| Önceki başlık :: Sonraki başlık |
| Yazar |
Mesaj |
e r D o z Süper Moderatör

Kayıt: 04 Oca 2008 Mesajlar: 1489 Konum: Ülseratif Kolit
|
Tarih: Cum Nis 04, 2008 7:28 am Mesaj konusu: İmmun Sistem Nasıl Çalışır? |
|
|
İMMUN SİSTEM NASIL ÇALIŞIR
Vücudun içerisinde immun sistem adı verilen mükemmel bir koruma mekanizması vardır. Bu sistem vücudumuza giren milyonlarca bakteri, mikrop, virüs, toksin ve parazitlere karşı korunmak için düzenlenmiştir. İmmun sistemin gücünü anlamak için yapmamız gereken tek şey ölüm meydana geldiği zaman ne olduğuna bakmaktır. Her ne kadar bu kulağa kötü gelse de bu olay immun sistemin ne kadar önemli olduğunu göstermektedir. Ölüm meydana geldiği zaman immun sistemde durur. Saatler içerisinde vücut pek çok farklı bakteri, mikrop, parazit vs. tarafından istila edilir. Bunlardan hiçbirisi immun sistem çalışırken vücudu istila edemezler ancak İ.S. durduğu zaman tüm kapılar açılır. Ölüm meydana gelince bu organizmaların iskelet dışındaki tüm vücudu yok etmeleri sadece bir iki hafta kadar zaman alır. İşte, yaşarken vücudumuzun yok olmamasını sağlayan İ.S. dir. İ.S. karmaşık, anlaşılması güç ve ilginçtir.
İMMUN SİSTEME GENEL BİR BAKIŞ
İ.S. binlerce farklı şekilde faaliyet göstermektedir ancak bu faaliyetlerini oldukça sessiz yürütmektedir. İ.S.’in çeşitliliği ancak bu sistemin bir sebepten ötürü aksadığı zaman anlaşılabilir.
Bir yeriniz kesildiği zaman her çeşit virüs ve bakteri açılan deriden vücudumuza girer. İ.S. deri kendisini onarana kadar bu bölgede faaliyetini arttırır ve içeri girenleri elimine eder. Nadir durumlarda İ.S. bazı faktörleri kaçırır ve bu bölgede iltihap meydana gelir ve irin oluşur. İltihap ve irin İ.S.’in işini yaptığına dair yan etkilerdir. Bir sivrisinek sizi ısırdığı zaman, ısırılan bölge kırmızılaşır ve şişer. Bu olay İ.S.’in çalıştığına dair güzel bir kanıttır.
Her soluk aldığımızda havada bulunan binlerce bakteri ve virüsü içimize çekiyoruz. İ.S. bunların hepsini elimine eder ancak bazı durumlarda bazılarını geçirir ve soğuk algınlığı yada grip adını verdiğimiz rahatsızlıklar ortaya çıkar. Aldığımız besinlerle vücudumuza giren yabancı maddelerin büyük bir kısmı tükürük veya midenin asidik ortamında elimine olurlar.
Bazı insanların alerjileri vardır. Alerjilerin, diğer insanların reaksiyon göstermediği bazı faktörlere karşın İ.S.’in aşırı tepki göstermesidir. Bazı insanların şeker hastalığı vardır. Bu hastalarda İ.S. pankreastaki hücrelere anormal olarak yok etmektedir. Pek çok hastalıklar İ.S.’in hatalarından kaynaklanmaktadır. Son olarak, İ.S. bazı faydalı olayların gerçekleştirilmesini engellemektedir. Mesela organ transplantasyonlarını oldukça güçleştirmektedir.
İMMUN SİSTEMİN TEMELLERİ
En belirginden başlayalım “Bugün kendimi hasta hissediyorum” ne anlama gelmektedir. Hastalık nedir? çeşitli tipteki hastalıkları anlamak İ.S.’in sizi nelerden koruduğunu anlamak için önemlidir. Hastalandığımız zaman vücudumuz doğru çalışmaz. Hastalığımıza neden olan pek çok faktör vardır.
İşte bunlardan bazıları;
Mekanik hasar: Bir kemiğinizi kırdığınız veya bir ligamentinize zarar verdiğiniz zaman vücudunuz bundan olumsuz yönde etkilenir.
Vitamin veya Mineral eksikliği: eğer yeteri kadar vitamin almazsanız ? metabolize edemezsiniz ve raşitizm denilen bir hastalığa maruz kalırsınız. Raşitizm, zayıf kemikler (kolaylıkla kırılabilir) ve kemiklerin değişen bir biçimde büyümesinden kaynaklanan deformasyonlar meydana gelir.
Organların bozulması: Bazı durumlarda bir organ zarar görür ve zayıflar. Mesela kalp hastalıklarının bir çeşidi kalp kasına giden kan damarlarının tıkanmasıdır bu yüzden kalp yeteri kadar kan alamaz.
Genetik hastalıklar: Bu genetik hastalıklar DNA da ki hatadan kaynaklanmaktadır. Bu hata proteinlerin yapımında problemleri ortaya çıkarır ve hücresel seviyede aksamalar oluşur. Mesela Albinism, Tirosinese adı verilen enzimin yokluğundan kaynaklanır. Bu enzimin eksikliği tüylerin doğal rengini veren melanin’in yapısının bozulmasına neden olur. Melanin eksikliğinden dolayı bir genetik hastalığı taşıyanlar UV ışınlarına aşırı duyarlıdır.
