlamışlardır. Bu bilim adamlarının kullandıkları yöntem de, "Allah'ı doğayla tanıma" anlamına gelen "Natural Theology" (Doğal İlahiyat) kavramıyla ifade edilmiştir.
Alıntı: http://www.knightonline.net/din-kulturu-554/turk-ve-islam-uygarliginin-bilim-ve-teknolojiye-olan-katkilari-166918.html _________________ "SEVGİ EMEK İSTER"
"SEVMEK İÇİN YÜREK; SÜRDÜRMEK İÇİN EMEK GEREK"
www.barsakforum.com
En son rsevinc tarafından Cmt Oca 24, 2009 2:56 pm tarihinde değiştirildi, toplam 1 kere değiştirildi |
|
| Başa dön |
|
 |
rsevinc

Kayıt: 30 Arl 2007 Mesajlar: 2390 Konum: Kadıköy/İstanbul
|
Tarih: Cum Oca 23, 2009 5:51 pm Mesaj konusu: Dış Ülkelerde Yaşayan Bilim Adamlarımız |
|
|
Dış Ülkelerde Yaşayan Bilim Adamlarımız
Prof. Dr. Muzaffer Şerif: Sosyal Psikoloji alanında dünyada otorite Psikoloji kürsüsü Öğretim Üyesi Dr. Muzaffer Şerif Güneydoğu Anadolu’da köylüler arasında yaptığı bilimsel araştırmaları esnasında zamanın yönetimi tarafından gözaltına alınır. Emniyette sorgu-sual, mahkeme derken derdini kimseye anlatamaz. Bu yetenekli beyini ABD görür ve derhal sahip çıkar. Adına Enstitü kurar. Ölümü üzerinden yıllar geçmesine rağmen Muzaffer Şerif Sosyal Psikoloji bilim dalının dünyadaki en etkili tek ismi olarak kalır. Günümüzde kullanılan psikoloji kavramlarının isim babası olur. Fakat bu büyük beyin artık bizim değildir. Çünkü bu gerçek bilim adamımız ABD vatandaşıdır ve soyadı da SHERIFF olarak değiştirilmiştir.
Prof. Dr. Gazi Yaşargil: Beyin Cerrahı. Alanı nöroşirürjide rakipsiz kabul edilen Yaşargil, halen Amerika’da yaşıyor.
Prof. Dr. Mehmet Öz: Kalp hastalıkları uzmanı. New York Colombia Üniversitesi’nde görev yapan kalp cerrahı Öz, Batı tıbbı ile alternatif tıbbı birleştiren çalışmalarıyla tanınıyor.
Çapa Tıp Fakültesi’nden mezun olan Ankaralı Murat Günel de beyin gurbetçilerinden. “Yeni Gazi Yaşargil” denen Günel, Yale-Çapa arasında kurulan beyin göçü köprüsünden geçenlerden sadece biri. Murat Günel, beyin cerrahı Gazi Yaşargil'den sonra beyin ve damar cerrahisinde dünyada isim yapan ikinci Türk doktoru olarak biliniyor. Günel, başında olduğu laboratuvarında beyin ve damar hastalıkları, moleküler biyoloji ve genetiği üzerine araştırmalar yapıyor, Yale Üniversitesi’nde bölüm başkanlığı yapıyor. Yılda yaklaşık 300 ameliyat yapan Murat Günel, ABD'de mesleğindeki sayısız ödülün sahibi ve pek çok organizasyonun da yönetim kurulunda bulunuyor. “Dahi Türk” olarak adlandırılan bilim adamı, beyin kanamalarının önemli nedenlerinden biri olan damar balonlaşması, tıp dilindeki adıyla “anevrizmalar” konusunda çalışmalarıyla tanınıyor.
Dr.Gökhan Hotamışlıgil: Harvard Üniversitesi’nde Genetik ve Kompleks Hastalıklar Bölüm Başkanı. Obezite, şeker hastalığı ve kalp hastalıklarıyla ilgili kendisine patent kazandırmış çalışmaları var.
Emrah Yücel: Oscarlı afişlerin sahibi. Özellikle ödül aldığı "Frida" afişi ve "Rüyamdaki Amerika", "28 Gün", "Panama Terzisi", "Kadınlar Ne İster" ve daha birçok Hollywood filminin afişleriyle tanıdığımız Yücel şu anda Amerika’da yaşıyor.
Feryal Özel: NASA'nın en başarılı astrofizikçilerinden. Bilimadamı Einstein’ın aralarında bulunduğu 20 dehadan oluşan Büyük Fikirler Listesi'nde yer alıyor.
