www.barsakforum.com Forum Ana Sayfa www.barsakforum.com
İnflamatuvar Barsak Hastalıkları ve Biz

Barsakforum Radyo

Boğaziçi Üniversitesi Desteğiyle Radyomuz Yayında  
www.barsakforum.com Forum Ana Sayfa

ibh - inflamatuvar barsak hastalığı ( ülseratif kolit crohn )    ibh da yaşam    ibh da kullanılan ilaçlar    ibh ve psikoloji    hastalık teşhis ve tedavi yöntemleri    şifalı bitkiler - takviye besinler ve diyet       kendimizi tanıtma tanışma hastalık hikayeleri

Anasayfa Forum Üye Listesi Profil Özel Mesajlar S.S.S Arama Giriş

TRANS-YAĞLAR ÖLDÜRÜCÜDÜR!!!

 
Yeni başlık gönder   Başlığa cevap gönder    www.barsakforum.com Forum Ana Sayfa -> Prf.Dr. Canan M. Karatay Efendigil
Önceki başlık :: Sonraki başlık  
Yazar Mesaj
Ercan Zorlu
Süper Moderatör


Kayıt: 28 Arl 2007
Mesajlar: 1699
Konum: MODA-KADIKÖY --İSTANBUL Hastalık:CROHN İlaç:NALTREXONE(LDN)

MesajTarih: Pts Hzr 01, 2009 2:00 pm    Mesaj konusu: TRANS-YAĞLAR ÖLDÜRÜCÜDÜR!!! Alıntıyla Cevap Gönder


CANAN HOCANIN SİTEMİZ İÇİN YOLLADIĞI
YAZILARI SİZİNLE PAYLAŞIYORUM..



Önemli sağlıklı yaşam için uzak durmalıyız!
M Canan Efendigil Karatay..
SEVGİLERLE.....


HER TÜRLÜ YAĞ SAĞLIĞA ZARARLIDIR !


Bilim adamları senelerden beri bütün yağların zararlı olduğunu bildirerek, tek zararlı gıda maddesinin ‘YAĞLAR’ olduğunu ileri sürmüşlerdir. Doğal sonuç olarak halkımız gıdalarında ki yağ miktarlarını azaltmış, onların yerine margarin, ya da fabrikasyon olan sun’i yağlar kullanmaya başlamışlardır. Bu arada gerekli olan sağlıklı yağlar da yenememiş, ve yağda eriyen A,D,E,K gibi önemli vitaminlerin eksikliği ortaya çıkmıştır. Peki sonuç? Daha sağlıklımıyız? Kesinlikle hayır. Şişmanlık giderek artmış, obezite en yaygın bir hastalık olarak toplumları tehdit etmeye başlamıştır. Yetişkin tipi Diabetes Mellitus ve diğer kardiovasküler hastalıklar epidemik olarak toplum sağlığını tehdit etmektedir. Bilim adamları yağlar konusunda yanılmışlardır. Artık bilimsel olarak da gösterilmiştir ki, ‘BÜTÜN YAĞLAR AYNI DEĞİLDİR VE BÜTÜN YAĞLAR ZARARLI DA DEĞİLDİR’.

Yağlar hakkındaki alışageldiğimiz bazı görüşlerimizi artık değiştirmek zorundayız. Yağları inceledeğimiz zaman, konunun o kadar da basit olmadığını görmekteyiz. Son yıllarda oldukça hızla gelişen Nano-teknoloji sağlık alanında da ‘NANO-MEDICINE’ olarak karşımıza çıkmaktadır. ‘MOLEKÜLER TIP’, ya da ‘HÜCRESEL TIP’ ile elde edilen veriler sonucu, sağlık alanında klasik olan bilgilerimizi gözden geçirmek zorunluğu doğmuştur. Artık hastalıkların nedeni, hastalıkların gelişmesi ve süreci hücresel düzeyde yapılmaktadır. Hastalıkların tadavisi ve tedavi sonuçları da, hücresel düzeyde izlenebilmektedir. Moleküler düzeyde yürütülen çalışmalar sonucu hücresel ve histobiokimyasal düzeyde detaylı bir şekilde yağlar da incelenmiştir. Sonuç olarak bütün yağların aynı olmadıkları bilimsel olarak kanıtlanmış bulunmaktadır. Örnek verecek olursak, herhangi bir sıvı yağ şisesine baktığımızda onu homojen bir sıvı olarak algılarız. Halbuki, sıvı yağı submikroskopik incelemeye alırsak, onun altı ya da daha fazla sayıda ‘YAĞ ASİTLERİNDEN’ oluştuğunu görürüz. Son zamanlarda yapılan araştırmalarla her bir YAĞ ASİDİNİN tek başına önemli ve değişik etkilerinin bulunduğu gösterilmiştir. Bazı yağ asitleri sağlığa son derece zararlıdır, bazı yağ asidleri de sağlığa son derece faydalıdır. Bazıları kanser yapmakta, bazıları kanseri önlemektedir. Bazıları kalp krizi ve felcin nedenidir, bazıları da kalp krizini, felci ve her türlü damar hastalıklarını önlemektedir. Yağ asitlerinin bazıları depresyon gibi, Alzeihmer gibi mental sorunları başlatmakta, halbuki bazıları bu sorunları önlemektede, hatta tedavilerinde yardımcı olmaktadır. Yağların bu özellikleri yapılarının ana taşı olan çeşitli YAĞ ASİTLERİNDEN ileri gelmektedir. Bu nedenlerle, genel sağlık açısından, İYİ YAĞLAR ve KÖTÜ YAĞLAR irdelenmelidir. SONUÇ: SAĞLIĞA YARARLI OLAN YAĞLAR DA VARDIR. BU YAĞLARIN TEMEL, OLMAZSA OLMAZ BESİN MADDELERİ OLARAK, mutlaka GIDALARLA ALINMALARI gerekmektedir. ESANSİYEL YAĞ ASİDLERİ diye adlandırılan bu yağları insan vücudu üretemediği içindir ki mutlaka besinlerle vücudumuza girmesi gerekmektedir.