Kanser: Hücrelerin kontrolsüz olarak büyümesidir. Mesela deride melenosit adı verilen hücreler güneş ışığındaki UV tarafından zarar gördüğü zaman hücreler kanser formuna dönüşmektedir. Deride tümör olarak görülen bu kansere melanome adı verilir.
Viral veya Bakteriyel enfeksiyon: Bir virüs veya bakteri vücudunuza girdiği ve üremeye başladığı zaman normal olarak problemler meydana getirir. Genellikle bu problemler sizi hasta eder. Viral veya Bakteriyel enfeksiyonlar pek çok insanın hastalanmasına neden olan unsurdur. İmmun sistemin görevi sizi bu enfeksiyonlardan korumaktır. İ.S. sizi çeşitli şekillerde korumaktadır.
Vücudunuza giren bakteri ve virüslere karşı sizi koruyan bir bariyer meydana getirir
Eğer bir bakteri veya virüs vücudumuza girdiyse, İ.S. bu mikroorganizmaları üremeye başlamadan bulur ve yok eder.
Virüs veya bakteri eğer ürer ve problemler meydana getirmeye başlar ise İ.S. bu enfeksiyonları yok etmek için saldırıya geçer. Bununla beraber İ.S. daha başka önemli birkaç görev üstlenir. Mesela İ.S. kanseri erken basamaklarında sezinler ve çoğu zaman onu yok eder. |
|
| Başa dön |
|
 |
e r D o z Süper Moderatör

Kayıt: 04 Oca 2008 Mesajlar: 1489 Konum: Ülseratif Kolit
|
Tarih: Cum Nis 04, 2008 7:32 am Mesaj konusu: İMMUN SİSTEMİN BİLEŞENLERİ |
|
|
İMMUN SİSTEMİN BİLEŞENLERİ
Deri İ.S.’in önemli parçalarından birisidir. Bakteriler ve vücudunuz arasındaki ilk bariyerdir. Derideki epidermis Langerhans hücreleri adı verilen özel hücreler içermektedir (bazal membranda melonositler ile karışık halde). Bu hücreler İ.S.’in erken uyarı bileşenleridir. Deri ayrıca antibakteriyel maddeler salgılamaktadır. Bu maddeler, sabah uyandığınız zaman derinin üzerinde büyüyen bir küf tabakasını neden görmediğinizi açıklamaktadır. Pek çok bakteri ve mantar derinizin üstüne düştüğü anda ölmektedir.
Burnunuz, ağzınız ve gözleriniz dış etkenlerin girebileceği açık noktalardır. Gözyaşı ve mukus, lizozim adı verilen bir enzimin içerir ve pek çok bakterinin hücre duvarını bozar. Tükürük de antibakteriyel bir sıvıdır. Nasal geçişler ve akciğerler mukus ile kaplanmıştır. Pek çok dış faktör mukus tabakasında hemen ölmemektedir ancak mukusa yapışmakta ve sonrada yutulmaktadır. Ayrıca mast hücreleri nasal geçişleri, boğaz, akciğer ve deri üzerinde bulunmaktadır. Vücuda girmek isteyen bakteri veya virüsler öncelikle bu savunma mekanizmasını geçmek zorundadırlar. Eğer mikrop vücuda girerse çeşitli seviyelerde İ.S. ile karşılaşacaktır.
İ.S.’in temel bileşenleri:
• Timus • Dalak • Lenf sistemi • Kemik iliği
• Antikor • Komplement sistem • Hormonlar
LENF SİSTEMİ:
Doktorlar boğazımızda bademciklerimizi kontrol ettikleri için, bademcikler lenf sisteminin en tanınmış öğeleridir. Bademcikler lenf sisteminde bulunan lenf nodüllerinden birisidir. Lenf sistemi tüm vücutta kan damarları gibi uzanır. Taşıma sistemindeki kanın dolaşımı ile lenf sistemindeki lenf sıvısı dolaşımı arasındaki temel farklılıklar, kanın kalp tarafından meydana getirilen basınç ile dolaştırılması, lenfin dolaşımının ise pasif olmasıdır. Kan dolaşımında olduğu gibi lenfi pompalayan bir organ yoktur. Bunun yerine lenf sıvısı lenf sisteminde yavaşça akar ve normal vücut ve kas hareketleriyle lenf nodüllerine doğru iletilir.
Lenf şeffaf-beyaz bir sıvıdır ve hücreleri su ve besinler ile yıkar. Lenf aslında kan plazmasıdır. Yani kanın kırmızı ve beyaz hücrelerinden noksan olan durumudur. Her bir hücrenin onu besleyecek kendine ait kan damarları yoktur., ancak hücrelerin yaşamak için besine, suya ve oksijene ihtiyaçları vardır. Kan bu materyalleri hücrelere taşır.
Vücuda giren herhangi bir bakteri bu hücreler arası sıvıya karışır. Lenf sisteminin bir görevi de, bakterileri sezinlemek ve uzaklaştırmak için bu sıvıları drene etmek ve süzmektir. Küçük lenf damarları sıvıyı toplar ve daha büyük damarlara taşınır. Böylece sıvı işlenmek üzere lenf nodüllerine ulaştırılır.