Prof. Dr. Atilla Ertan: A.Ü. Tıp Fakültesi mezunu Gastroenterolog, ABD'nin en seçkin 10 klinik hekimi arasına girdi. Ertan, dünyaca ünlü ünlü Methodist Hastanesi'nde sindirim hastalıkları konusunda tıbbi direktörlük görevinde bulunuyor.
Prof. Dr. Deniz Keçecioğlu: Almanya Freiburg Tıp Fakültesi Dekanı
Prof. Dr. Ali Erdemir: Nano teknoloji kullanarak geliştirdiği yapay elmas özelliği taşıyan buluşuyla, uygulamalı bilimin Nobeli R&D ödülünü 3 kez kazandı. 1987 yılından beri ABD'nin Chicago kenti yakınlarında bulunan Argon laboratuvarlarında araştırmalarını sürdürüyor.
Prof.Dr.Aslıhan Yener: Chicago Üniversitesi'nde görevli Arkeolog .
Esen Ercan Alp: ABD Enerji Bakanlığı Laboratuarları'nda araştırmalar yapan fizikçi 5 bin yıllık metal heykeli, röntgen cihazında analiz ederek, 1949 yılında icad edilmiş olan radyokarbon tekniğine son vererek arkeolojik araştırmalarda yeni bir dönemin başlamasına ışık tuttu.
Ayşem Sunal: Belçika Kraliyet Başdansçısı. Ankara Devlet Balesiyle gittiği Japonya’daki bir yarışmada Anvers Kraliyet Balesi Müdürü Robert Denvers’ın Belçika’ya davet etmesi üzerine Belçika’ya yerleşti ve kariyerine hala burada devam ediyor.
Haldun Direskeneli: Amerikan Uzay ve Havacılık Dairesi NASA’da görev yapan ancak bir süre önce yaş***** yitiren Direskeneli, ODTÜ’yü bitirdikten sonra yaşanan beyin göçü ile ABD’ye gitmişti.
Neva Çiftçioğlu: Amerikan Uzay ve Havacılık Dairesi NASA’da çalışan Türk kadın araştırmacı. Teksas’taki Johnson uzay merkezinde görev yapan Çiftçioğlu, kireçlenmenin neden olduğu kalp ve böbrek hastalıklarının tedavisinde kullanılabilecek yeni bir antibiyotik üzerinde çalışıyor.
Vamık Volkan: ABD’de yaşayan ünlü Psikoanalist. Yaptığı çalışmalarla psikiyatri alanında dünyanın en prestijli ödülü sayılan “Sigmund Freud” ve “En iyi eğitmen ödülü”nü aldı.
Prof. Dr. Hasan Garan: New York Presbytarian Hastanesi Elektrofizyoloji Bölümü Başkanı olan Garan ABD’de en çok tercih edilen doktorlar listesinde yer alıyor.Garan kalp ritmi bozukluğunu kateter yöntemi ile yakarak tedavi ediyor.
Prof.Dr.Ahmet Çakmak: Ulusal Kurtuluş Savaşı kahramanlarından Mareşal Fevzi Çakmak’ın torunu. Princeton Üniversitesi İnş.Müh. Bölümünde deprem konusunda çalışmalar yapıyor.
Prof.Dr.Reşat Kasaba: Washington Üniversitesi Jackson Uluslararası ilişkiler Yüksek Okulu’nun Başkanlığını yaptı.
Prof.Dr.Olcay Çığtay: 30 yıl Georgetown Üniversitesi Hastanesi Lombardi Kanser Merkezi Mamografi Bölümünü yönetti.
Fatih Çulha: Bilgisayar Mühendisi. Maryland Eyaleti’ndeki Amerikan Deniz Kuvvetleri Hastanesinde geliştirdiği veri tabanı projesiyle çalıştığı şirketin binlerce elemanı arasından birinci seçildi.
Prof.Dr.Aydın Arıcı: Yale Üniversitesi’nde hormon hastalıkları ve kısırlık konusunda başarılı çalışmalar yürüten araştırma merkezini yönetiyor.
Süleyman Gökoğlu: NASA’nın Glenn Uzay Merkezinde çalışıyor.
Prof.Dr.Ali Erdemir: Triboloji’nin Türk dehası. Nono teknoloji kullanarak geliştirdiği yapay elmas özelliği taşıyan buluşuyla uygulamalı bilimin Nobel’I R&D ödülünü üçüncü kez kazandı.
Dr.Rahmi Öklü: ABD’nin en iyi hastanelerinden Cornell’de çalışan Öklü beyindeki tıkanan damarların tedavisinde mucizeler yaratıyor.