Diyetlerimizde senelerden beri doğal olan yağlar yasaklanmış, azaltılmış, doğal olan yağların tüketilmesi önlenmiş, fabrikalarda üretilen sun’i yağlar ‘sağlıklıdır’ aldatma ve kandırmalarıyla halkımıza sunulmuştur. Ucuz olan bu tehlikeli yağların tüketimi de giderek artmıştır. Fabrikalarda üretilerek halkımıza sunulan ve de firmalar tarafından sürekli olarak önerilen yapay yağlarda ESANSİYEL YAĞ ASİDLERİ ve vitaminler, üretim sırasında yok edilmekte ya da zararlı, vücudumuzun kullanamıyacağı, hücrelerimize tamamen yabancı, bir kimyasal formüle dönüşmektedir. Oysa, genetik olarak insan vücudu doğallıklarını kaybetmiş olan bu yapay kimyasal maddeleri kullanmaya programlanmamıştır. SONUÇ: Son yüz yılda giderek artarak ortaya çıkan sağlık sorunlarıdır. Bunlara genel olarak hücresel düzeyde DEJENERATİF HASTALIKLAR denilmektdir.

DEJENERATİF HASTALIK NEDİR?

Kısaca, DEJENERATİF HASTALIKLAR ileri yaşlarda ortaya çıkan, tüm hastalıklardır diyebiliriz. DEJENERATİF HASTALIKLARIN nedeni; hücresel, submikroskopik ve histobiokimyasal olarak başlamış olan ‘DÜŞÜK DÜZEYDE İNFLAMASYON’ olarak kabül edilmektedir. En başta, kilo alma olmak üzere, karaciğer yağlanması, ve bunun sonucu, kan yağlarının dengesinin bozulması, Tip II DM, kalp damar hastalıkları, felç, kronik artritler, fibromiyalji, depresyon, yaşlılık demansı, Alzheimer, allerjik hastalıklar, diğer immün sistem hastalıklar vs. gibi hastalıkları sayabiliriz. ‘DÜŞÜK DÜZEYDE İNFLAMASYON’ başlatan nedenler arasında en başta hücre zararlarında ESANSİYEL YAĞ ASİDLERİNİN azalması ve yok olması bildirilmiştir. Şöyleki, ESANSİYEL YAĞ ASİDLERİNİN yerine sağlıksız, işlevi olmıyan ve hücre zarlarına ESANSİYEL YAĞ ASİDLERİNİN yerleşmesini engelliyen, zararlı yağların yerleşmiş olmaları gösterilmiştir. Hücre zarlarının doğal olan görevlerini tam olarak yerine getirememeleri sonucu zayıflamış, güç ve dirençlerini kaybetmiş hücre ve dokular ortaya çıkmaktadır. Zayıf hücrelerin doğal olarak iç ve dış etkenlere karşı dayanıklıkları azalmıştır ve kendilerini virüsler, bakteriler, serbest oksijen radikallerinin hasarı ve çevresel toksik maddelere karşı koruyamaz hale gelmişlerdir. Zayıf kalmış olan hücreler kendilerini bu etkenlere karşı korumak amacıyla bir korunma mekanizması geliştirmek zorundadırlar. Kronik bir stress altında bulunan hücrelerin korunma amacı ile oluşturdukları mücadele ise ‘DÜŞÜK DÜZEY BİR SAVAŞ’ HALİDİR. Başlangıçda, algılıyamadığımız, göremeyip, tanı koyamadığımız bir ‘DÜŞÜK DÜZEY İNFLAMASYON HALİ’ söz konusudur. Zayıf düşmüş, korunma gücünü yitirmiş olan hücreler artık düşman işgali altındadır. Düşmanla savaşmak amacıyla sürekli bir şekilde bu hücreler, gerek lokal gerek genel olarak, her türlü kimyasal madde, enzimler, lokal hormonlar -prostaglandinleri- vs. üretirler. Kronik olan ve uzun süren savaş sırasında da hücrelerde bozulma ve kontrol edilemiyen çoğalma başlar. Bu şekilde sessizce kronik bir ‘DÜŞÜK DÜZEY İNFLAMASYON’, yani DEJENERATİF HASTALIKLAR başlamıştır. Bu bağlamda şişman hanımların şikayeti olan Osteoartriti (OA) bir örnek olarak vermek istiyorum. Şimdiye kadar fazla kiloya bağlanan OA bir dejeneratif hastalıktır. Dizlerin kemik ve yumuşak dokularında ortaya çıkan şişlik ve deformasyonu ilk etapta başlatan mikroskopik düzeyde gizli, yavaş ve kronik bir şekilde seyreden ‘DÜŞÜK DÜZEY İNFLAMASYON’-‘LOW-GRADE INFLAMMATION’- olduğu gösterilmiştir. Klinik olarak gözlemlediğimiz diğer belirtiler ise hastalık nedeni değil, DÜŞÜK DÜZEY İNFLAMASYON’un sonuçlarıdır. Ayrıca şunu da unutmamamız gerekmektedir çünkü, ‘DÜŞÜK DÜZEY İNFLAMASYON’ bütün vücut hücrelerine başlamaktadır ve DEJENERATİF HASTALIKLARIN temel nedeni olarak kabül edilmektedir.