Lenf nodülleri filtrelenmiş doku ve çok sayıda lenf hücresi içermektedir. Belirli bakteri enfeksiyonlarıyla mücadele edildiği zaman lenf nodülleri bakteri ve bakterilerle savaşan hücreler ile sizin hissedebileceğiniz noktaya kadar şişer. Şişmiş lenf nodülleri bu nedenle bazı tip enfeksiyonların iyi bir göstergesidir. Lenf, lenf nodüllerinde süzüldükten sonra tekrar kan dolaşımına girer.
TİMUS:
Timus göğüs kemiği ve kalbimiz arasında göğsümüzde yer alır. T-hücrelerinin yapımından sorumludur ve özellikle yeni doğmuş bebeklerde önemlidir. Timus olmadan bebeğin İ.S.’si yetersiz olur ve bebek ölür. Timusun, yetişkinlerde daha az önemli olduğu görülmektedir. Mesela timusu çıkardığınız zaman yetişkin birey yaşar çünkü İ.S.’in diğer kısımları bu eksikliği kapatır. Ancak timus yinede önemlidir. Özellikle T-hücrelerinin olgunlaşmasında gereklidir.
DALAK:
Dalak kandaki yabancı hücreleri süzer (Bununla beraber yaşlanmış kırmızı kan hücrelerini de elimine eder ). Dalaksız bir insan dalağı olan bir insana oranla daha sık hasta olur.
KEMİK İLİĞİ:
Kemik iliği yeni kan hücreleri üretir. Kırmızı kan hücreleri tümüyle kemik, iliğinde oluşur ve kan dolaşımına girer. Beyaz kan hücreleri de kemik iliğinde üretilir ancak başka bir yerde olgunlaşır. Kemik iliği tüm kan hücreleri kök hücrelerinden meydana getirir. Bu hücrelerden pek çok farklı tipte hücrelerin meydana gelmesinden dolayı bunlara kök hücreleri adı verilmektedir. Yani kök hücreleri pek çok farklı tipteki hücrelerin öncüleridir.
BEYAZ KAN HÜCRELERİ:
Beyaz kan hücreleri sonraki bölümlerde ayrıntılı bir şekilde açıklanacaktır.
ANTİKORLAR:
Antikorlar vücutta antijen teşviki ile meydana gelenn özel maddelerdir (immunoglobulin ve gammaglobulin olarak da ifade edilir) ve beyaz kan hücreleri tarafından meydana getirilir. “Y” şeklinde proteinlerdir ve her birisi özel bir antijene (bakteri, virüs veya toksin ) karşı cevap oluşturur. Her bir antikor özel bir bölgeye (“Y” nin iki dalındaki uç bölgeler ) sahiptir ve özel bir antijeni her hangi bir şekilde bağlayacak duyarlı bir bölgedir. Bir antikor toksine bağlandığı zaman bu yeni yapıya antitoksin adı verilir. Bu bağlanma genellikle toksinin kimyasal etkisini bozmaktadır. Antikor bir virüs partikülünün dış kılıfına veya bir bakterinin hücre duvarına bağlandığı zaman bu mikroorganizmaların hareketini durdurur. Çok sayıda antikor bir saldırgana bağlanabilir ve komplament sisteme bu saldırganın uzaklaştırılması için sinyal gönderilebilir.
Antikorlar 5 sınıfta toplanabilirler:
• İmmunoglobulin A ( lgA ):Serumdaki total antikorun yaklaşık %10'u IgA dır. Serumdan başka göz yaşı, tükrürk, sperm sıvıs, idrar ve kolostromda bulunur.
• İmmunoglobulin D ( lgD ): Normal serumda yaklaşık %1 oranında blulunur. Kanserli hastalarda IgD'nin oluştuğu görülmüştür. Diğer antikorların oluşumunda IgD'nin düzenleyici olduğu da söylenmektedir.
• İmmunoglobulin E ( lgE ):İnsan serumundaki toplam antikorun yalnız %0,002'si IgE'dir. IgE proteinleri klinik yönden çok önemlidir. Antijenlerle birleşince allerjik reaksiyonlar meydana getirir. Bütün allerjik reaksiyonlarda allerjen ile IgE'nin teması sonucu histanmin ve serotinin gibi kimyasal bileşikler oluşur. Bu bileşiklerde aksırma, hırıltı, burun akması ve göz yaşarması gibi allerjik reaksiyonlara sebep olur.
• İmmunoglobulin G ( lgG ):Normal insan serumundaki immınoglobulinin %70 den fazlası IgG'dir. Antikorun en çok görülen şeklidir.. doğumdan önce anneden çocuğa geçer.
• İmmunoglobulin M ( lgM):IgG'den beş defa daha büyüktür. Bu nedenle makroglobulin adını da alır. Her IgM molekülü 5 üniteden oluşur. Vücuda antijen girince ilk oluşan antikor IgM dir. Toplam antikorun yaklaşık %6'sı IgM dir. Çok etk,ili olup virus ve bakterilerle reaksiyona girer.
KOMPLEMENT SİSTEM:
Komplement sistem antikorlar gibi bir seri proteinden meydana gelir. Kan dolaşımında milyonlarca antikor vardır ve her biri özel bir antijene duyarlıdır. Komplement sistemdeki proteinler kanda serbest bir şekilde dolaşmaktadır. Bu proteinler karaciğerde üretilmektedir. Komplement proteinleri antikorlar ile aktive edilir ve antikorlar ile beraber çalışır. Bu proteinler yabancı hücreleri parçalar ve fagositlere sinyal gönderir.