Prof.Dr.Münci Kalayoğlu: Binin üzerinde karaciğer nakli yaptı.Karaciğer nakline getirdiği yenilikler ile alanında dünyanın en önde gelen bilim adamaları arasında yer alıyor. _________________ "SEVGİ EMEK İSTER"
"SEVMEK İÇİN YÜREK; SÜRDÜRMEK İÇİN EMEK GEREK"
www.barsakforum.com |
|
| Başa dön |
|
 |
Ercan Zorlu Süper Moderatör

Kayıt: 28 Arl 2007 Mesajlar: 1698 Konum: MODA-KADIKÖY --İSTANBUL Hastalık:CROHN İlaç:NALTREXONE(LDN)
|
Tarih: Pzr Şub 08, 2009 7:29 pm Mesaj konusu: |
|
|
|
Gevher Nesibe Tıp Tarihi Enstitüsü Müdürü Prof. Dr. Ekrem Aktaş,
aspirinin etken maddesi olan salisilik asitin,
800 yıl önce Selçuklular tarafından ağrı kesici olarak kullanıldığını belirtti.
KAYSERİ - 1206 yılında Selçuklu hükümdarı 2. Kılıçarslan'ın kızı Gevher Nesibe Sultan
adına kardeşi 1. Gıyaseddin Keyhüsrev tarafından yaptırılan Gevher Nesibe Darüşşifası'nın
Avrupa'daki ilk tıp merkezi olarak bilindiğine işaret eden Prof. Dr. Ekrem Aktaş,
bu mekanda, hastaların çeşitli yöntemlerle tedavi edildiğini ve şifalı bitkilerin de
ilaç olarak kullanıldığını kaydetti.
Erciyes Üniversitesi Tıp Fakültesi Dermatoloji Ana Bilim Dalı Başkanı ve
Gevher Nesibe Tıp Tarihi Enstitüsü Müdürü Prof. Dr. Ekrem Aktaş,
yaklaşık 100 yıl önce keşfedilen aspirinin etken maddesi olan salisilik asitin
de 800 yıl önce Gevher Nesibe Darüşşifası'nda tedavide kullanıldığına dikkati çekerek,
şöyle konuştu:
"O dönemde birçok bitki ilaç olarak kullanılmış. Örneğin mısır püskülü idrar söktürücü
etkisinden dolayı kaynatılarak suyu hastalara içirilmiş. Çiğdem bitkisinin suyunu
gut hastalığının tedavisinde kullanmışlar. Tabii kan değerlerini analiz edebilecekleri
bir teknoloji yok. Hastanın genel durumuna göre bu bitkiler kullanılmış.
Ayrıca kavak ve söğüt ağacından elde edilen salisilik asit ile baş ve diş ağrılarını
geçirmeye çalışmışlar. Bu madde aspirinin etken maddesidir. Türkler bu maddeyi
1206 yılından 1800'lü yıllara kadar kullanmışlardır.
Günümüzden 100 yıl önce ise bu madde laboratuvar ortamında sentetik
olarak üretilmiş ve aspirin adıyla piyasaya sürülmüştür." _________________ "Low Dose Naltrexone (LDN) may well be the most important therapeutic breakthrough in over fifty years. It provides a new, safe and inexpensive method of medical treatment by mobilizing the natural defenses of one's own immune system.
........... " — David Gluck, MD
ÇEVİRİSİ.:...............
"Düşük Doz naltrekson (LDN) de en önemli tedavi atılım elli yıl içinde olabilir. Bu kişinin kendi bağışıklık sisteminin doğal savunma seferber ederek tıbbi tedavi, güvenli ve ucuz yeni bir yöntem sağlar.LDN önemli sağlık maliyetlerini azaltır ve hastalıkların geniş bir dizi tedavi artırır........
Naltroxene (LDN = Low Dose
Naltrexone)..(ETHYLEX -VIVITROL-DEPENDEX-NEMEKSİN=Muadili NALTREXONE)
OKUNUŞLARI:Naltrekson,Naltrexone,Naltreksone-LDN-LEDENE
http://www.barsakforum.com/naltrexone-tedavisi-crohn-da-vt58.html?highlight=naltroxen |
|
| Başa dön |
|
 |
|
|
Bu forumda yeni başlıklar açamazsınız Bu forumdaki başlıklara cevap veremezsiniz Bu forumdaki mesajlarınızı değiştiremezsiniz Bu forumdaki mesajlarınızı silemezsiniz Bu forumdaki anketlerde oy kullanamazsınız
|
|