İYİ VE KÖTÜ YAĞLAR HANGİLERİDİR?

KONUMUZA ÖNCELİKLE KÖTÜ YAĞLARDAN başlamak istiyorum:

Daha önce de bahsetmiş olduğumuz gibi en zararlı yağlar ki, katı hayvansal yağlardan daha zararlı olduğu, 2002 yılında Amerikan Kalp Derneği tarafından da bildirmiştir, ‘TRANS-FATTY ACİDS’ yani, TRANS-YAĞLAR denilen, doğallıklarını kaybetmiş, gıdalarla vücudumuza girdiklerinde hiç bir fonksiyonu olmayan BOZULMUŞ yağlardır. TRANS-YAĞLAR, bütün yarı katılaştırılmış bitkisel yağlarda çok miktarda bulunur. Çoklu doymamış olan bitkisel yağlar çok çabuk bozulabildiklerinden dolayı, yüksek ısı ve yüksek basınç altında hidrojenizasyona uğratılarak, tam ya da yarı katılaştırılmakta, böylece çabuk bozulmaları önlenerek raf ömürleri uzatılmaktadır. Hidrojenasyon sırasında çeşitli kimyasal işlemlerden geçirilen bitkisel sıvı yağların doymamış olan Karbon atomlarına, yüksek ısı ve yüksek basınç altında, Nickel Kadmiyum (nickel kanserojendir) eşliğinde Hidrojen atomları eklenerek, katı yağ haline dönüştürülmektedir. Bu işlemler sırasında doğal olan bitkisel yağlarda bulunan faydalı ESANSİYEL YAĞ ASİDLERİ ve ancak yağda eriyen A,D,E,K, vitaminleri de yok olmaktadır. Sonuç olarak, sağlıklı sanarak tükettiğimiz, tam katılaştırılmış ya da yarı katılaştırılmış yağ olarak fazla miktarda TRANS-YAĞLARLA vücudumuza girmektedir. TRANS-YAĞLAR başka şekilde de meydana gelirler. Yemeklerin hazırlanması ve pişirilmesi sırasında, ve bütün hazır yiyecek ve gıdaların hazırlanışı sırasında da TRANS-YAĞLAR oluşmakta ve farkında olmaksızın yediklerimizle vücudumuza oldukça fazla miktarda girerek hücre zarlarını işgal etmektedir. Bitkisel yağlarda bir çok doymamış karbon atomu bulunduğundan dolayı, dayanıksız olduklarını ve çok çabuk bozulduklarını bildirmiştik. Yemeklerin pişirilmeleri sırasında da, yüksek ısıda, ya sa kızartma, yanma sırasında da TRANS-YAĞLAR meydan gelmektedir. Ayrıca, sıvı yağlar uzun süre güneş ışığı altında ya da açık havada uzun süre kaldıkları zaman oksidasyon sonucu OKSİDE YAĞ ASİDLERİ meydana gelir. OKSİDE YAĞ ASİDLERİ de, fazla miktarda serbest oksijen radikallerinin oluşumuna neden olurlar ve sıvı yağları kanserojen ve aterojen yağlar haline dönüştürürler.