HORMONLAR:
İ.S.’in bileşenleri tarafından çeşitli hormonlar meydana getirilir. Bu hormonlar genellikle lenfokin olarak adlandırılır. Bu hormonlar ayrıca İ.S.’i baskılayan hormonlar olarak da bilinir. Steroidler ve kortisteroidler (adrenalinin bileşenleri ) İ.S.’i baskılar.
Timusun (timus tarafından salgılandığı düşünülmektedir) lenfosit üretimini arttırır. interlokin, beyaz kan hücreleri tarafından diğer hormon tiplerindendir. Mesela yabancı bir hücre yok ettikleri zaman makrofajlar salgılarlar. IL-1 ilginç bir yan etkisi vardır. Hipotalamusa interlökin-1 ulaştığı zaman yüksek ateş ve yorgunluk meydana getirir. Yüksek ateşin bazı bakterileri öldürdüğü bilinmektedir.
TÜMÖR ÖNLEME FAKTÖRÜ :
Tümör önleme faktörü, makrofajlar tarafından üretilmektedir. Bu faktörler tümör hücrelerini öldürebilirler. Ayrıca yeni kan damarlarının oluşmasını teşvik ederler. Bu durum hastalığın iyileşmesi için önemlidir.
İNTERFERON:
İnterferon, virüslerin etkisini yok eder ve vücuttaki pek çok hücre tarafından üretilir. İnterferonlar, antikor ve komplementler gibi proteindirler ve görevleri, sinyalleri hücreden hücreye iletmektir. Bir hücre, diğer hücrelerden gelen interferonları algılar ve hücredeki viral replikasyonu engelleyecek proteinleri üretir.
BEYAZ KAN HÜCRELERİ:
Beyaz kan hücreleri, İ.S.’in en önemli parçasıdır. Beyaz kan hücreleri bakteri ve virüsleri parçalamak için beraberce çalışan farklı tipteki hücre topluluklarıdır. Aşağıda, beyaz kan hücrelerinin tüm tipleri verilmiştir.
• Lenfositler • Monositler • Granülositler • B-Hücreleri
• Plazma hücreleri • T-Hücreleri • Yardımcı T-Hücreleri • Katil T-Hücreleri
• Baskılayıcı T-Hücreleri • Doğal Katil Hücreleri • Nötrofiller
• Bazofiller • Fagositler • Makrofajlar
LÖKOSİTLER:
Bütün bu farklı hücre tiplerine ait isimleri ve fonksiyonları öğrenmek biraz zor ancak bunları öğrendiğiniz takdirde bilimsel makaleleri daha rahat anlayabilirsiniz. Aşağıda bu farklı tipteki hücreleri anlamanıza yardımcı olacak kısa bir özet bulunmaktadır.
Tüm beyaz kan hücreleri lökosit olarak bilinmektedir. Beyaz kan hücreleri vücuttaki normal hücrelere benzemezler. Bağımsız, tek hücreli organizmalar gibi davranırlar, hareket ederler ve yabancı partikülleri yakalarlar. Beyaz kan hücreleri hareket tarzı olarak amiplere benzerler ve yabancı hücreleri fagositoz ederler. Pek çok beyaz kan hücresi bölünmezler ancak vücudun belirli bölgesinde onları üreten fabrikalar vardır. Bu fabrikalar ise kemik ilikleridir.
Lökositler 3 gruba ayrılırlar
Gronülositler, lökositlerin %50-60’ını oluştururlar. Gronülositler de kendi arasında 3 gruba ayrılırlar. Nötrofiller, Eosinofiller ve bazofiller. Gronülositler isimlerini taşıdıkları granüllerden alırlar. Bu granüller hücre tipine bağlı olarak farklı tipteki kimyasallar içerirler.
Lenfositler; Lökositlerin %30-40’ını oluştururlar. Lenfositler de kendi arasında iki grupa ayrılırlar; B-Hücreleri (kemik iliğinde olgunlaşırlar) ve T-Hücreleri (timusta olgunlaşırlar)
Monositler; Lökositlerin yaklaşık %7’sini oluştururlar. Monositler daha sonra makrofajlara dönüşürler.
Tüm beyaz kan hücreleri kemik iliğinde ? kök hücreleri olgunlaştıkları zaman pek çok farklı tipte lökosite dönüşen hücrelerdir. Mesela bir fare alırsınız, onun yeni kan hücreleri meydana getirecek olan kemik iliğini radyasyon ile öldürürsünüz ve sonra farenin kan dolaşımına kök hücreleri enjekte ederseniz kök hücreleri bölünecek ve beyaz kan hücrelerinin tüm tiplerine farklılaşacaktırlar. bir “Kemik İliği Transplantayonu” bir vericiden alınan kan hücrelerinin kan dolaşımına enjekte edilmesi ile başarılmaktadır. Kök hücreleri yollarını şaşırtıcı bir şekilde bularak, iliğe yerleşmekte ve orayı evi yapmaktadır. Her bir tipteki beyaz kan hücresi İ.S.’de özel bir rol oynamaktadır ve ayrıca kendilerini farklı yönlerde değiştirebilirler.
Nötrofller: nötrofiller en çok görülen beyaz kan hücreleridir. Kemik iliğinde her gün trilyonlarca üretilirler ve kan dolaşımına salınırlar. Ancak yaşamları kısadır (genellikle bir gün). Kan dolaşımındaki nötrofiller kılcal damarların duvarlarından dokulara geçiş yapabilirler. Nötrofiller yabancı maddelerle karşılaştıkları zaman çekimlenirler. Bir yeriniz kesildiği zaman nötrofiller kemotaxis adı verilen bir işlem ile çekimlenirler. Pek çok tek hücreli organizmalar aynı işlemi kullanırlar. Kemotaxis, bir kimyasalın yüksek konsantrasyonlarında mobil hücrelerin hareketlenmeleridir. Nötrtofil yabancı partikülü veya bir bakteriyi bulduğu zaman onu fagosite eder ve enzim salgılar. Granüllerindeki Hidrojen Peroxid ve diğer kimyasallar bakteriyi öldürür. Ciddi bir enfeksiyonda ise irin meydana gelir. İrin basitçe ölü nötrofil ve diğer hücresel kalıntılardır denilebilir.
Eosinofiller ve Basofiller: Eosinofiller ve Basofiller nötrofiller kadar yaygın değildirler. Eosinofiller derideki ve akciğerdeki parazitlere odaklanmışlardır. Basofiller ise histamin taşırlar ve bu nedenle inflammasyonun meydana gelmesinde önemlidir. İ.S. açısından inflammasyon iyi bir şeydir. Kapillerlerin genişlemesini sağlar ve daha fazla kan akışına olanak verir. Böylelikle İ.S.’in hücreleri enfeksiyon bölgesine ulaşır.
Makrofajlar: Makrofajlar en büyük kan hücreleridir. Monositler kemik iliğinden salgılanırlar, kan dolaşımında bulunurlar dokulara girerler ve makrofajlara dönüşürler. Pek çok sinir dokusu kendi makrofajına sahiptir. Mesela bazı makrofajlar akciğerde yaşar ve akciğerlerin temiz tutulmasını ( toz ve sigara dumanı gibi yabancı partiküllerden ) sağlar ve hastalanmasını önler ( bakteri ve mikroplar tarafından ) derideki makrofajlar, langerhans hücreleri olarak adlandırılır. Ayrıca makrofajlar serbestçe dolaşırlar. Diğer bir görevleri de ölü nötrofilleri ve irini temizlemektir.
Lenfositler: Lenfositler pek çok bakteriyel ve viral enfeksiyonlar ile mücadele ederler. Lenfositler kemik iliğinden kaynaklanırlar. İlikte olgunlaşan hücreler, kan dolaşımına girmeden önce B-Hücreleri oluştururlar. T-Hücreleri de ilikten kaynaklanırlar ancak kan dolaşımı ile timusa hareket ederler. Ve orada olgunlaşırlar. T-Hücreleri ve B-Hücreleri sıklıkla kan dolaşımında bulunurlar ancak lenf dolaşımında yoğunlaşmaya meyillidirler. (özellikle timus ve dalak gibi lenf nodüllerinde )
B-Hücreleri: B-Hücreleri uyarıldıkları zaman plazma hücreleri olgunlaşmaktadır. Bu hücreler antikor meydana getirirler. Her istilacı yabancı faktör için özel bir B-Hücresi vardır. Eğer bu istilacı ile karşılaşırsa B-Hücreleri bu istilacıya özel milyonlarca antikor salgılar.
T-Hücreleri: T-Hücreleri yabancı hücreler saldırırlar ve onları öldürürler. T-Hücreleri katil T-Hücreleri olarak bilinir ve bu hücreler vücuttaki virüsleri sezer ve onları öldürür. Diğer iki tip T-Hücreleri ise yardımcı ve baskılayıcı T-Hücreleridir. Bu hücreler Katil T-Hücrelerine yardım ederek immun cevabın oluşmasına katkıda bulunurlar.
Yardımcı T-Hücreleri oldukça ilginç ve de önemlidir. Bu hücreler makrofajlar tarafından salgılanan İnterlökin –1 ile aktive edilir. Aktive edilen yardımcı T-Hücreleri önce İnterlökin-2 üretirler sonra interferon ve diğer kimyasalları salgılarlar. Nötrofiller, makrofajlar , T-Hücreleri ve B-Hücreleri arasındaki etkileşim düzeyi gerçekten de çok şaşırtıcıdır
Beyaz Kan Hücreleri: Beyaz kan hücreleri İ.S. için çok önemli olduklarından bunlar İ.S.’in sağlıklı olup olmadığını anlamak için kullanılırlar. Güçlü bağışıklık sistemini veya zayıf bağışıklık sistemini tanımlamak için bir kan örneğindeki farklı Beyaz Kan Hücreleri sayılır. Normal bir beyaz kan hücresi sayısı, 1ml kanda 4000-11000 hücredir. Baskılayıcı T-Hücresi ile yardımcı T-Hücresi arasındaki oran 1.8-2.0 ise normaldir. 1ml. Kandaki normal nötrofil miktarı ise 1.500-8.000’dir.
Beyaz Kan hücreleri hakkında sorulabilecek önemli bir soru “ Beyaz Kan Hücrelerinin neye saldıracaklarını nasıl bildikleridir ” Neden Beyaz Kan Hücreleri vücuttaki diğer bütün hücrelere saldırmıyor ? Vücudumuzdaki tüm hücrelerin içersinde “Major Histocompatibility Kompleksi (MHC) ” adı verilen bir sistem mevcuttur. Bu sistem vücudumuzun hücrelerini işaretlemektedir.İ.S. bu işareti taşımayan bir hücre bulduğu zaman bu hücrenin size ait olup olmadığını tanımlıyor ve harekete geçiyor.