TRANS-YAĞLARIN formülleri, ESANSİYEL YAĞ ASİDLERİNİN formülüne benzedikleri için, hücre zarlarında onların yerini alır ve onların hücre zarlarına girmelerini önlerler. Vücudumuza giren TRANS-YAĞLAR, hücre zarlarına yerleşir ve hücre zarının normal fonksiyonunu engelliyerek, hücrelerimizin ve organlarımızın giderek sağlıklarını kaybetmelerine neden olurlar. Örnek verecek olursak; Karbon monoksidin kırmızı kan hücrelerinde hemoglobiline bağlandığında, gerekli oksijenin bağlanmasını önlediğ gibi, ya da bir anahtar deliğinde kırılmış kalmış bir anahtar parçasının, asıl anahtarın fonksiyonunu önlediği gibi, TRANS-YAĞLAR DA, hücre zarına yerleşerek, faydalı ve gerekli olan ESANSİYEL YAĞ ASİDLERİNİN, hücre zarlarına yerleşmelerini önlerler. TRANS-YAĞLARIN hiç bir fonksiyonu bulunmadığı gibi, hücre zarlarını sertleştirdikleri ve hücrelerin esnekliklerini kaybetmelerine neden oldukları gösterilmiştir. Ek olarak TRANS-YAĞLAR, vücudumuzda fazla miktarda serbest oksijen radikallerin oluşmasına da neden olurlar.

SONUÇ OLARAK:

A: Zararlı yağlar, DÜŞÜK DÜZEY İNFLAMASYONU ve DEJENERATİF HASTALIKLARI başlatan ve SERBEST OKSİJEN RADİKALLERİ üreten yağlardır.

ZARARLI YAĞLAR: 1. TRANS-YAĞLAR, 2. Hidrojenize olmuş YAĞLAR,

3. Okside olmuş YAĞLARDIR.

B: Bütün yağlar zararlı değilldir. İYİ YAĞLAR ve SAĞLIKLI YAĞLAR DA vardır. Sağlıklı doğmamıza, sağlıklı büyümemize, sağlıklı yaşamamıza, sağlıklı hayatta kalmamıza neden olan YAĞLAR DA vardır. Sağlıklı yağların, sağlıklı bir şekilde, mutlaka tüketilmesi GEREKMEKTEDİR. Bu nedenle gelecek yazımızda sağlıklı yağlar olan ESANSİYEL YAĞ ASİDLERİNE değineceğim.
_________________
"Low Dose Naltrexone (LDN) may well be the most important therapeutic breakthrough in over fifty years. It provides a new, safe and inexpensive method of medical treatment by mobilizing the natural defenses of one's own immune system.
........... " — David Gluck, MD
ÇEVİRİSİ.:...............
"Düşük Doz naltrekson (LDN) de en önemli tedavi atılım elli yıl içinde olabilir. Bu kişinin kendi bağışıklık sisteminin doğal savunma seferber ederek tıbbi tedavi, güvenli ve ucuz yeni bir yöntem sağlar.LDN önemli sağlık maliyetlerini azaltır ve hastalıkların geniş bir dizi tedavi artırır........

Naltroxene (LDN = Low Dose
Naltrexone)..(ETHYLEX -VIVITROL-DEPENDEX-NEMEKSİN=Muadili NALTREXONE)
OKUNUŞLARI:Naltrekson,Naltrexone,Naltreksone-LDN-LEDENE
http://www.barsakforum.com/naltrexone-tedavisi-crohn-da-vt58.html?highlight=naltroxen
Başa dön
Kullanıcının profilini görüntüle Özel mesaj gönder E-posta gönder Yazarın web sitesini ziyaret et MSN Messenger
Önceki mesajları göster:   
Yeni başlık gönder   Başlığa cevap gönder    www.barsakforum.com Forum Ana Sayfa -> Prf.Dr. Canan M. Karatay Efendigil Tüm zamanlar GMT +2 Saat
1. sayfa (Toplam 1 sayfa)

 
Geçiş Yap:  
Bu forumda yeni başlıklar açamazsınız
Bu forumdaki başlıklara cevap veremezsiniz
Bu forumdaki mesajlarınızı değiştiremezsiniz
Bu forumdaki mesajlarınızı silemezsiniz
Bu forumdaki anketlerde oy kullanamazsınız


balon patlat
manisa yapı denetim
lol oyun
Powered by phpBB © 2001, 2005 phpBB Group
Türkçe Çeviri: phpBB Turkey & Erdem Çorapçıoğlu