Bir organizmanın hemen hemen tüm hücrelerinin membranlarında bulunan MHC protein moleküllerinin iki tipi vardır. İnsanlarda bu moleküller 6 kromozom üzerinde aynı bölgede toplanmış birkaç gen tarafından kodlanmıştır. Her gen oldukça fazla sayıda allele sahiptir (bir genin değişik formları) sonuç olarak iki farklı bireyin aynı MHC molekülüne sahip olması oldukça nadirdir. Bu da doku uyuşmazlığının temel nedenini oluşturmaktadır.
MHC molekülleri immun sistemin önemli bileşenlerindendir. MHC molekülleri, istilacı hücrenin dış yüzeyine ait olan protein fragmentlerini İ.S. hücrelerine sunarak immun cevabın oluşmasını sağlayan T-Hücreleri MHC moleküllerine bağlı olan yabancı proteinleri tanır ve bağlanır. Bu, T-Hücresini enfekte olmuş hücreyi yok etmesi veya tamir etmesi için uyarır. Enfekte olmuş sağlıklı hücrelerde MHC molekülü kendi hücresine ait olan peptidleri sunar, böylece T-Hücreleri de bu hücrelere karşı reaksiyon göstermez. Bununla birlikte immun sistem doğru çalışmaz ise T-Hücreleri kendi peptidlerine reaksiyon göstereceklerdir. Buda otoimmun hastalıkların meydana gelmesine neden olur.
Tüm bu bilgiler, İ.S. ile ilgili meseleleri daha rahat anlayabilmenizi sağlayacaktır. |
|
| Başa dön |
|
 |
e r D o z Süper Moderatör

Kayıt: 04 Oca 2008 Mesajlar: 1489 Konum: Ülseratif Kolit
|
Tarih: Cum Nis 04, 2008 7:34 am Mesaj konusu: İ.S. ile ilişkili bazı olaylar |
|
|
Aşağıda İ.S. ile ilişkili bazı olaylara değinilmiştir.
AŞI NASIL ÇALIŞIR:
Bazı hastalıkları bir defa geçirirseniz, bir daha aynı hastalığı geçirmezsiniz. Kızamık veya suçiçeği buna güzel birer örnektir. Hastalık başladığı zaman İ.S. hastalığı durdurmak için işlemeye başlar. Vücudunuzda virüsü tanıyan ve onun için antikor üretmeye başlayan B-Hücreleri vardır. Ancak her bir antikor için sadece birkaç özel B-Hücresi vardır. Bir hastalık bu özel B-Hücreleri tarafından tanındıkları zaman, plazma hücrelerine dönüşürler. Ve çoğalmaya başlayarak antikor üretirler. Bu işlem zaman alır ancak hastalıkların bir an önce yok edilmeye başladığı zaman bu hastalığa özgü B-Hücreleri kendilerini çoğaltırlar ancak antikor üretmezler. Bu ikinci B-Hücresi takımı vücudumuzda uzun yıllar kalırlar. Eğer aynı hastalı tekrar belirirse, immun cevap artık çok daha hızlı olacaktır.
Aşı, hastalığın zayıflatılmış formudur. Hastalığın ya öldürülmüş hali veya hastalık virüsüne benzer ancak daha zararsızını taşır. Aşı vücuda verildiği zaman İ.S. hemen cevap oluşturacaktır. Ancak patojen zayıflatılmış olduğu için hastalığın semptomları (belirtileri) ortaya çıkmamaktadır. Artık vücudunuzda gerçek hatalık belirdiği zaman vücudunuz derhal bu hastalığı yok edebilecektir.
Pek çok hastalık aşılarla tedavi edilemez. Soğuk algınlığı ve grip, iki güzel örnektir. Bu hastalıklar çok çabuk mutasyona uğrarlar ve pek çok farklı cinslere sahiptir. Her grip olduğunuzda aynı hastalığın farklı bir tipine yakalanıyorsunuzdur.
AIDS (Acquired Immun Deficiency Syndrome)
AIDS , HIV (The Human Immunodeficiency Virus) tarafından meydana getirilen bir hastalıktır. Bu hastalı İ.S.’e özeldir çünkü virüs İ.S. hücrelerine saldırır. Aslında yardımcı T-Hücreleri içerisinde çoğalır ve bu işlem içerisinde onları yok eder. Yardımcı T-Hücreleri olmazsa, İ.S.’in düzeni bozulur ve çoğalmaz duruma gelir. Hasta, bu durumda çok basit bir hastalıktan dolayı ölebilir.
ANTIBIYOTIKLER NASIL ÇALIŞIR:
Bazen İ.S., bakterilerin üremesini ve toksin üretmesini önleyecek kadar hızlı çalışmamaktadır. Bu durumda İ.S. bakteriyi yok edinceye kadar belirgin bir zarar meydana gelmektedir. Bu gibi durumlarda İ.S.’e bakterileri doğrudan öldürecek bir takım işlemler ile yardım etmek iyi olur.
Antibiyotikler bakteriyal enfeksiyonlara karşı etkilidir. Antibiyotikler bakteri hücresini öldürürken , vücudumuzdaki hücrelere zarar vermeyen kimyasallardır. Mesela pek çok antibiyotik bakterinin hücre duvarını parçalamaktadır. İnsan hücrelerinde hücre duvarı olmadığı için bu durumdan etkilenilmemektedir. Farklı antibiyotikler bakteri hücrelerinin farklı bölgelerine etki etmektedir. Bu yüzden antibiyotikler farklı bakteriler üzerinde fazla veya az derecede etkin olabilmektedir. Virüs canlı olmadığı için antibiyotiklerin virüsler üzerinde bir etkisi yoktur.
Antibiyotikler ile ilgili problem zamanla etkilerini yitirmeleridir. Eğer antibiyotik alıyorsanız, normal olarak 7-10 gün sonra bütün bakterileri öldürecektir. Kendinizi 1-2 gün içersinde daha iyi hissedersiniz antibiyotik bakterilerin büyük bir çoğunluğunu çok hızlı bir şekilde yok edecektir. Bununla birlikte bir bakteri mutasyon içeriyor ise antibiyotiğe rağmen canlı kalacaktır. Bu bakteri daha sonra üreyecek ve tüm hastalık mutasyona uğramış olacaktır. Artık eski antibiyotik bu hastalık üzerinde etki etmeyecektir. Bu işlem zaman içerisinde büyük bir problem haline gelmiştir ve tıp çevrelerinde oldukça üzerinde durulmaktadır.
İ.S. NE ZAMAN HATA YAPAR :
Bazen İ.S. hata yapabilir. Bu hasalardan birisine otoimmunite adı verilir. Otoimmunite, İ.S.’in kendi vücut hücrelerine saldırmasıdır. Bununla ilgili iki tane hastalık örnek verilebilir. Juvenileonset şek hastalığı, İ.S.’in pankreasta insülin üreten hücrelere saldırması ile ortaya çıkar. Rheumatoid arthritis ise İ.S.’in eklem yerlerindeki dokulara saldırması ile ortaya çıkar.
Alerjiler, İ.S.’in hatalarından kaynaklan rahatsızlıklardandır. Bazı nedenlerden dolayı, insanlar bir takım alerjen maddelere çok fazla reaksiyon göstermektedir. Alerjen bir besin maddesi,bir polen veya bir hayvan tüyü olabilir. Mesela bir polene alerjisi olan insanın burnu akabilir., gözleri sulanabilir,aksırabilir vs. bu reaksiyonlar öncelikle nasal geçişteki mast hücrelerinden dolayı olur. Polene karşı reaksiyonda mast hücreleri histamin salgılarlar. Histamin, inflammasyon (kan damarlarından kan akışının artması) neden olur. Histamin ayrıca kaşınmaya da neden olur. Bu türlü semptomları ortadan kaldırmak için antihistamin gibi ilaçlar kullanılır.
İ.S. problemleri ile ilgili son örnek ise nakledilmiş dokular üzerine İ.S.’in etkileridir. Aslında bu bir hata değildir. Ancak doku naklini neredeyse imkansız hale getirmektedir. Yabancı bir doku vücudunuza yerleştirildiği zaman, bu dokuya ait hücreler doğru tanımlanmayı içermediği için İ.S. bu hücrelere saldıracaktır. Bu durum önlenemiyor ancak doku vericisi ile alıcısı arasında çok dikkatli bir eşleştirme yapılarak ve immun sistemi baskılayıcı ilaçlar kullanılarak üstesinden gelinmeye çalışılıyor. Elbette ki İ.S.’i baskılamak diğer hastalılara davetiye çıkarmaktır.
SPESİFİK BAĞIŞIKLIK
İnsanlar ve hayvanlar yaşamları boyunca hergün mikroorganizmalar, parazitler, besinler, ilaçlar, böcek sokmaları gibi pek çok antijenle karşılaşırlar. Normal bir bağışıklık sistemi bu antijenleri tanıyacak lenfositlere sahiptir. Lenfositlerde bu antijenleri tanıyacak reseptörler vardır. Lenfositler belirli bir reseptör molekülünün sentezlenmesi için gerekli genetik bilgi ile programlanmışlardır. Böylece herbir lenfosit bir antijene yanıt verecek yeteneğe sahiptir.
Omurgalıların bağışıklık sistemi vücudun kendi hücre maddelerini, yabancı hücre ve maddelerinden ayırt edebilir. Vücuda giren yabancı hücre, protein veya bazı büyük moleküller zararlı değillerse, bağışıklık sistemi bunlara karşı bir reaksiyon göstermeyebilir. Zararlı iseler bağışıklık sistemi vücudu bunlardan korumak için yabancıyı tanıyacak değerlendirecek ve ortadan kaldıracak araçlara sahiptir. Önce lenfositler yabancı olanı tanırlar. Yabancı moleküllerde bulunan ve epitop adı verilen özgül moleküller lenfositlerce tanınırlar. Lenfositlerin yüzeyinde çeşitli epitopları tanıyabilen özgül reseptörler vardır; bu reseptörler kendilerine özgü epitopa bağlanırlar.
Bağışıklık sisteminin yaratacağı immün yanıt, antijenin tabiatına göre değişir. Bazı antijenler T-lenfositleri tarafından tanınırlar ve hücresel bir yanıta neden olurlar. Bu tür antijenler T hücresine makrofajlar tarafından tarafından takdim edilirler. Antijen T-lenfositi yüzeyindeki reseptöre bağlanınca T-lenfositi büyür, değişikliğe uğrar ve lenfokin salgılar. Lenfokinler salgılandıkları bölgelerde genişletirler, kan dolaşımını arttırırlar, kan damarlarının geçirgenliğini arttırırlar, kan sıvısı ve hücreleri dokuya geçer. Bölgede yangı reaksiyonları başlar; kızarıklık, şişlik ve sıcaklık belirir.
Bağışıklığın oluşmasındaki olaylar çok kompleks olaylardır, bu ise yadırganacak bir durum değildir; zira multisellüler bir sistem işe karışmaktadır. Bu multisellüler sistem; a) çok çeşitli yabancı molekülleri tanımalıdır, b) yabancı olan ile yabancı olmayanı ayırt etmelidir, c) bu multisellüler sistem hemen (acilen) harekete geçirilmelidir.
Spesifik bağışıklıkta görev alan en önemli hücreler T-lenfositleri ve B-lenfositleridir. T-lenfositi, “CD4” işaret molekülü taşıyan yardımcı T hücresi ve “CD8” işaret molekülünü taşıyan sitotoksik T hücresi gibi alt grupları vardır. Yardımcı T hücresi yabancı proteinlerle doğrudan aktive edilmez; antijen tanıtıcı diğer hücrelerin yüzeyinde beliren protein antijen tarafından aktive edilir.
Antijen tanıtıcı hücrelerin en önemlisi makrofajlardır. Makrofaj ile T hücresi arasındaki antijen tanıtımı olayında “Major Histocompabitibility Complex” (MHC) genleri işe karışır. Bu gen kompleksinin sentezlettiği iki glikoprotein (MHC sınıf-I ve MHC sınıf-II) hücre yüzeyinde bulunur ve transplantasyon antijeni olarak bilinir. MHC sınıf-I tüm hücrelerde bulunur ve genetik olarak kodlandığı için herkesde farklıdır. Doku uyuşmazlığının nedenini bu antijen ortaya çıkarır. MHC sınıf-II ise antijen tanıtımında görev alır ve makrofajlar ve B-lenfositlerinde bulunur.
Vücudun kendine ait proteinlerin antijen etkisi yapmaması, hücrelerde MHC sınıf-II proteinlerinin bulunmamasından ileri gelir. Zira bağışıklık sisteminin antijeni tanıyıp immun tepkimeyi göstermesi için yalnız antijen yeterli değildir, antijen tanıtıcı hücre yüzeyinde hem antijenin hem de MHC sınıf-II molekülünün beraber bulunması gereklidir.
Bütün hücrelerde bulunan MHC sınıf-I molekülünün yegâne görevi transplantasyon ajanı olmak değildir. Bir hücre virüs gibi antijenlerle enfekte edildiği zaman sentezlenen viral peptidler MHC sınıf-I molekülü ile birleştirilir ve bu kompleks hücre membranına yerleşir. CD8+ olan sitotoksik T hücrelerinin reseptörleri bu kompleksi tanır ve komplekse bağlanır. CD8 koreseptörü de bu bağlantıyı sağlamlaştırır. Sitotoksik T hücreleri (veya öldürücü T hücreleri) enfekte olmuş hücreyi yok ederler.
Eğer antijeni sunan hücre B-lenfositi ise durum değişir. B-lenfositleri antijeni membranında bulunan reseptörler yolu ile fagositoz eder. Buradan sonra durum aynen makrofajda olduğu gibi devam eder. MHC sınıf-II-antijen komplekis membrana yerleşir ve yardımcı T hücresi bu kompleksi tanır ve reseptörleri ile bağlanır.
Bu safhadan sonra T hücresi uyarılarak lenfokin salgılar. Lenfokin B hücresini uyararak hücre döngüsüne girmesini sağlar. B hücrelerinin uyarılmasındaki rolünden ötürü, CD4+ T hücresine yardımcı T hücresi denir. B hücreleri daha sonra Plazma hücrelerine farklılaşır ve gelişir. Bu hücreler daha sonra antijenlerin epitoplarına özel antikorlar sentezlerler. Bu antikorlar daha sonra çevreye salınır.
AIDS (Acquired ImmunoDeficiency Syndrome)
AIDS T hücrelerinin HIV (Human Immunodeficiency Virus) tarafından yok edilmesi nedeniyle meydana gelen bir hastalıktır. HIV seçici olarak CD4 yardımcı hücreleri enfekte eder. HIV bu hücrenin CD4 reseptörüne bağlanır ve virüs ile Yardımcı T hücresinin membranı kaynaşır. HIV virüsü RNA’sını hücrenin içerisine bırakır. Revers transkriptaz enzimi ile viral RNA, DNA’ya dönüştürülür. Bu DNA insan kromozomunda aylarca veya yıllarca kalabilir.
Enfekte edilmiş T hücresi bir immun cevapta gerekli olduğu zaman viral genler aktive olur ve virüs replike olur. Kendisine ait proteinleri sentezletir ve T hücresini öldürür. Bu olay yeni T hücrelerini enfekte ederek sürer. İmmun sistem için çok önemli olan T hücrelerinin sayısı böylelikle giderek düşer. Oluşturulan immün cevap daha az etkili olur ve sonunda immün cevap oluşturulamaz.
Hazırlayan: Arş.Gör. Uğur ÇÖMLEKÇİOĞLU
Kaynak: http://www.metindigrak.com/mikrobioloji/immunoloji.htm |
|
| Başa dön |
|
 |
|
|
Bu forumda yeni başlıklar açamazsınız Bu forumdaki başlıklara cevap veremezsiniz Bu forumdaki mesajlarınızı değiştiremezsiniz Bu forumdaki mesajlarınızı silemezsiniz Bu forumdaki anketlerde oy kullanamazsınız
|
|